Yazı Hakkında

Başlık:Üç Güzeller (!)
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:08 Şubat 1999, Pazartesi

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Üç Güzeller (!)

Bir gazetede bir fotoğraf; Bir masanın arkasında üç kişi var. Bir basın toplantısı yapıyorlar.

Biri gözlüklü, biri sakallı, biri bıyıklı.

Tıpkı klasik dönemin “Üç Güzeller” tabloları gibi..,.

Üç güzel (!), üçü de ünlü.

Yaşları ve görünümleri farklı.

Ama birbirlerine öylesine benziyorlar ki, tıpkı çocukluğumuzda bayılarak izlediğimiz “Üç Ahbap Çavuşlar” gibi. Ve birbirlerine öyle de yakışmışlar ki!

“Sakal”lıyı uzun yıllar önce tanımıştım.

Ankara’da Kültür Kurumu’nun düzenlediği bir açık
oturumunda idik. Konu da “Türk Kültürünün Kökenleri’’ falan gibi bir şeydi.

Marksist üstat aldı sazı eline:

– Devrimler yapılırken halka soruldu mu? Halka
sorulsaydı, dil devrimini kabul eder miydi?

Söz sırası bana gelmişti:

– Kendilerine siyaset bilimine yaptıkları katkıdan dolayı çok teşekkür ediyoruz. Devrim türleri arasına bir yenisini daha kattılar.. “Referandumla
devrim” modeli herhalde artık tüm siyaset bilimi
kitaplarında yer alacaktır.

Bunları çok ciddi bir tavırla söylediğim için olacak, arkasının böyle geleceğini beklemeyenlerden kahkahalar yükselmişti. Özellikle de sağımdaoturan Doç. Gencay Saylan’dan…

Hep çok ciddiye alınmaya alışmış olan Marksist “üstat” ise fena bozulmuşuz, ilk Sovyet Anayasası’ndan örnek vererek. Lenin’ın devriminin de referandumla yapılmadığını anımsatmak içimden gelmedi.

Ama o, Cumhuriyetin temel değerlerini eleştirmeyi sürdürdü. Bilgi Üniversitesi’ne yönetici oldu. Daha geçenlerde de öldürülen uçak korsanı PKK
militanının “insan hakları”na saygı göstermeyen Kemalist devleti kahramanca eleştirdi.

★ ★★

“Bıyık”lıyı tanıyalı yaklaşık dört yıl oldu.

Fransa’da Nancy Universitesi’nin katkılarıyla düzenlenen bir toplantıdaydık. Fransızlara Kemalizmin gerçeklerini (!) Atatürk’ün asıl (!) yüzünü anlatmıştı:

– Kurtuluş Savaşı’nda ölen insandan daha fazlasını Kemalist devrim öldürmüştür…

Söz aldım:

– Gerçekler, belgeler ortada! İstiklal Mahkemeleri’nin verdiği idam cezaları, savaş suçları, adi suçlar dahil 1700 kadardır. Devrimi korumak için
verilmiş olan idam cezalarının sayısı ise, sadece 350 dolayındadır. Tarihte bu kadar kansız bir devrim gösterebilir misiniz?

Verdiği yanıt kısa oldu:

– Ben öyle biliyordum; ne var bunda kızacak?

***

‘‘Gözlüklü” ile hiç karşılaşmadık.

Doğrusu bundan dolayı da üzgün olduğumu
pek söyleyemem.

Onunla tanışmam dolaylı oldu. Başlayıp da bitiremediğim iki kitabı aracılığıyla…

Sonra anladım ki, çevremdeki kimse onun kitaplarını sonuna kadar okuyamamış. Hemen kimse de bir şey anlamamış.

Ama kendisi aslında çok “büyük yazar”dır!

Tıpkı, ortaokuldaki bir fizik hocamız gibi..

Rahmelinin derslerinden hiçbir şey anlamazdık
ve ders aralarında aramızda konuşurduk:

– Ne derya bir adam!

Oysa o hocamızın kafasının aslında biraz karışık olduğunu yıllar sonra kavradık. Konusunu çok iyi bildiğinden değil, iyi anlatamadığındandı “deryalığı”.. Belki de iyi bilmediğindendi…

Peki gözlüklünün diğer ikisiyle benzerliği nereden geliyor, diye sorabilirsiniz.. O da bir Atatürk ve Kurtuluş Savaşı hayranı(!)

Gereksin gerekmesin, kitaplarının orasına burasına bazı tümceler sokuşturur. “Çocukluğunda kız kardeşiyle tarlalarda karga kovalayan sapık bir padişah” gibi.. “Atatürk heykeline sıçan güvercinler” gibi..

Atatürk’ün Cumhuriyeti “kendini içkiye vermiş
meyhane kalabalığına emanet ettiği” falan gibi..

***

Tıpkı klasik donemin “Üç Güzeller” tabloları gibi.

Sayın Murat Belge, Sayın Ömer Laçiner ve pek
Sayın O. Pamuk…

Tıpkısının aynısı üç güzel!

Üçü de aynı kabileye mensup.

Üçü de ortaklıklarını Atatürk’e borçlular.

Atatürk’e olan, kökleri ailelerinde, çocukluklarında, ruhsal yapılarında gizli engin sevgilerine(!)…

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: