Yazı Hakkında

Başlık:Son ‘Mesaj’
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:13 Haziran 1997, Cuma

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Son ‘Mesaj’

Monte Carlo’nun ünlü kumarhanesinde, rulet masasının başında, her defasında aynı ses yükselir:
– Les jeux sont faits, rien ne va plus!

“Zarlar atıldı, artık yapacak şey kalmadı” anlamına gelen bir sözdür bu. Genelkurmay’ın “irtica brifingi”nden ayrılırken, nedense kafamın içinde hep aynı tümce yinelenip duruyordu.

Ama askerlerin “mesaj”ında ufak bir fark vardı:
– Zarlar atıldı, artık geriye dönüş yok!
Yani?
Ya masayı terk edersiniz.. ya da, tüm servetinizi orada tüketip sonunda “intihar” edersiniz.

★★★

Aylar önce bu köşede yayımlanan bir yazının başlığı şöyleydi: “Ordunun Mesajı!”.

Yazı, Genelkurmay Başkanı Karadayı‘nın Anadolu dergisine verdiği demeçle ilgiliydi. Ve demeç bir “mesaj” içeriyordu:
– Laik demokratik düzen yıkılarak, Türkiye “ortaçağ karanlığı”na götürülmek istenmektedir. Bunu Türk halkı ve onun bir parçası olan “ordu kabul edemez!”

Mesajın iki muhatabı vardı.
Birincisi, Silahlı Kuvvetler’in kendisiydi: “Merak etmeyin! Sizlerin ne düşündüğünüzü biliyorum, o düşünceleri paylaşıyorum ve gereğini de yapıyorum!..”
İkincisi ise, tüm “Silahsız Kuvvetler”di: “Ordu laikliğin yıkılmasını kabul edemez! Sorumluluğunuzun gereğini yerine getirin!”

Cumhuriyet adım adım içten çökertiliyordu. Ve sivillerin bu durum karşısındaki sessizliği ya da etkisizliği, orduyu bir boşluğu doldurmak zorunda bırakıyordu.

★★★

Orgeneral Karadayı’nın mesajı, çok açık bir “uyarı” idi.

Kime?

Bu sorunun yanıtı da bu köşedeki yazıda tüm açıklığıyla vardı:
“Önce, şeriatı alıştıra alıştıra getirebileceğini sanan RP’ye. Bir kadını kurtarmak uğruna RP’ye payandalık eden DYP’ye. Örtülü şeriatçı BBP’yi Meclis’e taşıyan, imam okullarının hamisi ANAP’a. Türkiye, Cumhuriyet tarihinin en büyük bunalımını yaşarken, hâlâ aile partisi olmakta direnen DSP’ye. Yitmiş olan kimliğini yeniden ele geçirmek için gereken adımları atacak yüreği olmayan CHP’ye.”
Ve devam ediyordu:
“Basına, sivil toplum örgütlerine, savcı ve yargıçlara, Cumhuriyetin hâlâ ayakta kalabilmiş tüm kurum ve güçlerine…”

“Mesaj”, kapalı kapılar ardında yapılan uyarıların sonuç vermemesinin bir ürünüydü. Ama o da yeterince “uyarıcı” olmadı ve 18 maddelik ünlü MGK kararları gündeme geldi.

Basın, sivil toplum örgütleri, savcı ve yargıçlar, üniversiteler, sorumluluklarının bilincine varmaya başladılar. Ama TBMM’deki ve hükümetteki -en hafif deyimiyle- aymazlık ya da körlük sürdü…

★★★

Ordunun son “irtica” konusundaki bilgilendirme toplantılarında verdiği “mesaj”ın özü şu:
– Durum vahim!.. “Silahla korumak’’ dahil, gereğini yapmak bizim asli görevimiz içindedir!..

Daha açık ne söylenebilir?

En aptalların bile anlamaması için, Meclis’te ya da hükümette mi olmaları gerekiyor?..

27 Mayıs’tan birkaç gün önce, Ankara’da Harp Okulu öğrencileri yürüyüş yapmışlardı. Yabancı bir elçilikteki kokteylde olay duyulunca, DP’nin tanınmış isimlerinden birisi şöyle demişti:

– Bizi desteklediklerini göstermek için yürümüşler. Ama gerek yoktu!

27 Mayıs’lar, 12 Mart’lar, 12 Eylül’ler.

27 Mayıs öncesinde, ders alınacak örnek bulunmuyordu; mazeretleri vardı. Peki ya sonraki dönemlerin sorumluları? Ya bugünküler?

★★★

Yazıma başlarken “Mesaj no 3” demeyi düşünüyordum. Vazgeçtim.

Uyarı tırmanmasında artık daha ileri bir nokta kalmamış gibi geldi bana. Dönüşü olmayan bir “topyekün savaş”tı.. bir “son uyarı” idi bu!

İlk uyarıdan sonraki yazım şu satırlarla noktalanmıştı:

“Demokrasi içi çözüm tükenmedikçe, demokrasi dışı çözüm arayışları umut olamaz!

– Asker gelip temizlesin!

Asker süpürgeci mi?.. Herkes evinin önünü temizlerse; ne süpürgeciye gerek kalır, ne de kimse süpürmeye talip olur!”

Anlamadılar, anlamak istemediler. Pislik sürdü…

Evlerinin önünden pis kokudan geçilmeyenler için bu son fırsattır!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: