Yazı Hakkında

Başlık:Serpintiler…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:16 Ağustos 1996 Cuma

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Serpintiler…

Telefonun öteki ucunda, ceza hukukçusu profesör bir dostum vardı. Ölüm oruçları ile ilgili yazımı okumuştu. Oradaki düşünceleri tamamen paylaştığını vurguluyordu.

Ya tamamen devletin ya da tamamen hükümlülerin yanında yer alan yazıların gerçeği yansıtmadığı kanısındaydı. Kendi yaşadığı bir olayı anlattı.

– Bir örgüt elemanının davasını almıştım. Avukatlık yaşamımda hiç görmediğim bir durumla karşılaştım. Müvekkilimle cezaevinde bir kez bile baş başa görüşmek olanağını bulamadım.

Gardiyanlar mı bekliyordu yandaşlarında?

Hayır!

– Müvekkilimle birlikte mutlaka bir de “örgüt müşahidi” geliyordu. Müvekkilimin bana anlattıklarını denetliyordu. Çok rahatsız oldum, ama önleyemedim.

Amaç herhalde “örgüt”ün hoşuna gitmeyen bir bilginin verilmesini ya da “itiraf”ta bulunulmasını önlemekti. Ve o ortamda “müvekkil”in özgürce konuşmasına, gerçekleri anlatmasına herhalde olanak yoktu…

Cezaevlerinde insanca koşullar elbette sağlanmalı!

Ama öncelikle de, cezaevlerini bir avuç militanın yönetmesi, diğer hükümlü ya da tutuklular üzerinde bir “baskı yönetimi” kurması önlenmeli!

★★★

Çoktandır dosyamda duran bir mektup vardı. Birden güncelleşti.

Şöyle diyor bir yerinde:

“Keşke Anadolu bozkırlarında sahnelenen Shakespeare’ler Gogol’lar, Çehov’lar Moliere’ler.. Halkevci, Köy Enstitülü köy çocuklarının, nasıl bir sanatsal yaklaşımla yeniden yaşadıklarını bir görebilseydiniz.. Hasanoğlan’da bugün taşları tek tek çekilip yıkılmakta olan bir açıkhava tiyatrosu var. Cumhuriyet tarihinin bu ilk açıkhava tiyatrosunu Köy Enstitülü çocuklar yapmışlardır. Bugün film yasaklayan, tiyatro basan, kitap yakan Osmanlı kafası. Köy Enstitülerine işte o açıkhava tiyatrosu ile saldırdı.”

Ve Sayın Erdem Türkmence ekliyor:

“Orak çekice benziyor dediler. Komünist icadıdır dediler. Kızlı erkekli öğrenciler oynuyorlar, külliyen kâfir işidir dediler. Ve de gümbür gümbür yıktılar. Siz umutlusunuz. Ben de umudumu yitirmemeye çalışıyorum. Yetmiş beş yıl özgürlüğün, laikliğin, demokrasinin ve kültürleşmenin insanlığını yaşayan bu toplum, ülkenin karartılmasına, ortaçağın hortlatılmasına herhalde izin vermez diye duş kurmaya, avunmaya, çalışıyorum.”

Ne denebilir?

“Her toplum layık olduğu yönetime kavuşur” demek, işin kolayına kaçmak olur.

Biz layık olduğumuza inandığımız toplumu ve yönetimi oluşturmaya çalışmalıyız. Gerekirse, iğne ile kuyu kazarcasına.. Tıpkı onların yıllar boyu yaptıkları gibi.

Bu bir birikimdir!

★★★

Son zamanlarda iki sol partiden de umudunu kesenler artıyor. İnsanlar arayış içindeler

Cumhuriyet okurlarının 2. sayfadaki yazılarından tanıdığı Serkan Aksüyek’in mektubu, bana ulaşan, sözlü ya da yazılı sayısız tepkiden sadece bir tanesi:

“Refah Partisi’nin iktidar olduğu şu dönemde, özellikle Kemalistlerin kendilerine sağlam bir çatı bulması gerekiyor. Bana göre bu çatıyı oluşturabilecek tek şans, yeni ve sağlam ideolojik temellere dayanan bir Kemalist Parti’dir. Koltuk kavgasına girmeden ülkeyi kurtarabilecek, şeriatla eylemsel mücadele edebilecek, demokrasinin gereklerini tam olarak uygulayabilecek böyle bir partinin kurulmasına öncülük ediniz.”

Sayın Aksüyek’in uzun mektubu şu satırlarla son buluyor:

“İkinci Kurtuluş Savaşımızı vererek başarıya ulaşacağımızdan asla kuşkum yoktur. Devrim yasalarını ölümsüz yaşama geçirdiğimiz gün ‘Dağ başını duman almış’ türküsüyle İzmir Cumhuriyet Alanı’nda haykıracağımız günün özlemi içindeyim.”

Gerçekten de yeni bir parti mi gerekiyor?

Yoksa asıl gereken, partilerde aradığını bulamayanların, ADD ve ÇYDD gibi sivil toplum örgütlerinde güçlerini birleştirmeleri mi?

Kemalist bu iki örgüt, şu anda belki de, demokratik dünyanın en büyük sivil toplum kuruluşları konumundalar. Tüm yurdu bir ağ gibi sarıyorlar.

Hiç kuşku duyulmamalı ki, onlar güçlendikçe, sadece iki sol parti değişmeyecektir; Türkiye’de çok şey değişecektir!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın