Yazı Hakkında

Başlık:Üç İsim, Üç Resim
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:15 Haziran 1997, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Üç İsim, Üç Resim

Demirel, Ecevit ve Baykal.

Üç isim ve… Cumhuriyet tarihinin en büyük bunalımına “sivil çıkış yolu” arayışları içinde, bakışların zaman zaman üzerlerinde
yoğunlaştığı üç resim. Bazen umutla, bazen öfkeyle, bazen de bezginlikle bakılan…

Niçin Erbakan, Çiller ya da Mesut Yılmaz değil de onlar?

Çünkü Erbakan kendinden ne bekleniyor idiyse onu yaptı ve yapıyor. Çiller dönüşü olmayan bir yolda, sürükleniyor. Mesut Yılmaz ise geçmiş hatalarını belki anladı, ama düzeltecek olanağı yok.

★★★

Demirel’in bugüne gelinmesinde çok günahı var… Herkes biliyor. Yeni baştan sayıp dökmek anlamsız.

Ama Çankaya’ya çıktıktan sonra değişmeye başladı.

Belki artık oy kaygısının kalmamış oluşundan… Belki de tepeden bakmanın, bütünü görmeyi kolaylaştırmasından…

Çoğunlukla geçmişte yaptıklarının tersi de olsa… Doğru şeyler söyler oldu. Zaman zaman doğru şeyler yapar oldu.

Sevindik, destek verdik.

Derken son günlerde, viraj alıyor duygusuna kapıldık. Yeni çizgisiyle bağdaşmayan, tutarlı gibi görünmeyen laflar etmeye başladı: “Hiç kimse seçimden kaçmak için bahane uydurmasın” dedi. “Ordu kendi işine baksın” dedi.

Yazılmamış milyonlarca yeni seçmen, Sağlıksızlığı ortada bir seçim sistemi. RP’yi kapanmaktan, Çiller’i yok olmaktan kurtarmaya yönelik; suçluluğun telaşı içinde bir “acele seçim”… Üstelik de ordu ile halkı karşı karşıya getirmeye yönelik kirli hesaplara o seçimi de alet etme çabası…

Cumhuriyet, var olma ile yok olma arasında bir dönüm noktasında. Siyasetçiler aymazlık içinde… Ve darbe yapmadan ülkeyi kurtarmaya çabalayan orduya “Kendi işine bak”
nasihati…

“Hesap adamı” Demirel, iki kez darbe ile iktidardan uzaklaşmıştı. Şimdi insan sormadan edemiyor:
– Acaba Demirel yeni bir hesap hatası mı yapıyor?

★★★

İkinci resim de zaman içinde çok değişmiş.
Bir zamanlar aydınların, gençlerin, köylülerin, halkın sevgilisi. Pırıl pırıl isimleri etrafında toplamış. “Kin” duygusunu insan vicdanına yük sayıyor. Sevgi dolu, insancıl mesajlar veriyor. Halk ile aydın arasındaki uçurumları yok ederek büyümüş ve partisini de büyütmüş… “Umut” olmuş.

Şimdi isim aynı, ama resim çok farklı.

Eşinden başka kimseye güvenmiyor. Sayısız iyi niyetli, değerli insan, bir öğütme makinesinde yok olup gidiyor… Ne solun birleşip ülkenin geleceğine yeniden ağırlığını koymasını kabulleniyor; ne de partisini, cumhuriyet elden gitmesin diye bir şeyler yapmak isteyen insanlara açıyor.

Kendisini de, partisini de, solu da küçülten insan olarak görülüyor artık… Çok kişinin gözünde; umut değil “umutsuzluk” kaynağı.

Ecevit bugün, dostlarının sözlerine ve yazdıklarına bile önem vermeyecek kadar kendi kendisinin tutsağı olmuş. Bu nedenle de
“yararsız” gördüğüm için, bu konuya yeniden dönmeyi düşünmüyordum. Ama insanlar öylesine çaresiz ki nereye gitsem yalvarıyorlar:

– N’olursunuz bıkmadan, tekrar tekrar yazın!.. Ecevit inadından vazgeçerse, her şey birdenbire değişebilir. Demokrasi elden gidiyor. Sol bu tehlike karşısında bile birleşmeyecekse, hiç değilse güçbirliği yapmayacaksa, varlığının ne anlamı kalır?

★★★

Üçüncü resim Baykal’a ait.

İlk ikisinden çok daha yeni… Ama insanlara hiç de yeniymiş gibi gelmiyor. “Yeni sol”dan söz ederken bile yeni değil… Üstelik ne eskiden “net”ti, ne de bugün net.

Orhan Birgit geçenlerde yaşadığı olayları anımsattı..
Baykal’ın -SHP Genel Sekreteri iken- DSP ile seçim işbirliğine karşı olan tavrını. CHP yeniden açılırken, Ecevit’in genel başkanlığı olasılığına karşı “strateji”sini. RP’li bir hükümet kurulmaması için, Ecevit’in ANAYOL’a verdiği desteği sert bir biçimde eleştirmesini…

Bunlara başka ekler de yapılabilir… Yerel seçimler öncesinde Karayalçın‘ın önerilerine karşı olumsuz bir tutum takınarak RP’nin seçim zaferine yaptığı katkı gibi…

Ama Baykal bugün büyük bir şans yakalamış durumda.

Cumhuriyet tehlikede, insanlar bir şeyler yapmak gereksinmesi içinde… DSP’nin kapıları kapalı ve içerde terör esiyor. ANAP ve
DYP ise zaten bugüne gelinmesinin baş sorumluları… ADD’leri, ÇYDD’leri yeterli görmeyip mutlaka bir siyasal çatı arayanlar için
CHP tek seçenek olarak kalıyor. (Öteki sol particikler ise fazla güdük ve güçsüz.)

Ama sadece kendi dışındaki nedenlerle iktidara ulaşmış parti yoktur.

Baykal, Türkiye’den çok farklı koşullara sahip bir İngiliz solu örneğine sarılmış; üstelik de onu yanlış yorumluyor. CHP’nin tarihsel çizgisine çok daha uygun bir Fransız solu olayına gözlerini kapamış… Başarıyı “az sağa kaymakta” arıyor.

Türkiye’de sağın sadece siyasal politikaları iflas etmedi… Toplumsal ve ekonomik politikaları da iflas etti… “Onların çizgisini ben onlardan daha iyi sürdürürüm; ya da onların boşluğunu en iyi ben doldururum” diyerek mi umut olacaksınız?

★★★

Üç isim, üç resim.

Demirel, geçmiş günahlarını unutturabilecek bir fırsat yakaladı.

Ecevit, kendisini yeniden “Karaoğlan” yapacak bir fırsatı harcadı.

Gelecek için en şanslısı ise Baykal…

Eğer hizipçilikten vazgeçer ve partisini Kemalizmin çağdaş bir temsilcisi konumuna getirebilirse… Ve eğer, somut bir “ortak program” etrafında, sivil toplum örgütleriyle bir güçbirliği oluşturabilirse…

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın