Yazı Hakkında

Başlık:RP’nin Önlenebilir Tırmanışı!
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.4)
Tarih:21 Kasım 1993, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

RP’nin Önlenebilir Tırmanışı!

RP tırmanışını sürdürüyor.

KONDA’nın son araştırmasına göre; Sayın Erbakan’ın
partisi, yarın seçim yapılsa ‘ana muhalefet’i oluşturacak.

Birinci sırada yüzde 27.7 ile ANAP var, ikinci sırada yüzde 23 ile RP, üçüncü sırada yüzde 20 ile DYP. SHP ile DSP’nin toplamı ise ancak RP’ye ulaşabiliyor.

Solsuz bir demokrasiye ve laikliğe karşı sağa bir kayış
mı var? Laikliğin ve solun olmadığı bir demokrasi olabilir mi?

★★★

Önce RP’nin hızla artan oylarına sağlam bir “teşhis” koymalı.

KONDA’nın araştırması, ANAP ve DYP’den RP ye kayış olduğunu gösteriyor. Ama -ne yazık ki- ılımlı sağdan dinci sağa kayanlara.,’Niçin’ sorusunu yöneltmiyor.

Erbakan’ın başında bulunduğu partilerin, 20 yıldır yüzde 10’larda donmuş olan ‘dinci’ oylarına şimdi eklenen oyların niteliği nedir?

Türkiye’de bir din devleti kurulmasını mı istiyorlar?
Yoksa tepkilerini dile getirmek için mi oylarını “dinci görünümü giderek azalan”bir partiye veriyorlar?

Prof. Ersin Kalayaoğlu’nun bir araştırmasının da vurguladığı bir gerçek var RP oylarını köyden değil kentten, daha doğrusu gecekondu özelliklerine sahip ‘kent
kesim’lerinden alıyor.

RP’nin 1989 seçimlerinde İstanbul’da aldığı oy yüzde 11. Ama aynı kentin gecekondu semtlerinden aldığı oy yüzde 38. Aynı seçimlerde Konya köylerinde aldığı oy yüzde 15 4, ama Konya merkezinde aldığı oy yüzde 41.7..

Toprağa dayalı üretim, insanları “kaderci”, yani tutucu yapar. Çünkü alacağınız ürün sizin çabanızdan çok “doğa”ya bağlıdır. Tanrı’ya bağlıdır.

Gecekondu insanı ise tutucu olmaktan çok “tepki”cidir.

Köy ile kent arasında bir geçiş noktasındadır. Gelenekleri ile kentteki yaşam biçimi ve “ahlak” anlayışı arasında bir bunalım geçirmektedir.

Aile yapısı sarsıntıya uğramıştır. Kent kendisini, “gelir düzeyi” ve köylülüğü ” nedeniyle kabullenmemektedir. Köyde insanlar ve yaşam biçimleri arasında var olmayan uçurum, kentte vardır.

Kırdan ya da küçük kentten gelen insan, “kent “te kendisini güçsüz dayanaksız hisseder. Yitme, kimliğini yitirme korkusuna kapılır. Tutunacak bir “dal” arar.

Gelir dağılımındaki haksızlığa, ahlaksızlığa, yolsuzluğa öfkelenir.

Bu birikim, ya “Bu düzen değişmelidir” diyen güçlü bir harekete, desteğe dönüşür. Ya da “yitmemek” ve hiç değilse “öte dünya umudu”nu koruyabilmek için geleneklere ve dine sımsıkı sarılmaya…

(Tıpkı Türkiye’de başını örtmeyen kadının Almanya’da başım örtmesi. Türkiye de camiye gitmeyen erkeğin Almanya’da gitmesi gibi… Bu, kurallarına uyamayacağı, kendini kabul etmeyen bir oyunu reddetmek gibidir)..

Birinci davranış biçimi “sol”u , ikinci çıkış ise “sağ”ı güçlendirir. Eğer bugün “geçiş durumundaki” ya da geçiş umudunu yitirmiş toplum kesimlerinde, sol oylar azalırken dinci sağın oyları artıyorsa bundan çıkan anlam açıktır.

Sol tutarsızlığı ve güçsüzlüğü nedeniyle ‘tepki’ oylarını da kaptırmaktadır. O kitleler için artık tek umut, “adil ve temiz” toplum vaat edenler olmaktadır!..

★★★

RP açıktan laikliğe karşı.

RP’nin Genel Başkan Yardımcısı Şevket Kazan Sivas’ta 35 insanı “din adına” yakanların avukatlığını yargı önünde üstlenmeye soyunuyor.

RP’li belediye başkanları Atatürk’ün adını taşıyan caddelerin adını değiştirip tarikat şeyhlerinin adını koyuyorlar…

Ve RP’nin “önlenebilir” tırmanışının dört “büyük” sorumlusu var. Demirel, Evren, Özal ve sol partiler.

Sayın Demirel, uzun iktidar yıllarında. RP’nin dünya görüşü yönünde insan yetiştiren “okul”ların sayısını “rekor” düzeye çıkardığı için sorumlu. O kafaların -Milli Eğitim’den başlayarak- devleti işgal etmesine olanak hazırladığı için sorumlu.

General Evren, Kemalistler dahil tüm solcuları ezerek meydanı “dinci” güçlere bıraktığı için sorumlu Atatürk adına Atatürk’e “ihanet” ettiği için sorumlu.

Rahmetli Özal, tüm toplumsal dengeleri alt üst ettiği, toplumsal uçurumları derinleştirdiği devletin sağlam kalmış kurumlarını da yıprattığı, eğitimin ve devletin işgalini sürdürdüğü için sorumlu.

Sol partiler ise “düzen değişikliği” bayrağını taşıyamayacak kadar bölündükleri, tutarlılıklarını ve güçlerini yitirdikleri. RP’ye alan boşalttıkları için sorumlular…

Demirel Evren ve Özal, attıkları adımların kendi amaçlarına değil, “başkaları”na yarayacağını göremeyecek kadar dar görüşlü” idiler… Sol particikler ise zaten kendi küçük dünyalarına hapsolmuşlar.

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın