Yazı Hakkında

Başlık:SHP’li Bir Bakan!..
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.4)
Tarih:10 Nisan 1994, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

SHP’li Bir Bakan!..

Okurlar bilirler ki: bu köşenin yazıları -genellikle- bir “dava”nın etrafında dönüp dolaşır. Konular, o davayı ilgilendirdiği ölçüde önem kazanır. Kişiler ise o konularla bağlantıları ölçüsünde ele alınır…

Konu kapanınca, kişilerle sorunumuz da kalmaz.

Demokratik toplumcu solun doğrultu tutarlılığının, bu
köşenin yazarı için ne ölçüde önemli ve anlamlı olduğunu yinelemeye gerek var mı?

Kim Atatürk’e saldırırsa, tarihsel gerçekleri saptırırsa.. Kim Türk solunu Kemalizmden soyutlamaya çalışırsa.. karşısında bulacakları arasında, elbette ki bu köşe de olacaktır.

Hele o kişi ya da kişiler, “gaflet” ya da “hıyanet” işlevini “altı ok”lu bayrak altında yerine getirmeye çalışırlarsa, buna, bu köşede hoşgörü ile bakılmasına olanak bulunabilir mi?

“Beşinci kol” a göz göre göre kapılarını açanları tarihin affettiği görülmüş müdür?

SHP’li Kültür Bakam, ilk iş olarak bir Atatürk düşmanını “başdanışman” yaptı. Atatürk’ün kurduğu cumhuriyeti yıkmak isteyen “numaracılara” “özel” önem verdi.

Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Güngör özden den birçok demokratik kitle örgütünün başkanına, birçok üniversite profesörüne kadar, çok sert “kınama” mesajları aldı.

Bu tepkiler -yeri geldikçe- bu köşeye de yansıdı.

“Numaracı cumhuriyetçiliğin” sola değil sağa hizmet
demek olduğu bu köşede de anlatıldı. “Altı ok” çöp sepetine atılarak sosyal demokrat değil, ancak Özalcı olunabileceğinin altı, bu köşede de çizildi.

Bakan’ın ünlü “çok özel” danışmanının, sadece Atatürk’e değil Türkiye’deki sosyal demokrat partilere de düşman olduğunun somut örnekleri bu köşede de verildi.

Kendisine “sosyal demokrat” diyen bir partinin bakanının, neredeyse müsteşarından bile daha çok önem verdiği “baş” danışmanının, nasıl olup da Özal’ın yönettiği açıkoturumların da “baş” rolünde olduğu sorusu açıktaydı.

Özal mı “gizli” bir sosyal demokrattı; yoksa SHP’nin “liderlik” iddiasındaki bu bakanı mı “gizli” bir “numaracı” idi? Yoksa bu pek Sayın Bakan için önemli olan “ideoloji” değil de sadece kendi siyasal geleceği miydi?

Ne dilbilimci, ne tarihçi; ne edebiyatçı, ne sanatçı olan
ve İstanbul’da oturan bir kişi acaba hangi konularda “bay” danışmanlık yapıyordu? Hangi nedenle yurtdışı gezilere yollanıyor, toplantılarda başköşeye oturtuluyor ve devlet kesesinden takviye ediliyordu?

Bir büyük gazetede “köşe yazarı “olduğu için mi?

Tepkiler artınca, tam SHP kurultayı öncesinde, ünlü
“baş” danışmanın görevinden istifa etliği basına duyuruldu.

Tepkiler dindi. Bu köşede de bir daha bu konuya değinilmedi.

Ama Sayın Bakan, bu köşenin yazarına önce “hakaret mektubu” yazdı, sonra da hakkımda bir de “hakaret davası” açtı. Ve bu dava, geçenlerde Ankara 20. Asliye Hukuk Mahkemesi Yargıcı Selamet Iklayın şu kararı ile sonuçlandı.

“Bahsi geçen davaya konu yazılarda eleştiri sınırları aşılmamış, objektif sınırlar içinde kalınmış, haksız bir kötüleme ya da kötü niyetli bir küçümsemede bulunulmamıştır. Yazılar, kamu yararı ve toplumsal ilgi gözetilerek kaleme alınmıştır. Yazılarda bahsi geçen Mehmet Altan’ın yazıların yayımlandığı tarihlerde Kültür Bakanlığı Danışmanı olduğu, fikirleri itibariyle de ikinci cumhuriyet tezini savunduğu, tabu olduğunu iddia ettiği bazı değerleri yıkma iddiasında da bulunduğu bilinmektedir. Davalı yazar, yazılarında bu konuları dile getirmiş ve bu kişiyle davacının fikri yakınlıkları bulunabileceği düşüncesini uygun bir üslupla kaleme almış, topluma bazı bilgileri yansıtmıştır.”

Dava bu gerekçe ile reddediliyordu..

Eğer yeni bir gelişme olmasaydı konunun bu köşeye
yeniden gelmesi için bir neden yoktu.

Ama geniş çevresi olan deneyimli bir gazetecinin yakaladığı bir olay birden gazete manşeti oluverdi: SHP’li Kültür Bakanı, başta Mehmet Altan’ın ve kendi baldızının da bulunduğu 80 kişilik bir kalabalıkla. 10 milyar liralık bir Avustralya gezisine çıkıyordu. Oysa Türkiye’nin Avustralya’daki temsilcileri, böyle bir gezinin “gereksizliğini özei olarak vurgulamak gereğini duymuşlardı.

Haber manşet olunca. Bakan “Ben geziyi zaten iptal etmiştim “dediyse de. Dışişleri Bakanlığı yetkilileri bunu yalanladılar. Haberinin yayımlandığı tarihe kadar. 19 nisanda başlaması öngörülen gezinin “iptal edilmemiş”
olduğunu açıkladılar.

Bu vesileyle yapılan araştırmalar, iki gerçeği ortaya çıkarmakta gecikmedi: Ünlü danışmanın istifa ettiği haberi ile kamuoyu ve SHP kurultay delegeleri uyutulmuştu. Bakan, önemli toplantılarda o kişiyi “sağ” yanına
oturtmayı, her önemli karara katmayı, dış gezilere göndermeyi ya da götürmeyi sürdürüyordu..bu, bir…

Bakan, dış gezilerine kalabalık gruplarla çıkıyor; “ulufe dağıtır gibi, bazı gazetecilerin ve bazı yakınlarının masrafları da devlet kesesinden karşılanıyordu. Bu, iki…

Şimdi şu soruların yanıtlarını. SHP Genel Başkanı ve
Başbakan Yardımcısı Sayın Karayalçın’dan istemek hakkımız:

Cumhurbaşkanları ve başbakanlar dışında, böyle kalabalık gruplarla dış geziye çıkan bakanlar var mıdır?
SHP’li Kültür Bakanı, daha önce kaç dış geziye çıkmış, bu gezilerdeki heyetlerde kaç kişi yer almıştır? Bu gezilere devlet kesesinden götürülen gazeteci ve yakınların isimleri nelerdir?

Sayın Bakan’ın kızdığı kişi ve yazarlara küfür etmekle ün yapan köşe yazarı, acaba hala Kültür Bakanlığı’ndan aylık almakta mıdır? İlişkisi kesilmiş ise, bu kişinin resmi toplantılarda Bakan’ın hemen sağında oturmasının gerekçesi nedir?

Yanıtları merakla bekliyoruz!

Ama “iktidar” daki SHP’nin nasıl olup da bu hallere
düştüğünü artık pek de merak etmiyoruz!..

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: