Yazı Hakkında

Başlık:Tank mı? Demokrasi mi?
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:20 Şubat 1998, Cuma

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Tank mı? Demokrasi mi?

Milliyet in “Artı Haber” dergisinin kapağında bir başlık: “Sincan tanklarından bir yıl sonra tartışma sürüyor Cumhuriyetçi misiniz, demokrat mı?” Ve
altında ikinci bir başlık: Regis Debray, Taner Kışlalı: ‘Elbette cumhuriyet- Alain Touraine Mehmet Attan “Elbette demokrasi! ”

Tanklar Demokrasi Cumhuriyet…

Birincinin anlamı çok açık. İkincisi üzerinde de üç aşağı beş yukarı bir kavram birliği var. Bu nedenle de, soruya verilecek yanıt, “cumhuriyet”
sözcüğüne yükleyeceğimiz anlama bağlı.

Ve konu sadece “tank”larda ilgili değil aynı zamanda “türban “la ilgili.

★ ★★

Regis Debray, Fransız solunun ünlü isimlerinden… Che Guevara’mn yakın dostuydu. Sosyalist Cumhurbaşkanı Mitterrand’ın yakın danışmanlarındandı… Ve demokrasi adına okullarda “türban”ı savunanlara, cumhuriyet adına karşı çıktı.

Şu gerekçeyle:

“Dincilik, okullarda cemaatçi anlayışı harekete
geçirme çabası içindeydi. Bunun hemen ardından
Katolik ve Musevi topluluklar da harekete geçebilirdi. Turban, aynı zamanda kadınlara yönelik ayrımcılığın da simgesi haline gelmişti.”

Daha derinde ise başka bir gerekçesi vardı.

“Eğer okul, insanların matematik ve insan hakları gibi evrensel bilgi ve değerlerle buluşacağı bir kurumsa, onun dinler ve cemaatler arası güç ilişkilerinin gündeme getirildiği bir alan olmasına izin
verilemez… Okul, dine karşı değildir, ama dinsel
alanın dışındadır.”

Artı Haber dergisinin ‘‘Demokrasi mi cumhuriyet mi” sorusuna verdiği yanıtın özü ise şu:

“Cumhuriyeti demokratlaştırmak gerekiyor, ama
bunu cumhuriyeti yok etmeden yapmak lazım.”
***

Cumhuriyet nedir?

Sadece, yönetenlerin seçimle belirlendiği bir yönetim biçimi midir? Yoksa bunun ötesinde bir anlamı davar mıdır?

Dar anlamdan yola çıkarsanız, elbette ki demokratik olmayan cumhuriyetler de olabilir. Oy kullanma hakkını çok sınırlı bir kesime tanıyabilirsiniz. İnsan haklarını ve özgürlükleri devre dışı bırakabilirsiniz. Böylece de demokrasiden uzaklaşırsınız, ama isminiz gene de “cumhuriyet’’ kalır.

Tıpkı, İran İslam Cumhuriyeti gibi.

Ama birçok düşünürün gözünde, cumhuriyet
belirli manevi değerler üzerine oturan bir yönetim
biçimidir. Örneğin Montesquieu’ya göre cumhuriyet, “yurt ve eşitlik sevgisi”dir. Bir adım daha atarsanız… Cumhuriyeti “yurt sevgisi eşitlik ve
çağdaşlık” temelleri üzerinde yükseleri bir yönetim biçimi sayabilirsiniz.

O durumda da İran rejimini ve benzerlerini cumhuriyet sayamazsınız.

“Ben ressamım. Ben doktorum” demekle ne
ressam olunur ne de doktor.

Olaya Türkiye açısından yaklaşırken? Cumhuriyetle “manevi temeller” den soyutlayarak değerlendirmek yanlış olur. Bu. her şeyden önce, cumhuriyetimizin kurucusunun kafasındaki yaklaşıma
ters düşer.

Demokrasi uğruna cumhuriyetin yıkılmasına izin
vermeli mi?

Hayır!

Çünkü eğer cumhuriyeti koruyabilirseniz, yitirdiğiniz demokrasiye bir gün yeniden kavuşabilirsiniz Ama eğer cumhuriyeti yitirirseniz, demokrasiyi de zaten yitirmişsiniz demektir.

Benzer koşullarda cumhuriyet, demokrasinin
önkoşuludur; ama demokrasi cumhuriyetin önkoşulu değildir. Türkiye örneğinde de, demokrasiyi yaratan cumhuriyettir. Ve cumhuriyetin temel değerlerinden uzaklaşıldıkça, demokrasi de, toplumsal barış da tehlikeye girmeye başlamıştır.

Demokrasi, toplumsal eşitsizliği azaltacak, çağdaşlığı hedefleyecek kurumlardan vazgeçebilir: ama cumhuriyet vazgeçemez. Örneğin demokrasi,
eğitimi de, sağlığı da “kamusal hizmet” olmaktan
çıkarabilir, ama cumhuriyet çıkaramaz.

Hatta demokrasi yurdun parçalanmasına göz
yumabilir: ama cumhuriyet yumamaz.

Elbette ki erek “demokratik” cumhuriyettir. Ama önce cumhuriyettir!

Son bir soru daha var: Tank mı, demokrasi mi?

Bu sorunun yanıtını da geçen yazımda bir Alevi yurttaşımız vermişti.

Sincan’da yürüyen tanklara karşı çıkanlar Sivas’ta, Madımak Oteli’nin içinde olsalardı… Ve de tanklar yobazların üzerine yürüseydi, acaba kimden yana olurlardı?

Ne diyordu Sayın Aslanoğlu:

“Şeriat tehlikesini kavrayamayan solcular, bu
aymazlıklarının bedelini İran’da canlarıyla ödediler!’’

Ve de yüz binlerce kişiye ödettiler!

Bizim numaracı cumhuriyetçilerimizde ise o yürek de yok… “Şeriat gelirse, ben de gider, Rodos’ta yaşarım” diyor bir kısmı… Pişkinlikle, utanmadan!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: