Yazı Hakkında

Başlık:Temeldeki Bir Yanlış!
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:08 Ağustos 1997, Cuma

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Temeldeki Bir Yanlış!

Telefondaki ses, saygılı ama üzgündü:

– Sizin yazınızda değindikleriniz, polis içinde önemli bir kesimi oluşturmuyor. Onlar azınlıktalar… Çoğunluk, sizin yazdıklarınızdan dolayı üzgün!

Telefonun öteki ucundaki isim Önder Aytaç’tı…
Polis Akademisinde öğretim görevlisi, “Medyanın Gözüyle Susurluk ve Çeteler” kitabının yazarı. Aydın, çağdaş bir kafa.

Yazımın katılmadığı bölümünde şu satırlar yer alıyordu:

“Polislerin militanlaştığı doğru değil, militanların polisleştiği doğru… Polisin görevi cumhuriyet yasalarını korumak. Ama polisin içinde o yasalara inanmayanlar var. Hatta o yasalara karşı olanlar var… Cumhuriyeti benimsemiyor, üstelik de disiplinsiz. Ortalık kızışınca amirinin emrini dinlemiyor. ”

Ve verilen örnekler şu yargı ile noktalanıyordu:

“Elbette ki polisin tümü böyle değil Ama içindeki ‘önemli’ bir kesim böyle!”

★★★

Söz konusu yazının içinde bir polis-asker kıyaslaması da yapılıyordu. Ve Sayın Aytaç bunun da polisleri üzdüğünü söylüyordu…

Askerin seçiliş ve eğitiliş biçimi farklı. Ayrıca içindeki laik cumhuriyet karşıtlarını sürekli olarak ayıklıyor. (Yapısı ve yasalar buna elverişli.) Üstelik de disiplinli.

Polis ise bu olanaklara sahip değil.

Şeriatçı ve ırkçı eğilimli içişleri bakanları döneminde polisin içine çok sayıda “militan”ın sokulduğu yalan mı? Sadece son yıllarda sekiz bin imam okulu mezununun polis yapılmış oluşu bir rastlantı mı?

Telefondaki ses. bunların azınlık olduğunu söyleyince sordum:

– Siz polis akademisindeki öğrencilerinize bakarak sonuca varıyorsunuz. Onların sağlıklı bir yapıda olduğunu öğrenmekten dolayı mutluyum… Ama acaba sıradan polisler için aynı şeyi söyleyebilir misiniz?

– Siz de subayları bir yana bırakıp, sıradan erler için aynı şeyi söyleyebilir misiniz?

Haklıydı. Ama bir noktayı unutuyordu.

Er geçici bir şiire görev yapıyordu, polislik ise uzun süreliydi… Üstelik de, ordudaki sıkı disiplin, farklı eğilimlerin dışa yansımasına izin vermiyordu.

★★★

Sayın Aytaç’ı dinlerken bir açıdan rahatladım.

Polisin subayları demek olan kesimin, sağlıklı ve yeterli bir eğitimden geçtiği anlaşılıyordu.

Sorun polisin içindeki “bir kısım er”deydi.

Militanların polis olmasına engel olunmadığı gibi, yeterli bir eğitimden de geçmiyorlardı. Buna bir de disiplin eksikliği ve siyasal etkiler eklenince, ortaya üzücü bir durum çıkıyordu.

Peki ne yapmalı?

Her şeyden önce militanların polisleşmesi önlenmeli. Laik cumhuriyeti korumak ve yasalarını uygulamak görevi, o cumhuriyete inanmayanlara, karşı olanlara verilmemeli.. O görevi üstlenenlerin, gerektiğinde silah kullanabildikleri, zora başvurabildikleri unutulmamalı.

Sırtlarına polis üniforması giyecek olanlar, mutlaka yeterli bir eğitimden geçirilmeli. Onlara laik, demokratik, çağdaş bir eğitim verilmeli.

Polis örgütü, ordu benzeri bir sıkı disipline kavuşturulmalı. Disiplinsiz davranışlar gösterenler, ideolojilerini görevlerinin önüne geçirenler meslekten uzaklaştırılmalı.

Ve polisi, siyasal iktidarın eğilimlerine göre kullanılan bir maşa olmaktan kurtarmalı. Ordudaki gibi poliste de, yükselmeler ve görev değişiklikleri, “askeri şûra” benzeri bir iç mekanizma ile yürütülmeli.

★★★

Bunlar yapılmalı ki, ne biz üzülelim ne de polis üniformasını onurla taşıyan çoğunluk üzülsün!

Polisin olmadığı çağdaş rejim yoktur.

Ama polisin rejim karşıtlarına hoşgörü gösterdiği, rejim yandaşlarına ise şiddet kullandığı bir çağdaş rejim de yoktur.

Yargı, ordu ve polis… Devletin otoritesini bu üç kurum sağlar.

Ordu siyasal iktidarın değil, devletin ordusudur.
Yargı siyasal iktidara karşı -sınırlı da olsa- bağımsızdır. Polis ise siyasal etkilere tam anlamıyla açıktır.

Bunda bir yanlışlık yok mu?

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: