Yazı Hakkında

Başlık:Sol Nasıl Kurtulur?
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:31 Mayıs 1998, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Sol Nasıl Kurtulur ?

Hiç telefonum bu kadar sık çalmamıştı. Ve de hiç, her telefondan aynı soru çıkmamıştı.

– Peki şimdi ne yapmalıyız?

Konu “Baykal Nereye Koşuyor?” yazısıydı. Telefon edenler de Türkiye’nin hemen her köşesindendi. Kimisi eski CHP’li, kimisi hâlâ CHP’li, kimisi DSP’li, kimisi “solcu” ama partisiz. Hatta içlerinde ANAP’a oy vermiş olanlar bile vardı.

Sayın Baykal‘ın CHP’yi sağa sürüklemesine tepki çoktu. “Bıraksın o ismi ve o bayrağı da sonra ne yaparsa yapsın!” diyenler çoktu. Ve her öfke patlaması,
hep aynı soruyla noktalanıyordu:

Ecevit “Bana ve eşime kul olun da öyle gelin!” diyor. CHP ise CHP olmaktan çıkmış. Çaresiz miyiz? Bizim yapabileceğimiz hiç mi bir şey yok? Kime oy vereceğiz?

Her telefonda düşüncelerimi anlatmak olanağım yoktu. Söz verdim:

– Pazar yazımı bu konuya ayıracağım…

★★★

Türk solu nasıl kurtulur?

Bu sorunun çok yalın bir yanıtı var:

– Sorunlan ancak “sol çözüm”lerle hafifleyebilecek olan kitleleri, kanatları altında toplayarak!

Bunlar iki kesimdir.

Birincisi.. Cumhuriyet’in temel değerlerinin yıkılmakta oluşundan kaygıya düşmüş olan kitleler. (Bu kesim, şimdi Cumhuriyet tarihinin hiçbir döneminde olmadığı kadar genişlemiş durumda. Çünkü o kazanımları koruması gereken devletin birçok kurumu
-Cumhuriyet düşmanlan tarafından- içten ele geçirilmiştir!)

İkincisi.. Düzenin dışladığı ya da koşulların köklerinden kopardığı kitleler (Bu kesim de hiç olmadığı kadar genişlemiş durumda. Bir yandan Özalcı ekonomik politikalar, bir yandan Güneydoğu sorununun etkileri, öte yandan da “sosyal devlet” anlayışının terk edilmesi bu sonucu doğurmuştur.)

CHP, 1977 seçimlerinde bu iki kesimi yanına alarak, yüzde 42’lik bir oy desteğine ulaşmıştı.
Çünkü hem Kemalizmi ve çağdaşlığı temsil ediyordu, hem de düzeni değiştirmek ve “hakça bir düzen” kurmak savındaydı.

12 Eylül tüm sol ile birlikte “Kemalist sol”u da vurunca, o iki kesim de kendisine başka kapı aramaya başladı.

Laiklik ve çağdaşlık peşinde olanlar “ehven-i şer”e yöneldiler.
40 yıllık CHP’lilerin bir kısmı bile ANAP’a, hatta bir ölçüde de
DYP’ye gittiler.. Düzenin ezdikleri ise “hakça düzen “umudunu, RP nın “adil düzen”inde arar oldular. Kimisi de bu dünyada kalmayan beklentisini, tümden “öte dünya“ya yöneltti.

★ ★★

Bugün solu da Türkiye’yi de kurtaracak ilk adım, “Kemalist sol”u bir şemsiye altında toplamaktan geçiyor.

O toplanma güç yaratacaktır. O güç de ezilen kitleleri yeniden yanına çekme olanağını verecektir.. Güçlü olan, herkes için bir çekim merkezi oluşturur. Ama
en çok da “en güçsüzler” için en çekici olur!

Peki bu nasıl olacak?

Önümüzde buna katkıda bulunabilecek olan üç kesim var.

Birinci kesimi DSP oluşturuyor.

Baykal’ın, genişleyen sol tabana değil de giderek daralan “ılımlı sağ” tabana yönelmesi. CHP açısından “tarihsel bir aymazlık”tır. Ama Ecevit’in partisi içinde “tarihsel bir fırsat “tır Eğer DSP. bir “aile partisi’ olmaktan çıkmayı içine sindirebilirse.. Türk solundaki tıkanma hızla aşılabilir.

İkinci kesimde,CHP içi muhalefet yer alıyor..

Kemalist Alpaslan Işıklı ile Kemalistlere “faşist” diye saldıran Zülfü Livaneli‘yi listelerinde yan yana koyma mantıksızlığından kurtulurlarsa.. Parti içi demokrasinin bir amaç değil, ancak araç olduğunu unutmazlarsa.. Baykal’a karşı olanlar karması olmaktan çıkarlarsa.. Ve “CHP tarihsel kimliğini yitirmiştir, biz bunun kavgasını veriyoruz” diyerek Kemalizmi bayrak yaparlarsa; savaşımları bir anlam ve ağırlık kazanır.

Üçüncü kesim, CHP’den de DSP’den de umduklarını bulamayanlardan oluşuyor. Hem sayıları çok. hem de her geçen gün çığ gibi artıyor.

Onların yapması gereken de belli!

Önce kendilerine en uygun olan bir sivil toplum örgütüne girmeliler ÇYDD ve ADD’ler öncülüğünde 34 kuruluşun yayımladığı “Demokratik Toplumcu Çağrı”ya kendi örgütlerinin de katılmasını sağlamalılar.. Ve Türkan Saylan‘ın ÇYDD’sinin yaptığı gibi. O çağrıyı “Kemalist solun anayasası” olarak benimsemeli ve özümsemeliler.

“Sayı” artı “bilinç”, güç demektir.

Güç gücü doğurur. Ve de er ya da geç.. kendi bireysel kaygılarını kitlelerin beklentilerinin önüne geçirenleri de önüne katıp sürükler.

Sel gibi.. Seller gibi!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: