Yazı Hakkında

Başlık:‘Türküm, Doğruyum…’
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:19 Temmuz 1998, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

‘Türküm, Doğruyum…”

Numaracı cumhuriyetçiler şaşkın. Onları şu ya da bu ölçüde ciddiye alanlar da şaşkınlar.

Fransa’yı dünya futbol şampiyonu yapan takım, tam bir karma.

Afrikalı zenci, Cezayirli Müslüman, Gregoryen Ermeni, Katolik Fransız.. Birbirlerine sarılmış, ciğerlerinin tüm gücüyle Fransız ulusal marşını söylüyorlar.

Haşan Pulur’un deyimiyle:

“Hani ulus devlet ölmüştü?”

***

Uzun yıllar önceydi.

Öğrenciydik., ABD de 45 günlük bir tanıtım gecesindeydik.

Vaşington’dakı yoğun program nedeniyle oradan oraya koşturuyorduk. Oysa hava çok sıcaktı. Yaşlı adam köşe başında tezgâhını kurmuştu. Dondurma satıyordu.

Birkaç Türk ve rehberimiz. Dondurmaları kapıştık adeta.

Sıra ödemeye gelince, yaşlı adam Türkçe yanıt verdi:

– Borcunuz yok!

Adam yıllar önce oralara yerleşmiş olan bir Ermeniydi.

Aynı gezinin New York durağındaydık.

Hariem’den acele bir randevuya yetişmemiz gerekiyordu. Yağmur çiselemeye başlamıştı. Bir taksi çevirdik.. Yola koyulduk.

Şoför sayacı açmamıştı.

Aramızda Türkçe söyleniyorduk. Size “kazık atacağı” inancındaydık.

Sıra ödemeye gelince, genç şoför Türkçe yanıt verdi:

– Borcunuz yok!

Birkaç yıl önce Amerika’ya yerleşmiş İstanbullu bir Yahudiydi.

Bir Rum kızı ile evli bir Türkten dinledim.

Kayınvalidesi de, 1950’lı yıllarda İstanbul’u terketmek zorunda kalanlardanmış. Yaşlıymış.. Pıre’dekı yeni evinde mutlu değilmiş.

İstanbul da iken Türklere kızarmış. Pireye gidince Yunanlılara kızar olmuş.

Her sabah balkona çıkıp, kendine göre cimnastik yapmaya başlamış.. Kollarını yukarı, yana, ağır ağır açarken, bir yandan da sesim olabildiğince yükseltiyormuş:

– Türküm, doğruyum, çalışkanım…

İstanbul’dan göç etmiş Rumların hepsi aynı mahallede oturmaya başlamışlar. Atinalılar onlardan, onlar da Atinalılardan bir turlu hoşlanmamışlar.

★ ★

Yaşantım benzer anılarla dolu.

Burgaz adasında, dostlarımın komşusu genç bir Yahudi karı koca vardı. Karşılaştıkça selamlaşırdık.. Aradan uzun yıllar geçti.

12 Eylül sonrasındaydı. Paris’in göbeğinde yürüyorduk. Birden, yoldan geçmekte olan bir çift boynumuza sarıldı. Sanki yılların özlemini gidermeye çalışan kardeşlerdi karşılaşanlar.

Şaşkınlığımız geçince, onlar olduğunu anladık.

Mallarını mülklerini satıp Israil’e gitmişler. Ama mutsuz olmuşlar. Ancak birkaç yıl dayanabildikten sonra, yeniden İstanbul’a dönmeye karar vermişler.

Gözleri yaşlıydı:

– Anladık ki, bizim vatanımız Türkiye ‘dir.. Gurbet ellerde gördük ki: bizler Türkiye Yahudileri değiliz, Yahudi Türkleriz!

Yirmiyi aşkın etnik kökenden insan.. Ta Hititlerden bu yana uzanan, binlerce yıllık bir kültürel etkileşim ve birikim.. İşte Anadolu gerçeği bu!

Irklar da karışmış, kültürler de..

Ve o karışıma, daha on ikinci yüzyıldan başlayarak Batılılar “Türk” adını takmışlar. Atatürk de, bin yıllık ortak yaşamın “ortak ürünleri” üzerinde, çağdaş bir ulus devlet kurmuş.

Atatürk’ün ulusçuluğu ve ulusalcılığı da, işte bu yurtseverlik olgusu üzerinde yükseliyor. Ulusal kimliğimiz, bir etnik kesimin kimliği değil.. Hititlerden bu yana uzanan bir sürecin ününü Bir sentezin kimliği!

“Türküm, doğruyum, çalışkanım. ” diye haykıran yaşlı Rum kadın, bunu yaparken Rum olmaktan çıkmıyor.. Sadece tarihsel ve de sosyolojik bir gerçeği dile getiriyor.

Hasan Pulun usta haklı.. “Ulus devlet” ölmedi!

Ama ulus devleti -özellikle de Anadolu’daki ulus devleti- kendi çıkarları önündeki en büyük engel olarak gören.. Bazı “büyük” dostlarımızın bu emelleri de ölmedi!

(Sevgili FİKRET BİLA bir mucizeyi gerçekleştiriyor Dualarımızla destek bulan yaşama istenci ile ışıklı bir örnek oluyor. Yazılarına ve TV’deki aydınlık yüzüne kavuşacağımız günleri bekliyoruz. Sabırla.)

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın