Ahmet Taner Kışlalı Yazıları Cumhuriyet Gazetesi Haftaya Bakış Köşe Yazıları

Tanrıtanımazlık ve Yanlışlıklar Üzerine…

Yazı Hakkında

Başlık:Tanrıtanımazlık ve Yanlışlıklar Üzerine…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:25 Kasım 1998, Çarşamba

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Tanrıtanımazlık ve Yanlışlıklar Üzerine…

“Atatürk ve Din” başlıklı yazıdan sonra çok mektup geldi.

Büyük çoğunluğu olumluydu.
Ama özellikle bir tanesi, yanlış anlaşılabilecek bir anlatımım olduğu
izlenimini veriyordu.

Mektubun altındaki imza, Sayın Öget Öktem-Tanör’e aitti. Çok
saydığım ve sevdiğim, değerli bilim adamı Prof. Bülent Tanör de,
altına kısa bir not eklemişti “Öget’in duygu ve düşüncelerini
aynen paylaşıyorum.”

Söz konusu yazımın sonundaki şu tümceyi, gerek içerik gerekse biçim olarak, şiddetle eleştiriyorlardı:

“Eğer Atatürk bugün yaşasaydı, sadece laiklik düşmanlarıyla
savaşmazdı. Kanımca, Tanrıtanımazlığı marifet sayan bir avuç entel bozuntusuyla da savaşırdı.”

Düşüncemin yanlış yorumlandığı anlaşılıyor.

Laikliğe inanan her insan, elbette ki insanların inançlarına ya da
inançsızlıklarına da saygılı olmalıdır. Dindarlık da Tanrıtanımazlık
da, o seçimi yapanların kendi kişisel sorunlarıdır. Kimsenin eleştirme hakkı olamaz.

Benim eleştirdiğim Tanrıtanımazlar değil; Tanrıtanımazlığı, laiklik ya da Kemalizm adına savunmaya kalkanlardır.. Tanrıtanımazlığı laiklik ya da Kemalizm ile bütünleştirme çabasına girenlerdir .

“Aydın” ile “entel”i birbirinden ayırmaya ne ölçüde özen gösterdiğimi, bu köşenin okurları çok iyi bilirler!

★★★

“Atatürk ve Din” başlıklı yazıyla ilgili iki de düzeltme geldi.

Bilkent Üniversitesi öğretim Görevlisi Sayın Ahmet Özer, yazıda değinilen olayla ilgili olarak üç noktayı vurguluyor:

Bir… Atatürk’ün Trabzon’a geliş yılı 1926 değil, 1924’tür.

İki… Meydanın adı Kavaklı değil Kavak’tır.

Üç… Okulun adı önceleri Mekteb-i Mülki İdadi iken, sonra Trabzon Sultanisi, en sonunda da Trabzon Lisesi adını almıştır.

Emekli Orman Mühendisi Sayın Bahattin Bayraktaroğlu da, aynı düzeltmelere iki nokta daha ekliyor. Atatürk’ün girdiği sınıftaki din dersi hocasının Vasıf Hoca değil Ahmet Hamdi Efendi olduğunu söylüyor. Atatürk’ün yorumlanmasını istediği ayetin de “İnşirah Suresi” değil “Vettini ve zeytini ve turi sina” ayeti olduğunu savunuyor.

★ ★★

Bazı yanlışlıklar vardır ki, istem dışıdır.

Bazıları ise zaten yanlışlıktan çok yanlış anlamadır.

Ama bazıları da kasıtlıdır. Yanlış oldukları biline biline yapılırlar… Ya
bir gerçeği saklamak için ya da bir gerçeği ya da gerçekleri saptırmak için.

Samih Nafiz Tansu’nun, “İki Devrin Perde Arkası”nı daha lise
yıllarımızda duymuştuk. Tansu gibi, o kitaba katkıları olan Galip
Vardar da, Kabataş Lisesi’nin tarih öğretmenleri arasındaydı.

Zamanında birçok baskısı yapılan kitabı, şimdi Sebil Yayınevi
yeniden basmış Abdülhamid aleyhindeki bölümleri çıkararak..
Atatürk aleyhinde dip notları ve iftiralar ekleyerek…

Ve kanlı 31 Mart’ın ünlü Derviş Vahdeti’si için kullanılan “softa”
tanımlamasını “hoca”ya çevirerek..

Emekli astsubay Sayın Halil Oduncu, bazı sayfaların fotokopisini yollamış. Haklı olarak büyük tepki duyuyor… Benzer bir tepkiyi, köşesinde Murat Bardakçı şöyle dile getirmişti:

“Böylesine hayasızca işlenmiş bir fikir cinayetini karşılıksız bırakmayın! İki Devrin Perde Arkası ‘na perde arkasında tecavüz eden kişilerden hesabını sorun!”

Sayın Bardakçı, kitabın yazarlannın mirasçılarına sesleniyordu

Ama ben aynı çağrıyı, Kültür Bakanlığı’nın hukukçularına yapmak istiyorum.

Cumhuriyetin temellerini yıkmak isteyenler., bir zamanlar St.
Exubery’nin “Küçük Prens” kitabına Atatürk karşıtı bölümler eklemişlerdi. Kimileri de “Kara Kitap”larının orasına burasına Atatürk’e küfürler sıkıştırmışlardı.

Utanmazlıklara “dur” demek demokrasinin gereğidir!

Demokrasi sahteciliği ve ahlaksızlığı koruyamaz.. Eğer korur ya
da göz yumarsa, onlar giderek demokrasiyi çürütürler.

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: