Yazı Hakkında

Başlık:‘Üçlü Model’in Antitezi!
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.15)
Tarih: 30 Ekim 1998, Cuma

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

‘Üçlü Model’in Antitezi!

Emre Kongar da, köşesinde “üçlü model” senaryosundan duyduğu endişeyi dile getirdi. Türkiye’nin sürüklenmekte olduğu öne sürülen bir “üçlü model”di söz konusu olan.
Uyuşturucu kaçakçılığı ve mafya açısından Kolombiya’laşmak…
Siyasal rejim ve şeriat devleti açısından İran’laşmak…
Toprak bütünlüğü ve bölünme bakımından Yugoslavya’laşmak…
Yani?
Cumhuriyetin 75. yılında.. Türkiye’ye birtakım dostların (!) biçtiği kaftan, “Sevr’in çağdaş bir biçimi”nden oluşuyor…
Bu acaba bir “tahmin” mi, yoksa “dilek” mi?

★★★

Anadolu Aydınlanması, Kemalist devrimin sadece bir parçası.. Devrimin kuşkusuz ki temelini oluşturuyor, ama tümünü kapsamıyor.
Ve o devrimi kalıcı kılan.. 20. yüzyılın diğer devrimleri tıkanırken onu yeniden güncelleştiren.. evrenselleştiren.. 21. yüzyıla da taşınmasını sağlayan, üç önemli özelliği var.
Demokrasiye verdiği önem..
Laikliğe verdiği önem..
Kültür ortaklığına dayalı bir uluslaşmaya verdiği önem..
İşte bu üç özelliğidir ki, Kemalizmi “üçlü model”in konusu değil “antitezi” yapıyor.
Atatürk, demokrasiyi sadece ileride ulaşılması istenen bir amaç olarak değil, çağdaşlaşmanın bir “aracı” olarak gördüğü için.. laikliği, aydınlanmanın “olmazsa olmaz” koşulu saydığı için.. ve de birliği, “ortak payda”nın, yani benzerliklerin kurumsallaştırılmasında aradığı için.. devrimi tıkanmadı!
Lenin’in devrimi, demokrasiyi ertelediği için çıkmaza girdi.
Müslüman ülkelerdeki devrimler, laikliği içermedikleri için sonuçsuz kaldı.
Tito’nun devrimi, birliği farklılıkların kalıcı kılınmasında aradığı için, acıklı bir biçimde son buldu…

★★★

Türkiye, Kemalizmden uzaklaştıkça “üçlü model”e yaklaştı.
Demokrasisi yozlaştıkça, Kolombiya’ya benzeme yolu açıldı. Laikliği yozlaştıkça, İran’laşma gündeme geldi. Atatürk ulusçuluğunun yerini “ırkçı milliyetçilik” aldıkça, toplumsal gerginlik arttı, barış bozuldu.
Ve bu suçların hepsi de, sağcı partiler, sağcı güçler, sağcı iktidarlar işlediler.
“Karşı devrim” onların eliyle, adım adım yürürlüğe kondu.
Demokrasinin yozlaşması, Demokrat Parti ve Menderes ile başladı. Türk tarihinin en demokratik anayasası, Adalet Partisi ve Demirel’in çabalarıyla yıpratıldı. Devletin çeteleşmesi ve aydınların “faili meçhul” cinayetlerle ayıklanması, solsuz bir rejim arayışları ile gündeme geldi.. Devlet çeteleştikçe, çeteler devletleşir oldu.
Laikliğin kuyusunu da onlar kazdılar.. Verilen her ödün, başka ödünleri peşinden sürükledi. Ödün yarışı dinci güçleri palazlandırdı. Ve sonunda onların ödün verenlere gereksinmesi kalmadı; kendi iktidarlarını ister konuma geldiler.
“Atatürk’e evet, Kemalizme hayır!” çizgisinin savunucuları, solu hep “zehir” olarak gördüler; dinciliği ve ırkçılığı da solun “panzehiri” olarak… Bu kafadır ki, giderek “Türk-İslam sentezi”ni resmi ideoloji yaptı. Ve toplumsal barış yok oldu.. Mezhepsel karşıtlıklar da, etnik karşıtlıklar da, kaçınılmaz olarak öne çıktı.
Aslında “üçlü model”i düşmanlarımızdan önce, biz yarattık… Kendi ellerimizle.

★★★

Kemalizm “üçlü model”in antitezidir:
Eğer Silahlı Kuvvetler ile Silahsız Kuvvetler (yani sivil toplum) el ele vermeseydi.. eğer 28 Şubat ile Türkiye yeniden Kemalizme yönelmeseydi.. giderek her şey çok daha kötü ve düzeltme yolu çok daha acılı olabilirdi.
Ama devrim, karşı-devrimden daha güçlü çıktı.
Atatürk’ün attığı temellerin, sanıldığından çok daha dayanıklı olduğu görüldü.
Ve bir gerçeği, göğsümüzü gere gere haykırmak hakkımız doğdu:
– Demokrasimizi yozlaştıran Cumhuriyetimiz değildir. Cumhuriyetimizi yozlaştıran, demokrasimizin kurallarına uygun işlememesidir.. Bunalımın nedeni Cumhuriyetimizdeki değil, demokrasimizdeki çarpıklıktır!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın