Yazı Hakkında

Başlık:Sol’un İki Yanlışı!
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.4)
Tarih:21 Şubat 1993, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Sol’un İki Yanlışı!

Askerler, “Savaşın başlangıcında yapılan yanlışı düzeltmek zordur” derler.

Oysa 1980 sonrasının Türkiye Solu, çıkış noktasındaki yanlışların henüz bilincinde bile değil. Bu nedenle solun yeniden iktidar seçeneği olması giderek daha da zorlaşıyor.

İşbirliği-güçbirliği yerine “birleşme”yi hedef seçmek de yanlış;
örgüt-yapı sağlamlığı yerine önceliği “program”a vermek de yanlış!

Bu yanlışlar nedeniyledir ki bir araya getirilmek istenenler -tüm zorlayıcı koşullara karşın- giderek daha da uzaklaşıyorlar…

★★★

Daha CHP’nin yeniden siyaset sahnesine dönüş hazırlıkları yapılırken yazmıştım, “program değil, yapı önemlidir” diye..

DSP’nin programında eksiklik ya da tutarsızlık bulmak çok zordur. SHP’nin programı, çağdaş sosyal demokrasinin hemen tüm öğelerini içerir. CHP’nin programı da kuşkusuz ki Türkiye’nin ve dünyanın bugünkü koşullarının gerisinde kalmayacak.

Ama bu üç partiden hiçbirisi, ne iktidara aday ne de “ana muhalefet” olmaya!

Bırakın halkı, o üç patiyi birleştirmeye çalışanların bile çoğunluğu, o programlarda neler olduğunun ayrımında değiller. Çünkü o programların günün birinde yaşama geçirileceğine inanan yok!

1970’lerin ünlü “Akgünlere” programı çok mu daha tutarlıydı da ellerde ve dillerde dolaşıyordu? Çok daha büyük bir birikimin ürünü olduğu için mi, kitleleri peşinden sürüklüyordu?

Pek sanmıyorum!..

Ama insanlar, “Akgünlere” izlencesinin gerisinde, onu yaşama geçirebilecek bir güç olduğuna inanıyordu. O nedenle de orada yazılmış olanları önemsiyordu.

★★★

27 Mayıs Anayasası, birçok Batılı demokratik ülke anayasasından daha ilerideydi. Ama ne Türkiye o ülkelerden daha iç açıcı bir siyasal yaşama kavuştu, ne de o anayasanın savunucuları Türkiye’de iktidara sahip olabildiler..

Demokrasinin gerektirdiği toplumsal yapıya büyük ölçüde sahip olan İngiltere’de ise yazılı anayasa bile yok.

Her ideoloji, benzer koşulları paylaşan toplum kesimlerinin gereksinmelerini karşılayan bir inanç sistemidir. Siyasal partiler de o gereksinmeleri dile getirmek ve çözümlerini yaşama geçirmek için vardırlar.

Eğer toplumsal tabanı yansıtan tutarlı bir örgüt ve yönetim yapınız yoksa o programın da hiçbir anlamı yoktur. Ama toplumsal tabanınızı iyi belirlemişseniz, yönetiminiz “gerçekten” demokratik bir biçimde olmuşsa, programınızdaki eksiklikler ve yanlışlıklar mutlaka giderilir!

Kitlelere güven verecek olan öğe partinin “programı” değil, “yapısıdır! Hele hele “düzen değişikliği” gibi bir savdan yola çıkmışsanız, o savı sırtlayacak örgütü ve yönetim kadrolarını görmeden kitleler size güvenemez..

Üstelik “önce program ” dediğiniz zaman, üç parti de -kendisini daha tutarlı göstermek için- benzer noktaları değil, ayrımları vurgulamak zorunda kalır!

★★★

Solun ikinci yanlışı olan “birleşme önceliği” konusunda da durum çok açık.

Eskiden “birleşme” önerileri hep SHP ve İnönü kanadından gelirdi. Bu konudaki her girişimin arkasından kendi tabanını ve örgüt yapısını korumak endişesi içindeki Ecevit de kırıcı suçlamalara girişirdi.

Şimdi öneri CHP ve Baykal’dan gelince, bu kez kendi yapısını koruma endişesi ile suçlama kervanına Erdal İnönü ve çevresi de katıldı..

Tabandaki kaymaları önlemek isteyenler, karşıyı suçlamak ve kendilerinin farklılığını vurgulamak gereğini duyuyorlar. Böylece de her birleşme girişimi, ortak noktaları değil -çelişkili bir biçimde- farklılıkları öne çıkaran bir süreci harekete geçiriyor.

İki hafta önce de yazdığım gibi öncelik “birleşme”ye değil, “işbirliği”ne verilmeli. Ancak bu yolla “ayrımlar” değil “benzerlikler” öne çıkabilir.

Halkın iradesini çarpıtmayacak, sosyal demokratların
■ Arkası 17. Sayfada

■ Baştarafı 4. Sayfada

“parlamento dışı muhalefet” olmaları sonucunu vermeyecek demokratik bir seçim yasası için işbirliği.. Sağlıklı bir siyasal yaşamın önünde engel oluşturmayacak bir anayasa için işbirliği..
Laik-demokratik devleti güçlendirmek için işbirliği..

Ve bir yıl sonraki belediye başkanlığı seçimlerinde, İstanbul’u Atatürk düşmanlarına, diğer büyük kentleri de “ılımlı sağa” teslim etmemek için işbirliği..

Yapılarınızı sağlıklı hale getirin. Sizin de demokrasinin de Türkiye’nin de yararı için “işbirliği-güçbirliği” yapın.. Bir de bakarsınız ki “birleşme” günün birinde zorlama ile değil, kendiliğinden gündeme girmiş!..

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın