Ahmet Taner Kışlalı Yazıları Cumhuriyet Gazetesi Haftaya Bakış Köşe Yazıları

Suçluluğun Telaşı mı? Ucuz Kahramanlık mı?

Yazı Hakkında

Başlık:Suçluluğun Telaşı mı? Ucuz Kahramanlık mı?
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:22 Mart 1998, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Suçluluğun Telaşı mı? Ucuz Kahramanlık mı?

En “veciz”, özlü tanımı İlhan Selçuk koydu.

– Çillerleşiyor!

O düşüne düşüne konuşan..yanlış bir şey söylememek için, neredeyse her sözcükten sonra bir sigara molası veren.. “ağırbaşlı” Mesut Yılmaz’a acaba ne oldu?

Ne oldu da, “Haayt, var mı bana yan bakan!” edasıyla sağa sola saldırmaya başladı?

– Ben höt denilince bırakacak adam değilim!

– Batı Çalışma Grubunu lağvedeceğim…

– Askerler kendi işine baksın, laikliği korumak bizim işimiz…

Ve sağ kolu Yaşar Okuyan okuyor.

– Kimse bizden, laikliği dinsizlik olarak anlamamızı beklemesin!

Sırtında taşıdığı bir geçmişin verdiği suçluluğun telaşı içinde mi? Yoksa tükendiği duygusuna kapılıp ucuz kahramanlığa mı heveslendi? Acaba cami duvarını pisletince oylarının artacağını mı sanıyor?

Ortada ne “höt” diyen var.. Ne de askerler laikliği “dinsizlik” olarak anlıyorlar.

Ama bu sözlerin arkasında, “Bu pisliği biz yaptık, bizim temizlememiz gerekir” mantığı varsa, çok da yanlış sayılmayabilir.

ANAP ve Yılmaz bir çizginin bugünkü uzantılardır Menderes’ten başlayan bir çizginin. Özal’dan bu yana da o çizginin -bizzat- kendisidir. Hızlandırılmış, kalınlaşmış halidir.

DP, tarikatların sırtını sıvazlıyordu.. ANAP’ın içi tarikat temsilcileriyle doldu.

DP şeriat eğitimim özendiriyordu.. ANAP’ın katkılarıyla, imam okulu mezunlarının sayısı 20 yılda 14 katına çıktı.

Ve boynuz kulağı geçti.

163. maddeyi kaldırıp, şeriatçı güçlerin önünü açmak Menderes’in, Demirel’in aklının ucundan bile geçmezdi.

İçişleri Bakanlığı’nda yoğun dinci kadrolaşma ANAP’lı bakanlar döneminde
oldu. Milli Eğitim Bakanlığı’nda dinci egemenliği, koltuklarda ANAP’lı bakanlar varken pekişti. Yerel yönetimlerde, ‘Refah’lı belediyelere en büyük desteği ANAP verdi.

Bunlar olurken Sayın Yılmaz hep o hükümetlerin içinde ve bazen de başındaydı.

Daha iki yıl önce, TBMM’de anayasa tartışmaları yapılırken anayasanın laiklik ilkesini işlemez hale getirme çabalarında, RP ile ANAP kol kolaydı. Ve ANAP’ın başında Yılmaz vardı.. Kültür Bakanlığı’nı çağdışı kafalı bakanlara teslim eden de hep Mesut Yılmaz oldu.

Eğer Türkiye bugün bir batağın içindeyse, bunun baş sorumlularından birisi bugunkü Cumhurbaşkanı birisi de bugünkü Başbakan’dır. Ama aralarında çok önemli bir fark var.

Demirel oy kaygısından uzaklaşmıştır. Bazı gerçekleri gördüğü izlenimim
vermiştir. Ve hiç değilse bazı yanlışları düzeltme çabasındadır.

Yılmaz ise kendisini çaresiz hissetmektedir. Ve çaresizlik, genellikle suçluluk duygusunu öne çıkarır. Bugüne çözüm bulamayan geçmişe döner.

Acaba Sayın Başbakan suçluluğun telaşı içinde midir?

★ ★★

İkinci olasılık “ucuz kahraman”lık.

Kohl’e hakaret et, ulusal gururu okşa!.. Askere sert çık “yürekli lider” ol!..

Ve de, erken seçime sarılıp bunu “oy “a çevir!

Acaba bu doğru hesap mıdır?

Almanya’yı kızdırmanın iç siyasete yansıyacak bir bedeli yok. Askerin Yılmaz’a kızıp darbe yapmayacağı da belli… Ama “tatlı su kahramanlığı”nın oy getireceği hiç de belli değil.

Kamuoyu yoklamalarının altını çizdiği -ve hepimizin bildiğimiz- gerçek ortada. Halkın en güvendiği kurum ordu. En güvenmediği kişiler ise siyaset adamları..

Acı, ama gerçek bu!

Eğer amaç Refah’ın eski oylarını tırtıklamaksa… Dimyat’a pirince giderken
“evdeki bulgur”dan olmak da var.

Kentlerin aydınlık insanları, Mesut Yılmaz’da “güvenilir önder” serabı görmeye başlamışlardı. Soldaki iki öndere yönelik kızgınlık da, bu tür arayışları güçlendiriyordu. Şimdi perde kalkıyor ve unutulan gerçek yemden sırıtmaya başlıyor.

Yılmaz’ın çevresinin, laikliği savunanlara-ve başta askerlere- “dinsiz” imasında bulunması çirkindir. En hafif deyim, ile aymazlıktır.

“Laikliği korumayı bize bırakın!” demesi gülünçtür. Bu toplumu aptal yetme koymakla eşdeğerdir.

Tüm bunları yaparken orduyu yıpratmaya çalışmak ise, toplumun kendisine
kötülüktür. Ve çürümüş bir ortamda, sağlam kalabilmiş tek kurumu da pasifleştirmeye, susturmaya, yozlaştırmaya kalkmanın anlamı çok ağırdır.

Vebali de çok büyüktür!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: