Yazı Hakkında

Başlık:‘Terör Hatayı Affetmez!’
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:18 Aralık 1996, Çarşamba

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

‘Terör Hatayı Affetmez!”

Nereden nereye?

Güneydoğu’da, devletin valilerinin bile “Devlet gündüz var, gece yok!” dediği dönemlerden geçtik. Özal’ın “Federasyon da tartışılmalıdır” görüşünü ortaya attığı dönemlerdi bunlar. Cumhurbaşkanının bölgeye ancak inanılmaz güvenlik önlemleri
altında gidebildiği, çelik camların arkasında konuşabildiği dönemlerdi.

Askerin kendini ve belirli yerleri savunmakla yetindiği… PKK’nın saldırdığı… ” Ver kurtul!” mantığının yer yer etkili olduğu…

Durum şimdi tersine döndü. Öteki olasılığa göre hesaplarını yapanlar, çıkış yolu arıyorlar. Bölünmenin kimsenin yararına olmayacağına inananlar ise yarayı nasıl saracaklarının arayışı içindeler.

Güvenlik güçleri görevlerini yaptılar, yapıyorlar…

Sıra sivillerde.

Ve bir de sivil iken “komando” olan Güneydoğu’da “sıcak görev” yaptıktan sonra yeniden sivilleşenler var… Tanıklıkları ayrı bir anlam taşıyanlar…

★★★

Tanık, yeni terhis olmuş bir yedeksubay.

Büyük, saygın bir üniversiteyi bitirmiş. Yurtdışında bulunmuş. Yaşamı hep büyük kentlerde geçmiş. Güneydoğu’yu belki de ilk kez sırtına asteğmen üniformasını geçirdikten sonra görmüş. Ve M. Ali
Kışlalı’nın “Haftanın Sohbeti”nin konuğu olmuş.

İşte söyledikleri:

– Hava kararırken karargâhtan çıkılır, sorumluluğumuz altındaki bölgeye gidilir. Görevin önemi, bizim orada bulunuşumuzun bilinmesinden ileri gelir. Bunu bilen terörist, harekete cesaret edemez.
Terörist hiçbir zaman, hazır, uyanık, sürekli hata yapmayan bir birliğe saldırmaya cesaret edemez.

– Yiyecek, içecek, silah, cephane ve hatta jeneratör, video, TV bile bulunduğu olmuş. Ama daha sonra bölge temizlenmiş. Artık yok. 1994’ten sonra alan hâkimiyeti uygulaması son derece etkili olmuş.

– Önce belki bir kısım er ve yedeksubay oraya gelmek istemiyor. Ama geldikten sonra hemen düşüncesini değiştiriyor. “Madem ki geldik; babalarımız, ağabeylerimiz gibi, bu vatan için görevimizi
canla başla yapmalıyız” havasına giriliyor.

– Askerlere, orada operasyonlar ve pusular için bulunduğumuzu anlattım. Onun haricinde elimden gelen her yardımı yapmaya hazırım mesajını verdim. Operasyon ve pusuda onlardan görevlerini
tam yapmalarını beklediğimi söyledim. Çok başarılı oldular… Asker seni tanıdıktan sonra hiç tereddüt etmez. Göreve asla karşı çıkmaz.

– Çatışma çok olmuyorsa asker kendisini rahat havada hissediyor. Ne kadar uyarırsanız uyarın, bir noktanın ötesine gidemiyorsunuz. Özellikle gece pusuda bu durum ortaya çıkıyor.

– Yakınımızda oldu. Bir pusuda mevziye beş adam girmiş. Bunları teröristler izlemiş. Kalabalık rehavet getiriyor. Beş kişi olunca, herhalde aralarında anlaştılar. Üçü uyumuş, biri de walkman dinliyormuş. Teröristler hepsini bıçakla şehit etmiş. Bu
daha sonra yakalanan teröristlerden öğrenildi… Kurallara uyulmadığı için bazı kayıplar verildiğini duyduk…

– Bölgemizdeki operasyonu yöneten bir albay vardı. Nelere dikkat etmem gerektiğim söyledi. İşini çok iyi biliyordu. Çok etkilendim. Sonra da verdiği emirlerin ne kadar isabetli olduğunu hep gördüm…

★★★

İşte sayılan 200 bini geçen gencimizin halen yaşadığı ortam bu.

Ama bölgedeki görevini yeni tamamlamış olan yedeksubay gencin verdiği bir bilgi daha var ki, çok düşündürücü

– Mali durum galiba biraz etkili oluyor. Yedeksubaylar arasında zengin çevrelerden gelen görmedim. Batı ortamında yetişip renkli üniversite hayatı olmuş, örneğin kız arkadaşı, nişanlısı, karısı, çocuğu olanlar uyumda daha zorlanıyorlar.

“Zengin çevreler”den gelenler de elbette ki askerlik yapıyorlar… Ama Guneydoğu’da yoklar!

Niçin?

Saçları sarıya boyalı annesinin yalısı yakınında görev verilen “çocuk”, kötü örnek oluşturduğu için mi? Paraya dayalı düzen, yoksa son kalelere de mi sızdı?

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: