Yazı Hakkında

Başlık:Sisler İçinde Anılar
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:30 Mayıs 1999, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Sisler İçinde Anılar

Mülkiye kurşun yağmuru altında..

Gençlerin özgürlük haykırışları,dönemin iktidarı kurşun sesleriyle susturmak çabasında.

Kızlı erkekli gençler.. Öğretim üyeleri, asistanlar..
Fakülte yönetimindeki görevliler.. Hizmetliler.. Kaçı
şan kaçışana.

Söyleşine ölçüsüz bir tepki beklemeyen herkes
kendine bir sığınak arıyor.

Sınıf arkadaşımız Gencay Şaytan da bunlardan birisi. Kendisin ilk girdiği odadaki bir büyük masanın artına atıyor. Atar atmaz da fark ediyor ki hocamız Prof. Seha Meray da orada..

Hemen kendine çekidüzen verip başıyla selamlıyor.. O zamanki öğrenci etiğinin bir gereği bu.

Rahmetli çok sevgili hocamız da başlıyor gülmeye. Tüm korkusuna karşın kendini tutamıyor…

★★★

Kurşun sesleri susmuş, fakülte koridorlarına polisler dolmuştur.

Öğrenciler panik içinde yâkalanmamaya çalışmaktadır. Bazı polisler de öğrencileri büyük suçlular gibi görmektedir.

Kimisi insaflı, kimisi insafsızdır.

İçlerinde kız öğrencileri saçlarından yakalayanlar vardır.

Ve Dekan Prof. Fehmi Yavuz, gereksiz sertlikleri önlemek için çaba göstermektedir. Bağırır:

– Durun, yapmayın!

Polisin birisi işine karışımasına bozulur. Terslenir.

– Sen de kimsin?

– Ben dekanım.

Polis birden rahmetlinin koluna yapışır:

– Hah, biz de seni arıyorduk!

Ama tam bu sırada bir başka polisin sesi duyulur
ilerden:

– Oğlum o müdür, müdür!..

Hocadan özür dilenir. Ve “dekan”sözcüğünün komünist momünist gibi bir şey olduğunu sanan güvenlik görevlisi de sözcük dağarcığını genişletmiş
olarak kovalamacayı sürdürür.

★★★

27 Mayıs ‘in yaklaştığı günlerdeydi. 14 Mayıs gösterileri sırasında gözaltına alınanlar arasında ben de vardım.

57 kişi hazır kuvvette çok kötü bir 24 saat geçirdikten sonra, askere teslim edildik. Ve Mamak’taki 28. Tümen’de birden her şey değişti. Komutanından
erine, herkes bize karşı çok iyiydi. (O sırada yedek subaylığını yapmakta olan Oktay Ekşi ile de ilk kez orada tanıştım.)

İlk yakalandığımızda herkes birbirine masum olduğunu söylüyordu. Askerlerin ortamında güven gelince, diller de çözüldü. Ama en ilginç öykü, orta yaşlı
bir Karadenizliye aitti.

Polisin göstericileri toplamaya başladığını görünce kaçmayı düşünmüş. Bakmış ki ileride bir belediye otobüsü duruyor. Hemen koşup binmiş.

Ama otobüs bir türlü hareket etmiyor. Zaman zaman başkaları da geliyor. Derken polisler de biniyor ve yola koyuluyorlar. Ne bilet soran var, ne de duraklarda duran…

Derken “İnin bakalım” diyorlar.

Kurtulduğu için sevinçli. Ama bir de iniyor ki karşısında “Hazır Kuvvet” binası…

Behçet Necatigil “Sisler içinde insanlar / kimi yakınken uzak” diyor.

Sisler içinde anılar, kimi uzakken yakın..

27 Mayıs’ın üzerinden 39 yıl geçmiş. Dile kolay!

İdamlar yanlıştı. Ama 27 Mayıs sadece demokrasiyi diktatörlüğe çevirme yolundaki bir siyasal iktidara engel olmakla yetinmedi. Aynı zamanda Atatürk’ün 1938’de duran takvimine yeni ve çok önemli bir sayfa ekledi.

Hem “hukuk devleti”ni kurdu, hem de “sosyal devleti”.

Toplumcu (sosyalist) düşüncenin önündeki yasaklamaları kaldırarak; Kemalizmin geçmişin bekçiliği olarak değerlendirilmesine son verdi. Ve geçmişin bekçiliğinin yerini, “geleceğin öncülüğü “nün almasının
yolunu açtı.

27 Mayıs’ı 12 Mart ya da 12 Eylül ile aynı kefeye
koyanlar ya kördürler ya da aymaz!..

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın