Yazı Hakkında

Başlık:Seçim Çözümdür, Eğer…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:08 Haziran 1997, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Seçim Çözümdür, Eğer…

Çıkmazdan çıkılmasında etkili olabilecek üç “sivil” olanak var:
Cumhuriyetin temellerini koruyan yasaların uygulanması ve yargının görevini eksiksiz yerine getirmesi… Laikliğe “gerçekten” inanan iki sol partinin ve demokratik kitle örgütlerinin bir araya gelmesi ve Türkiye’nin önüne bir “ortak program”la çıkması… Ülkenin gerçeklerine uygun bir seçim sistemi ile seçimlerin yenilenmesi.

Yargı -Adalet Bakanı’nın tüm engellemelerine karşın- sonunda demokrasiyi korumada kendine düşen görevi anımsamaya başladı.

Demokratik kitle örgütleri bir “ortak payda”da buluştular. Ama CHP ve DSP’nin bu güç birliğinde yerini alması şimdilik uzak bir olasılık.

Seçime gelince… Bunalımdan çıkılmasının akılcı bir yolu olarak “erken seçim” gündeme gelmedi. Çiller ve RP’yi kurtarmanın umutsuz bir çırpınışı olarak “acele seçim” gündeme geldi.

★★★

Eğer yargı görevini savsaklamazsa ne olur?

Şevki bilmem neler, Hasan Hüseyin bilmem neler, hatta Necmettin bilmem neler, suç işleme özgürlüğü olmadığını öğrenirler. Onlardan cüretlenen militanlar da kendilerine çekidüzen vermek zorunda kalırlar.

RP ya da -kapatılırsa- yerini alacak olan parti, sivrileri ayıklar. Demokrasinin gereklerini içine sindirmeye çalışır.

İstanbul’un Fatih semti ve benzerleri “Küçük İran” olmaktan kurtulur…

Eğer Kemalist sol ve kitle örgütleri “ortak program” etrafında güç birliği yaparsa ne olur?

Ülkedeki güçler dengesi tersine döner. Oy tabanı yüzde 50’lere varacak bir çekim odağı ortaya çıkar. Demokrasinin üzerindeki kara bulutlar kalkar. Ordu da huzur bulur.

Peki… Eğer doğru dürüst bir seçim yapılırsa ne olur?

★★★

Seçimin amacı, halktaki eğilimleri ortaya çıkarmaktır. Ve bu eğilimlere uygun bir yönetimin oluşmasını sağlamaktır.

Oysa bizdeki son seçimler, belki halkın eğilimlerini iyi kötü yansıttı… Ama ona uygun bir yönetimin oluşmasına olanak vermedi.

Yüzde 8’in üzerinde oy alan bir MHP ve yüzde 4’ün üzerinde oy alan bir HADEP temsil olanağı bulamadı. Ama yüzde 1’lik bir BBP, “anahtar” konumuna gelebildi.

Daha da vahimi, demokratik rejimin temellerine karşı olan bir parti, sadece yüzde 21’lik bir oyla iktidarı ele geçirdi… Ve bu durum, Cumhuriyet tarihinin en büyük rejim bunalımını yarattı.

Öyleyse ne yapmalı?

Belediyelerde ve ülke yönetiminde, bu “azınlık tahakkümü”ne son vermeli. Ve seçim sistemini, bu çarpıklığı düzeltecek biçimde değiştirmeli.

★★★

Refah, sağdaki ve soldaki bölünmelerden yararlandığı içindir ki; yerel yönetimlerde ve ülke genelinde bir “azınlık iktidarı” söz konusu.

Yapılması gereken şey, oylardaki yapay bölünmeleri kaldırmaktır.

Belediye başkanlığı seçimlerinde iki tur yaparsınız. İkinci tura, birincisinde en çok oy almış olan iki aday katılır… Ve Ankara, İstanbul gibi kentlerde, yüzde 21 ya da yüzde 24 ile “şeriatçı” belediyeler dönemi kapanır.

Genel seçimlerde ise iki turu farklı uygulamak gerekir.

Ülke barajı yüzde 5’e indirilir. Ama her seçim çevresinde, ilk turda yüzde 15’in altında oy alan partiler ikinci tura katılamazlar… Ve solda CHP-DSP oylarını, sağda ANAP-DYP oylarını, birçok seçim çevresinde “sandık” iyi kötü birleştirmiş olur.

Hatta -tıpkı Fransa’da olduğu gibi- ikinci turda partilerin aralarında anlaşma yolları da açık tutulabilir.
Bölge barajını geçen partiler de, o seçim çevresinde, birbirleri lehine seçimden çekilebilirler.

Yüzde 1’lik “asalak” partiler silinir. Ama yüzde 5’i geçenler de, hiç değilse bazı bölgelerde temsilci çıkarırlar.

★★★

Yargı… Güç birliği… Seçim…

Elbette ki, demokrasilerde “çare” tükenmez!

Tabii eğer, o çözümleri işlemez hale getirmek için özel bir çaba göstermezsek!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: