Yazı Hakkında

Başlık:Üç Güzellik…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:11 Ocak 1998, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Üç Güzellik…

Bir güzel insan, önemli bir görevi onurla noktaladı.

İnandığı doğruları dile getirirken duraksamayan…
Yürekli.. Savaşçı.. Dürüst.. Ve apaydınlık bir kafanın
sahibi..

Yekta Güngör Özden, Anayasa Mahkemesinden, arkasında unutulmaz bir isim bırakarak ayrıldı… Simge oldu. Bayrak oldu. Karanlık güçlerin boy hedefi oldu.

StarT V’de, Şevki Yılmaz’la aynı kefeye bile kondu.

Ama yapılan saldırılar onu biraz daha yüceltti. Saldıranlar küçüldü, o büyüdü.

Asıl konuşması gerekenler sustuğu için konuştu…
Giderek de daha yüksek sesle konuşmak gereği duydu.

O konuştu.. Süleyman Demirci konuştu.. “Büyük
dilsiz” ordu konuştu.. sessiz çoğunluk sestendi, “sivil toplum”konuşmaya başladı..

Ve bir büyük bunalımın eşiğinden “darbe “siz dönüldü.

Bir güzel insanı, şimdi bir başka güzel ve yüce görev bekliyor: Dünyanın en büyük sivil toplum örgütü
konumuna gelen Atatürkçü Düşünce Derneği’nin genel başkanlığı!

Bayrak olmuş insanların, katlanıp da sandığa konmaya hakları var mıdır? Olabilir mi?

Hafta sonu ADD Yalova Şubesi’nin toplantısındaydım.. Birçok güzel insanla beraber.

Muharrem İnce’nin bilinçti ve dinamik başkanlığındaki iki aylık yönetim kolları sıvamış.. 10 Kasım’da
iki bin adet poster bastırmışlar. Bütün mağazaların,
dükkânların vitrinlerini, sokakları Atatürk’le donatmışlar.

Aralıkta Ilhan Selçuk’u getirmişler. İnsanlar salonlara sığmamış.

Bütün öğretmenlere birer mektup yollamışlar.
ADD’ye üye olmaları için.

RP ile el ele veren ve Cumhuriyet Meydanı’nın adını “Menderes Meydanı “olarak değiştiren DYP’li belediyeye savaş açmışlar. Beş partinin ve on bir sivil
toplum örgütünün temsilcilerini bir masa etrafında bir
araya getirmişler. Halktan 6 bin imza toplamışlar.

Şimdiden belli!.. Kuşkusuz ki “Cumhuriyet” sonunda kazanacak.

Aydınlıktan yana olanlar her yerde çoğunlukta.. Ama yıllarca çözümü devletten beklemek, sessiz kalmak, meydanı karanlık güçlere bırakmış. Onların cüretlerini artırmış.

İnsanlar umudu devlette değil de kendilerinde aramaya başladıkça durum değişiyor. Bazen hızla, bazen de yavaş yavaş… Ama mutlaka değişiyor.

Çünkü güzel her zaman daha güçlüdür!

Çünkü çirkin iticidir, güzel ise çekici…

Türk balesi 50. yılını kutladı.

Kültür Büyük Ödülü, bu yıl Opera ve Bale Genel
Miidürlüğü’ne verildi.

Ödülü ilk kez 1979 yılında vermeye başlamıştık.
Oluşturduğumuz Kültür Yüksek Kurulu’nda uzun tartışmalar yapılmıştı. Benim adayım Adnan Saygun’du Aziz Nesin’in adayı ise Yaşar Nabi’ydi.

Sonunda ödülü rahmetli Yaşar Nabi’ye verdik..
Menderes’le birlikte devletin terk ettiği Kemalist aydınlanma yayıncılığını inançla sürdürdüğü için, tek kişilik bir ordu gibi savaştığı için…

Aradan 18 yıl geçti.

Baleye hakaret eden, operayı boğmaya çalışan
milletvekilleri gördük.. Belediye başkanları gördük..
Hatta kültür bakanlar gördük.

Ulusallıkta evrensellik arasındaki bağlantıyı kuramamış.. Evrenseli ulusalın düşmanı sanan… Operası ve balesi ile, CSO’su ile, çoksesli bestecileriyle, ulusallıktan evrenselliğe nasıl uzanmakta olduğumuzu göremeyen..

Eğer Türkiye bir gün Avrupa Birliği’nin bir parçası
olacaksa.. Bunu Atatürk’ün temellerini attığı bir kültür devrimine borçlu olacağımızı anlayamayan.. bir
zavallı siyaset kuşağı gördük.

Opera ve Bale Genel Müdürü Hüseyin Akbulut,
ödülü alırken şöyle diyordu:

  • Şu ödül kurumuma verilmiyor; Türkiye’nin çağdaş, aydınlık, laik yüzüne veriliyor!

Geçen hafta bir güzelliği de bize Türk balesi yaşattı. “Fırat’ın Türküsü “nden “Üç Silahşörler”e kadar uzanan bir güzelliği.

Ve güzelin çirkini önünde sonunda yeneceğine
olan inancım bir kat daha arttı.

Bize güzellikten yaşatanlara, içim bir kez daha şükran duygularıyla doldu.

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın