Yazı Hakkında

Başlık:Şaşkınlara Şaşmak
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:24 Temmuz 1996, Çarşamba

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Şaşkınlara Şaşmak

Herkes şaşkın:

– Nasıl olur da koca DYP, Çiller’in oyuncağı haline gelir?

– Nasıl olur da büyük bir parti, seçim barajını aşmakta zorlanacak bir noktaya kadar gerilediği halde, kendisini o duruma düşüren önderini değiştiremez?
Partilerin varlık nedeni nedir?

Farklı toplum kesimlerinin varlığı!.. Eğer toplumda farklı toplum kesimleri olmasa farklı partilere de gerek kalmazdı.

Peki bugünkü DYP’nin varlık nedeni nedir?

Tüm seçim kampanyası, “RP’ye iktidar yolunu tıkamak ve laikliği korumak” temeli üzerine oturtulduğuna ve bu temel de şapa oturduğuna göre… Neye mal olursa olsun Çiller’i kurtarmak ve Yüce Divan’a gitmesini önlemek midir?

★★★

Siyasal partilerin temel gücü, dayandıkları toplum kesimleridir.

O toplumsal tabanın sorunları ve o sorunların ürünleri olan gereksinmeler, yanıtlarını partilerin programlarında bulurlar. Yani ideolojilerinde…

Buradan yola çıkarsak; tabanın eğilimlerine ters düşen bir önderin, parti içindeki iktidarını koruyamaması gerektiği sonucuna varırız… Koca İsmet Paşa bile, bu nedenden dolayı CHP yönetimini terk etmek zorunda kalmıştır.

Öyleyse önderin ve yönetici kesimin, bir partide taban ve ideoloji kadar önem taşımadığı söylenebilir mi?

Hayır!

Çünkü kitleler genellikle hareketsizdir, edilgendir. İşlerin yürüyebilmesi için bazılarının ipleri eline alması gerekir. Ve o “bazıları” giderek “yerlerinden oynatılmaz” olurlar.

Partinin tabanı ile o yönetici kesim arasında çelişkiler artsa bile, bu durum kolay kolay değişmez. Ve daha da ilginci; parti büyüdükçe bu çelişki de çok zaman büyür.

Niçin?

Yanıtı, Roberto Michels ünlü araştırmasında veriyor:

“Partinin, bütün kayıtlı üyeleriyle ve o üyelerin geldiği toplumsal sınıfla özdeşleşmesi hiç de zorunlu değildir. Kendisi kendi başına bir amaç haline gelerek, kendine özgü hedefleri ve çıkarları benimseyerek, temsil ettiği sınıftan yavaş yavaş ayrılır. Bir partide, kendini oluşturan örgütlenmiş kitlelerin çıkarları, onu kişileştiren bürokrasinin çıkarları ile aynı almaktan uzaktır.”

★★★

Peki önder niçin kolay kolay değişmez?

İktidar iktidarı güçlendirdiği için… Güç gücü çektiği için.

Hele bir de Turgut Özal’ın açtığı yol giderek “tek yol” haline gelmişse… Önderler, atadıkları kişilerce seçilir olmuşsa.. ve böylece, kişisel beklenti ve çıkarların ideolojinin önüne geçmesi kolaylaşmışsa..

Böyle bir durumda, genel başkanların değişmediğine değil, zaman zaman nasıl olup da değiştiğine hayret etmek gerekir.

İsmet İnönü’nün değişmesi; Atatürk’ün partisinde tabanın ne ölçüde etkin, ideolojinin de ne ölçüde önemli olduğunu gösterdi. Erdal İnönü’nün değişmesi ise “zoraki” genel başkanların bile, ancak “usanınca” iktidardan uzaklaştırıldıklarını ortaya koydu.

Ama Türk siyasal yaşamı, bu sorunun çözümünü de buldu. Ve tüm demokratik ülkelere örnek olarak sundu…

Kendi istekleri ile emekli olmak istemeyen genel başkanlara, Çankaya Köşkü “tahsis” edilmeye başlandı.

★★★

Partiler demokrasisinden “önderler demokrasisi”ne… Önderler demokrasisi olamayacağına göre de “önderler diktatörlüğü”ne..

Demokrasimizin içinde bulunduğu bunalımın temel nedenlerinden birisi budur!..

Acaba partilerde “demokratik yapı” sorunu çözer mi?

Eğer parti bilinçli, “gerçek” üyelere dayanıyorsa.. Eğer ideoloji o parti için gerçekten de önemliyse.. çözebilir.

Ama parti içi demokrasi ite “hizipçilik” birbirine karıştırılıyorsa.. çözemez.

Bakın Maurice Duverger ne diyor:

“Hizipçilik, daha çok yönetici sınıf arasında bir görüş ayrılığı olduğunu ortaya koyar. Her hizip, kendi içinde otoriter bir yapıya sahiptir. İtaate tanınan öncelik, doğal olarak ideolojik bakımdan bir gerilemeye yol açar. Kitleler gitgide kendilerine söylenenleri tekrarlamaya, böylece önderler de gitgide kendi seslerinin
yankısından başka bir şey duymamaya başlarlar.”

Türkiye’de bugün “sağ”ın ve de “sol”un haline şaşıranlara şaşmaz mısınız?

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: