Yazı Hakkında

Başlık:Sivil Darbecinin İtirafları
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:20 Eylül 1998, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Sivil Darbecinin İtirafları

Geçmiş doğru bilinmeden, gelecek doğru kurulamaz.

12 Eylül’ün yıldönümünde Radikal’de ilginç bir söyleşi yayımlandı. Konuşan, dönemin sivil cuntacılarından ve bakanlarından Adnan Başer Kafaoğlu idi. Konuşturan da Yurdagül Erkoca.

İkisini de kutluyorum.

Biri iyi konuşturmuş. Ötekisi de lafları ağzında eveleyip gevelememiş.

Konuşma sadece geçmişe ışık tutmuyor… Bugünü anlamakta zorluk çekenlere yardımcı oluyor. Ve de yarına “doğru” bakmaya katkıda bulunuyor.

Kafaoğlu’nun söylediklerinde üç önemli nokta var.

Birincisi, 12 Eylül’ün genel değerlendirilmesiyle ilgili:
1982 Anayasası, tamamen Adalet Partisi nin gücüyle gelmiş bir anayasa. Adalet Partisi ’nın yapamadıklarını asker yaptı diyebiliriz.. 1960 darbesi toplumu ileri götürdü, 70 de geri götürdü.. 1980 de geri götürdü.”

İkincisi, Kenan Evrenin değerlendirilmesiyle ilgili:

“- Evren cuntaya sonradan bindi ‘A madem ki yapıyorsunuz, ben de varım’ dedi. Her şeyi Evren berbat etti. Gitti ayet okudu kürsülerde. Bana diyor ki şimdi Uruğ Paşa, ‘Evren hasta, ziyarete git’. Şeytan görsün yüzünü. Bir kere gördüm, hâlâ onun ıstırabını çekiyorum. ‘

Üçüncüsü bugünün ve yarının değerlendirilmesiyle ilgili:

“- Rejim tıkandığı zaman, müdahaleden başka çıkar
yol yoktur. Yine müdahale olacak. . Askerlerle ilişkim olmaz olur mu!.. Siz hepiniz göreceksiniz. Nerde kaldı gelmediler, diyeceksiniz. O zaman gelecek.”

Söyleyenin kimliği göz önüne alındığında, her üç noktanın da ayrı ayrı üzerinde durmak gerekiyor.

***

Bir…

12 Eylül Anayasası’nı tartışırken hep aynı yargımı vurgulamıştım:

– Bu anayasa, orta sağ bir partinin programı gibidir!

Yani iktidara kim gelirse gelsin, eli kolu bağlı olacaktı. Ve o bağlar ülkeyi -kaçınılmaz olarak- bir çıkmaza sürükleyecekti.. Çünkü o anayasa, işçisiz bir sol ve solsuz bir demokrasi özlemini yansıtıyordu.

İki bacaklı bir adamı, tek paçalı bir pantolonla yürütmek gibi bir şeydi bu… Sonunda koltuk değneği de yetmedi. Tökezlemek kaçınılmaz oldu.

“Yumurtasız omlet” yapılamayacağı çok geç anlaşıldı.

İki…

Marmaris’teki emekli adamı. zaman zaman ağır bir biçimde eleştirdim. Ama Sayın Kafaoğlu’nun bu konudaki yargıları aşırı duygusal ve bu nedenle de haksız.

Evren, bir bütünün vitrinde görünen parçasıydı.

Aslında iyi niyetliydi, ama o bütünü kavrayıp yönlendirecek çapı yoktu.

Eleştirileri, .o bütünün sözcüsü konumunda olduğu için, 12 Eylül’ün simgesi gibi görünmesi nedeniyle hak etti.. 0 12 Eylül’ü kullanmadı. 12 Eylül O’nu kutlandı!

Zaten, 12 Eylülü çeşitli yöntem ve olacaklarla kullananların asıl önemli bir bölümü de içerde değil dışardaydı…

Üç…

Yakın bir gelecekte, yeni bir darbe olur mu?

Asker, olmaması için yırtınıyor. Sivil toplum örgütleri,
siyasal partileri aymazlıktan kurtarmak için çırpınıyor.
Basın, büyük bir sorumluluk bilinci ile davranıyor.

Ama ülkenin bir çıkmaza sürüklendiği duygusu, kitlelerde oldukça güçlü.

“Kime oy vereceğim” şaşkınlığında olanların sayısı
tehlikeli boyutlarda.

Devletteki “cumhuriyet karşıtı” kadrolaşmanın, sivil iktidarlar eliyle sona eremeyeceğine inananlar, her geçen gün artıyor.

Henüz çok geç değil!. Ama sivil kurumlara bağlanan
umutların tükendiği yerde, başka arayışların gündeme
gelmesinin kaçınılmaz olacağı da unutulmamalı!

Kafaoğlu, 12 Eylül’ün bir özeleştirisini yapıyor. Atatürk’ün putlaştırıldığı bir 12 Eylül döneminin.

Son İtalya gezimde. Roma’daki Romantica lokantasında bir akşam yemeği yemiştik. Elindeki gitarı ile Napolitenler söyleyen şarkıcının göğsünde Atatürk rozeti vardı. Gitarinin üzerine yapıştırmak için, bizden Atatürk
çıkartması istedi.

Atatürk’le ilgili bazı kitaplar okumuş.. Hayran olmuş.

Düşündüm de..

Belki de o Italyan, Atatürk’ü bizim 12 Eylülcülerin çoğundan daha iyi anlamıştı…

Sesi de Evren’inkinden çok daha güzel ve etkileyiciydi…

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: