Yazı Hakkında

Başlık:Suçla Ayağa Kalk!
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:06 Mart 1998, Cuma

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Suçlu Ayağa Kalk!

Yaşamımın en acı olayının üzerinden iki yıldan fazla zaman geçti.

Yorgun, uykusuz değildim. İçkili değildim. Hız karşıtı olduğumu dostlarımın hepsi bilir. Otuz yılı aşkın sürücülük dönemimde benzer bir olay yok.

Yolda bir karışlık seviye farkı olan bir bölüm.. Yüz metreye gelişigüzel yayılmış mıcır.. Durumu yeterince önceden görmeye engel olan bir yol kıvrımı.. Görünür ne bir işaret, ne bir uyarı.

Ve birbiri peşi sıra gelen kazalar..

Gece yarısı bir ölü.. Öğleye doğru iki ölü.. Akşama doğru bir ölü..

Karayollarının bir numaralı sorumlusu TV’de konuşuyor.

– Kışlalı hızlı gidiyormuş.. Suç kendisinin, bizim kusurumuz yok!

Yayın canlı. Spiker dayanamıyor:

– Aynı yerde aynı günde kaza yapmış olanların hepsi de mi suçlu? Kazalann hep aynı noktada oluşu bir rastlantı mı?

★ ★★

Birbirini izleyen kazalar nedeniyle olay yerine gidenler.. Oradan günde birkaç kez geçen dolmuş sürücüleri.. Kasabanın hükümet doktoru.. Kaymakam vekili..

Herkes tanık.

Kimisi hiç işaret falan görmemiş. Kimisi otlar arasında bir taşa dayalı tek bir işaret olduğunu söylüyor. Hem de kaza yerine ancak 25-30 metre mesafede. Yani görülse bile çok geç.

Dördüncü ölümden sonra olay yerine görevli olarak gelen bir jandarma subayının şu sözlerini çok kişi duymuş:

– Yeter artık, bir günde kaç kişi öldü.. Şuraya artık doğru dürüst uyarı işaretleri koysunlar!

Polisin tutanakları hep aynıydı. Kaza nedeni, her zaman “sürücü kusuru”ydu..

Ve zamanın Emniyet Genel Müdürü gazetecilere itiraf ediyordu:

– Bizim polisimiz devleti korur. Devlete kusur göstermez!. .

Polis raporlanna göre İlhamı Soysal’dan Teoman Erel‘e kadar . Sayısız “mıcır” kurbanlarında suçlu (!) hep belliydi. Ya ölenlerin kendisi, ya da arabayı kullanan yakınları..

Olayı sayısız kez düşündüm.. Her defasında derin bir acı ile..

Vicdanımla başbaşa uykusuz çok gece geçirdim. Ama kendimde kusur bulamadım! Ve hep aynı soruyu sordum:

– Görevlerini yapmamış olanlar.. o kaza raporlarını düzenleyenler.,birilerini korumak için düzmece belge çabası içine girenler.. ve ekranda suçlu olarak
bizlen gösterenler. Vicdanları ile başbaşa kaldıklarında acaba ne yapıyorlar? Uyuyabiliyorlar mı?

Alışkanlıklara, birilerini koruma çabalarına ve hatta bazı çıkar ilişkilerine karşı savaşım iki yıldan fazla sürdü. İnsanlara ve adalete olan inancım çok deneyimden geçti.

Ve dostum, Avukatım Doç. Hasan Bıyıklı yılmadı.

İğneyle kuyu kazdı.. Bilgisini, enerjisini, yüreğini koydu ortaya.. Haksızlığa direndi.. Ama sonunda, kazanın hiç değilse yüzde 50 nedeninin TCK (Türkiye Cumhuriyeti Karayolları) olduğu -yargı kararı ile- belgelendi.

İstanbul Teknik Üniversitesi uzmanlarının bilirkişi raporunda şu satırlar yer alıyordu:

“Bu bilgiler, kazanın oluşunda yol yüzeyinde serbest kırma taş malzeme bulunmasının etken olduğunu göstermektedir. Bunun en önemli kanıtı da olay yerinde kısa zaman aralıkları ile art arda kazaların olmasıdır.. Bu durumdaki bir yolun trafiğe açılmaması gerekirdi. Bazı zorunlu nedenlerle TCK yolu bu durumda trafiğe açmak zorunda kaldı ise, bu durumun olduğu yerden yeterince öncesinden başlayan işaretlemeyle, bu olağanüstü durumu, sürücülere bildirmeliydi.. Trafik İşaretlen el kitabına göre, işaretlemenin gevşek malzemenin bulunduğu kesimden en az 150-200 metre önce başlaması gerekirdi. ”

Ve Prof. Ergun Gedizlioğlu, Prof. Yaşar Özdemir ile Öğr. Gör Y. Müh.İbrahim Çağıl’ın imzasını taşıyan rapor hükmünü veriyordu: Olayda yol durumu ve ihmal, “birinci derecede” etkili olmuştu.

★ ★★

Olayı bir yazının konusu yapıp yapmamakta kararsızdım. Ama Selmin Kutay adlı bir okurumun mesajı uyarıcı oldu.

Bursa Orhangazi’de benzer bir olayı daha taptaze yaşamıştı.. Gene ne işaret vardı, ne tabela.. Ve gene peşpeşe kazalar.. Aynı yerde üç ölü..

Yollarda sık sık “Trafik canavarı olmayın!” levhaları görüyorum.. Kanımın çekildiğim hissediyorum.. Canavar her zaman sürücüler mi?!..

Çocukken ağlayarak uyandığım düşler görürdüm. Hepsi de birbirinin benzeri düşlerdi bunlar.. Haksızlığa uğradığım ve haksızlığa karşı çaresiz kaldığım düşlerdi..

Korkunç bir düş bu kez aynı biçimde bitmedi. Hak yerini “biraz olsun” buldu.

Darısı benim yaşadığımın benzerini yaşamış olan tüm kurbanlara!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: