Yazı Hakkında

Başlık:Rahşan Hanım Olayı!
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:15 Mayıs 1996, Çarşamba

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Rahşan Hanım Olayı!

Milliyet gazetesinin geçen günkü -sekiz sütunluk- başlığı şöyleydi:

“Ecevit’in Ölmesini Bekliyorlar'”

Serhan Askerin Rahşan Ecevit ile yaptığı bir söyleşinin başlığıydı bu. Ve Rahşan Hanım ekliyordu:

“Birleşme olmayacak'” Son Ecevit hükümetinin yeni kurulduğu günlerdeydi. MC kadrolaşmasının yarattığı olumsuzluklara çözüm aranıyordu. Ben de bir bakan arkadaşa bir görev için, iyi tanıdığım bir ismi tavsiye etmiştim. Rahşan Hanım duymuş atama söylentisini “Sakın ha!” demiş, “O adam komünistmiş: sol fraksiyonlarla iç içeymiş” Olay bana iletilince dondum kaldım. Söylentinin gerçekle hiçbir ilgisi yoktu. O dönemde Ecevitler’e çok yakın olan, şimdi CHP milletvekili bir dostuma açtım konuyu… Kendi düşüncemi desteklemek üzere de, çok saygın bir bilim adamını tanık olarak gösterdim. O da önerdiğim kişiyi yakından tanıyordu. Dostum gülümsedi:

”-Aman ha, O ismi tanık olarak önerme! Rahşan Hanım, onun hakkında da iyi düşünmüyor.”

Artık ekleyecek tek sözcük bile kalmamıştı.Çünku söz konusu bilim adamı, Ecevitler’in partisel toplantılarına sık sık katılan ve düşüncelerine önem verilen bir isimdi. Rahşan Hanım’ın iyi niyetli olduğuna kuşku yok. Tüm çabası, öğrenciliğinden beri yaşamını paylaştığı insana yardımcı olmak ülkesi için olumlu bir şeyler yapmak… Perde arkasından Bülent Bey’i yönlendirdiği suçlamaları da haksız Elbette ki. her insan çevresinden etkilenir. Hele öğrencilik günlerinden beri, yaşamlarının yarım yüzyılını baş başa geçirmiş iki insanın birbirinden etkilemesi kadar doğal bir şey olabilir mi?Ama eşinin Bülent Ecevit’ten çekindiğini gösteren çok sayıda somut olayın -yıllar öncesinden- bir tanığı olarak bazı suçlamalara hak vermem olanaksız. Peki doğru olan ne? Rahşan Hanım’ın aşırı kuşkucu olduğu ve dedikodulardan fazla etkilendiği her yerde “düşman” görme eğilimi içinde bulunduğu.. Ve -belki de bu özelliklerin doğal sonucu olarak- biraz “kinci” olduğu!.. Kimisi bugün CHP’de, kimisi ise köşesinde… Ecevit’e her zaman saygı ve sevgi beslemiş, dürüst,tutarlı birçok değerli insana kapılar niçin kapandı? Bir zamanlar baş tacı edilen ve sonra itilenlerin hepsi de kötü müydü? Kötü idiyseler,onların “seçiliş yöntemi”nde bir yanlışlık olması gerekirdi… İyi idiyseler, “dışlanış süreçlerinin” temelindeki bozukluk araştırılmalıydı. Bir ilde, bir buçuk yıl içinde 5 il başkanı değiştirilmesinin savunulabilecek bir yanı var mıdır? Milletvekili olmaya layık gördüğünüz kişinin, on kişiyi üye yapmasına izin vermemenin tutarlı bir yanı var mıdır? Güvenilmiyorsa niçin milletvekili yapıldılar? GüveniIiyorlarsa -kendilerine seçim kampanyası sırasında yardım etmiş- bir avuç insanı partiye üye yapmalarında nasıl bir sakınca olabilir? Ve örneğin. Yıllarca il başkanlığı görevini emanet ettiğiniz. belediye başkanlığına aday gösterdiğiniz bir kişiye, milletvekili adaylığını çok görmenizi, inandırıcı bir biçimde açıklayabilir misiniz? Ya da -yıllardır özenle oluşturduğunuz-örgütünüze, ‘‘Önseçim”lerde sınırlı bir güven bile duymamanızdaki nedenleri?..  Ecevit adının saygınlığı ve “tek başına” bile yüzde 10 kadar oy sağlayabildiği açık! Ama zenginleştirilen vitrininin ve “artık partileşiyor” izleniminin, son seçimlerde DSP’nın oylarının artışına “önemli’ katkıda bulunduğu da yadsınamayacak bir gerçek! Ecevit,geçmişte “hizipçilik“ten çok çekmiştir. Örgüt
işlerinin ne kadar baş ağrıtıcı olduğunu çok iyi bilir. Ve “vıdı vıdı”sı çok olan bir konuyu, güvendiği bir kişiye emanet edip fazlaca kafa yormamanın büyük rahatlığı olduğu da doğrudur. Ama bunlardan daha önemli bu doğru daha var. Sol demek “insan’’a güven demektir, ”iyimserlik” demektir, “hoşgörü” demektir. Bütün olarak ”halk”a güvenip de tek tek o halkı oluşturan insanlara güvenmemek olabilir mi? Sadece eşine ve eşinin güvendiklerine güvenmek olabilir mi?    “Demokrasi “ye inanıp da “demokratik süreç”lere inanmamak olabilir mi?

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: