Yazı Hakkında

Başlık:“Tanrı’nın Bir Lütfu!..”
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:28 Nisan 1995, Cuma

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

“Tanrı’nın Bir Lütfu!..”

Şu sözler, geçen hafta TBMM’de, bir Amerikalı tarafından söylendi:

Atatürk, Tanrının Türkiye ‘ye bir lütfudur!.. Atatürk almasaydı Türkiye Cumhuriyeti de olmazdı ve bugün geçmişi kötülemeye kalkanlar da olamazdı.
Atatürk devriminin ve sonraki başa benzeri, dünya tarihinde görülmemiştir. .. Atatürk Türk milleti için bir mucizedir!

Connecticut Üniversitesi Öğretim üyelerinden Howard A. Reed, Osmanlı ve İslam tarihi profesörü. Eşi Kazak kökenli. Türkçeyi iyi biliyor.

Gençliğinde Atatürk’le tanışmış.

Türkiye’de de “orta sağ” iktidarlarla zaman zaman yakınlığı var.

★★★

TBMM, geçen hafta 75. kuruluş yıldönümünü kutladı.

Bu kutlamalar içinde en anlamlısı da, “Milli Egemenlik ve Demokrasi Kurultayı” idi. Eski Senato salonunda yapıldı. İki gün sürdü. Dünyada parlamento
kavramının doğuşundan Türk demokrasisinin bugününe ve yarınına kadar birçok konu irdelendi.

Çok sayıda yerli ve yabancı bilim adamı katkıda bulundu. Ben de bir oturum yönettim ve “Atatürk ve Demokrasi” konulu bir konuşma yaptım.

Katılan milletvekili ve siyasal adamı sayısı azdı. Ama TV’de “canlı” yayın sayesinde, konuşmalar yurdun dört bir köşesinde anında izlenebiliyordu.

Örneğin Prof. Bülent Tanör, Türkiye’de “ilk cumhuriyet”‘in 1 Mart 1919‘da Kars’ta kurulup 12 Nisan 1919’a kadar yaşadığını anlatırken.. milyonlarca kişi,
o şaşkınlığı aynı anda yaşadı.

Sayın Tanör, Kurtuluş Savaşı öncesi yerel kongreler ve “yerel şûra hükümetleri” üzerinde ayrıntılı bilgiler verdi. Verilen her bilgi ile birlikte de, numaracı
cumhuriyetçilerin bir savı daha yıkıldı.

Kemalist hareketin halktan kopuk, zorla kabul ettirilen, dayatılan bir hareket olduğu savı idi bu… Halkın “direnecek gücü olmadığı için” kabullendiği savı.

★ ★★

Kürsüde olanlar anında görüldü, ama kürsü ötesi görülmedi.

Örneğin Prof. Gülnihal Bozkurt’un elini sıkmayan, sırtlarını dönen bazı RP’lilerin gösterdiği tepki görülmedi. Tepki, acaba Sayın Bozkurt’un konuşmasına
mıydı, yoksa başı açık oluşuna ve üstelik bir oturuma da başkanlık yapmasına mıydı?

Ve acaba, “adil düzen” gelirse kadınlara nasıl davranılacağının bir göstergesi miydi?..

Görülmeyenler arasında Doğu Perinçek de vardı.

Sayın Perinçek, “Kemalist sol”un dışında, ama Kemalizme saygılı bir Marksist solun temsilcisi… Bana, Körfez bunalımı öncesinde Abdullah Öcalan ile yaptığı konuşmayı anlattı.

Ve Öcalan’ın nasıl “Ben de Türk aydınlanmasının bir ürünüyüm!” dediğini…

Sonra da Şerafettin Elçi’yle olan bir tartışmasını aktardı. Sayın Elçi’ye yönelttiği şu soruyu hemen not ettim:

Mustafa Kemal Moskova ‘da devrimci, Havana ‘da devrimci, Pekin’de devrimci, Paris’te devrimci, Cezayir’de devrimci… Diyarbakır’da devrimci değil!..
Nasıl oluyor bu?

★★★

Geçen hafta Meclis’te aldığım notlar arasında bir de öykü var.

“Gerçek” bir öykü.

Olay, İdil’de, 1930’lu yılların başlarında geçer.

Komşuları, yaşlı bir Kürt kadınının canhıraş feryatları ile uyanırlar. Kadıncağız bir yandan ağlamakta bir yandan bağırmaktadır:

Koşun, yetişin!.. Mustafa Kemal Paşa öldü!

Nereden duydun?” derler: “Biz öyle bir şey duymadık!”

Yaşlı kadının dizlerine vurarak dövünmesi artar:

Öküzlerimi çalmışlar… Mustafa Kemal ölmeseydi kimse böyle bir şey yapmaya cesaret edemezdi! Mutlaka ölmüştür ve çalanlar o kara haberi sizden
benden önce almışlardır!..

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: