Yazı Hakkında

Başlık:RP’li mi, RP’siz mi?
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:31 Aralık 1995, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

RP’li mi, RP’siz mi?

Cumhuriyet tarihinde ilk kez, seçmen, temel bir tercih yapmak zorunda bırakıldı. İlk kez bir parti,
açık bir biçimde, “rejimi değiştirme” önerisi ile seçmenin karşısına çıktı.

Laik-demokratik rejim mi? Dine dayalı devlet mi?

Oylar partilerden çok, temel bir “ideolojik tercih”e göre
kullanıldı. Laikliği kaldırmayı öngören partinin birinci olmaması için de soldan önemli oranda oy, orta sağ partilere yöneldi.. İstemeye, istemeye.

Ve seçmenin ezici bir çoğunluğu, “Laikliğe evet, din
devletine giden yola hayır!” dedi.

Hükümet sorunu, ancak “bu gerçek”ten yola çıkılarak çözülebilir!

* * *

Demokratik geleneklere uygun olarak hükümet kurma görevini Cumhurbaşkanı, Sayın Erbakan’a verebilir.
Ama RP’li hükümet arayışları temelden yanlıştır. Hem antidemokratiktir hem de siyasal sağduyuya aykırıdır.

Antidemokratiktir… Çünkü, seçmenin temel tercihine ters düşmektedir.
Siyasal sağduyuya aykırıdır… Çünkü, demokratik bir rejimi “demokrasinin temellerini yıkmak isteyen” bir güce teslim etmenin sakıncalarını, 20. yüzyılın tarihi göstermiştir.

Ne Hitler çoğunluğa dayanarak iktidar oldu, ne de Mussolini!
Ne Hitler kendi isteğiyle iktidardan ayrıldı, ne de Mussolini!

Mussolini, önce Özalvari bir seçim sistemi hazırladı.
Sonra o sistemle, oyların üçte birini alarak Meclis’te üçte ikilik çoğunluğa sahip oldu. Anayasayı değiştirdi ve faşizmi kurdu. (Hem de gelişmiş ve demokrasinin altyapısı Türkiye’den çok daha sağlam olan bir ülkede!)

Mussolini’nin yaptığı herşey “yasaya uygun”du; yasaldı, ama “meşru” değildi!..

Hitler de Mussolini de ülkelerindeki özgürlükleri yok ettikleri, tarihin tanıdığı en acımasız diktatörlükleri kurdukları ve halklarını bir felakete sürükledikleri için yıkılmadılar…
Kendileri ile birlikte, dünyayı da bir felaketin içine çektikteri için yıkıldılar!
Franco yıkıldı mı? Salazar’ın diktatörlüğü -ölünceye kadar- hiç tehlikeye düştü mü?

* * *

İtalyan ve Fransız komünist partilerinin, RP’den
çok daha fazla oy topladığı dönemler oldu. Ama iktidara ortak edilmedikleri için, kimse bu ülkelerdeki rejimlerin demokratikliğini tartışmadı.

Ve bu durum, o partilerin “Avrupa komünizmi” kavramını
ortaya atmalarına dek… “çoğulcu demokrasi”nin tüm ilke ve kurumlarını kabul ettiklerini açıklayıncaya dek sürdü.

RP, oyların yüzde 50’sinden fazlasını aldı da ona karşın iktidar kendisine verilmiyor mu?

“Rejimi değiştirmek” isteyen bir parti, seçmen istencini çarpıtan bir sistem sonucu, yüzde 21’lik bir oy desteği ile Meclis’teki sandalyelerin yarıdan çoğunu kazansa… iktidarı ona bırakmak, demokratik bir davranış mı olur?
Yoksa demokrasiye ihanet mi olur?

Milli Eğitim Bakanlığı’nı zaten “RP ideolojisi” denetliyor, yeni üniversitelerin çoğunun yönetimi tarikatçıların elinde… İçişleri Bakanlığı yan yarıya “RP ideolojisi”ne teslim edilmiş… Adalet Bakanlığı kadrolarının üçte biri, laikliğe inanmayanlardan oluşuyor… Bir tek ordu kalmış direnen…
RP hükümetin dışında iken durum böyle.

Bu devleti RP ağırlıklı bir hükümete teslim ettiğimizde neler olabileceğini göremeyecek kadar, “cahil, gafil ya da hain” miyiz?

* * *

Elbette ki, Sayın Erbakan başbakan olunca, ne laikliği kaldırabilir ne de rejimi tepetaklak edebilir… Ama devletin “içten fethi”ni hızlandırır.

Geçmişte “gizli gizli” atılan tohumlar yeşerdi, boy verdi…
Şimdi ürünleri deriliyor.
Artık “gizliliğe” gerek kalmayan bir döneme giriyoruz. Geçmişte yarım yüzyılda yapılabilenin şimdi beş yıla sığacağından kuşku duyan var mı?
Neymiş de, RP dışarıda kalırsa; ya gelecek seçimlerde tek başına iktidara gelirmiş ya da Cezayir’deki gibi silah zoru ile…

Demokrasilerde, aklına geleni söylemek serbest!

Kimisi “cehalet”inden, kimisi “gaflet”inden, kimisi de
“hıyanet”inden “cevher” yumurtluyor…
Bu durumda, bizim de bu konuya bir başka yazıda dönmemiz “farz” oluyor!

ÖZÜR VE KUTLAMA

Yılbaşı nedeni ile çok sayıda kutlama aldım. Kimisi tanıdık, çoğunluğu da tanımadık dostlardan. Herkese teker teker yanıt verme olanağına sahip bulunamadığım için, gerçekten de çok üzgünüm. Bazılarını yanıtlayıp bazılarını yanıtsız bırakmak ise beni daha çok rahatsız ediyor. Buradan, herkese gönülden teşekkürlerimi göndermek istiyorum. 1996’nın 1995’in acılarını hafifletmesini ve tüm insanlığa iyilikler getirmesini diliyorum.

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın