Yazı Hakkında

Başlık:Terör ve Biz
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.4)
Tarih: 27 Eylül 1992 Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

A.TANER KIŞLALI

Terör ve Biz

Ünlü bir siyasal bilimci şöyle diyor:
“Çoğulcu bir rejimde, kitle iletişim araçları devlet karşısında özgürdür, ama para karşısında özgür değildir. Kapitalist iletişim, normal zamanda yurttaşları uyutmak, galeyan halinde olduklarında da, onları kışkırtmak eğilimindedir. Oysa normal zamanda yurttaşları uyanık tutmak, kızgınlığa kapıldıklarında ise yatıştırmak gerekir.”

Ne demek “Kızgınlığa kapıldığında yatıştırmak”? Soğukkanlılığını yitirmemesini sağlamak demek.

Tıpkı paniğe ya da umutsuzluğa kapılıp da, soğukkanlılığını yitirdiğinde olduğu gibi!

Acaba gazeteler ve “özel” televizyonlar, “vahşi terör” karşısında şu basit gerçeği göz önünde tutabiliyorlar mı?

Güçsüzlükten kaynaklanan bir savaş biçimi olan “terör”ün amacı, toplumda ve onu yönetenlerde panik ve yılgınlık yaratmaktır. Vahşiliklerini manşetlerden eksik etmemek, eylemlerini arka arkaya ilk haber olarak uzun uzun TV ve radyolardan vermek terörün tırmanarak sürmesi için en büyük özendirmedir!

Teröristi umutsuzluk ve yılgınlığa sürükleyecek olan tek şey, ne yaparsa yapsın, bu yolla amacına ulaşamayacağını, toplumda panik ve “teslimiyet” yaratamayacağını bilmektir!

★★★

“Hükümet terörü önleyemiyor” deyip, olumsuzlukları alt alta sıralamak kadar kolay bir şey yok. Böylece, hem okuyanlara “Ne kadar doğru yazıyor” dedirtirsiniz; hem de, “Bu hükümet de terörü önleyemeyecek” duygusu yaratıp akıl dışı çözümlere uygun bir ortamı beslemiş olursunuz.

Oysa, ancak halkı gerçekçi değerlendirmelere zorladığı ölçüde, basın görevini yapmış olur.

Eğer Fransa, komşusu İspanya’ya içten destek olmasaydı, Bask terörü etkisini yitirip, belirli bir düzeyin altına iner miydi? (Daha önceki yıllarda, Fransa’nın ETA’ya karşı hoşgörülü olduğu dönemdeki sonuçlar ortada!..)

İngiltere denizler ile değil de, Suriye, Irak, İran gibi ülkelerle çevrilmiş olsaydı, IRA’nın vahşetleri bu sınırlı boyutlarda kalır mıydı?

Kaldırın Almanya’dan akan paraları ve Suriye’nin, Irak’ın, İran’ın desteğini; bakalım PKK’dan geriye ne kalır?

Türkiye’de 1970’lerin etkili sol terör örgütleri acaba niçin bugün can çekişiyorlar?

Arkalarındaki dış desteğin çekilmesinin bundaki etkisini yadsıyabilir misiniz?

★★★

Bir de HEP kurultayı var, soğukkanlılıkla değerlendirilmesi gereken..

HEP kurultayı ile ilgili haberleri okurken, fotoğraflara bakarken, gözümde 70’li yılların bazı anıları canlandı.

Bir zamanlar, bazı “sol fraksiyonlar”ın yaptığı toplantılar da, sıradan yurttaşı, sokaktaki adamı dehşete düşürürdü. Atılan sloganlardan, asılan bayraklardan, Marx’ın, Lenin’in resimlerinden, “komünizm tehlikesi”nin kapının ardında olduğu sonucu çıkaranlar oldukça kalabalıktı.

Oysa o toplantıların demokrasiye katkısı çoktu. Bir avuç fanatiğin içini boşaltmasını, rahatlamasını sağlıyordu. Tıpkı futbolun fanatikleri gibi…

Örneğin, Kıbrıs’taki Türk askerini “işgal ordusu” sayanların destekledikleri kişi ya da partilerin 1979 ara seçimlerinde kaç oy aldıklarını bir anımsayın bakalım..

Dört bin kişinin izlediği HEP kurultayında. Hikmet Çetin’in adı yuhalanmış. Peki, olumsuz tepkilerini ortaya koyan o birkaç yüz kişi, Çetin’i yüreklerinde alkışlayan milyonlarca sessiz Kürt kökenli yurttaşı ne ölçüde temsil ediyor?

Fanatiklerin sesi her zaman daha çok çıkar.

Fanatiklere bakarak kitleyi değerlendirenlerin yanılgıları ise bazen topluma pahalıya mal olur.

Tıpkı 12 Eylül’de olduğu gibi!..

★★★

Terör niçin birdenbire silahsız, korumasız insanlara yöneldi? Niçin ev kadınının deterjan kutusuna kadar düştü?

Yeni bir 12 Eylül yaratmak için mi?

Yoksa teröristler, gerçekten de -en azından- orta vadeli umutlarını mı yitirdiler? Kolay ve acımasız eylemler, acaba umutsuzluğun yarattığı bir “kör kızgınlık”tan mı kaynaklanıyor?

Üçüncü bir olasılık yok!..

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: