Yazı Hakkında

Başlık:Üçüncü Savaş Biterken…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:01 Nisan 1998, Çarşamba

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Üçüncü Savaş Biterken…

Geçenlerde Ertuğrul Özkök yazmıştı. Türk ordusu üçüncü savaşı da başarı ile tamamlamış görünüyor. Kurtuluş Savaşı, Kıbrıs Barış Harekâtı ve PKK ile savaş.

Üçüncüsü belki de en zoruydu. Dünyanın en güçlü ülkesine bile Vietnam’da havlu attıran türdendi. Ordunun bu işin üstesinden gelemeyeceğini tahmin eden Batılılar da yanıldılar, bizdeki uzantıları da…

“Güneydoğu sorunu” bitmedi, ama silahlı bölümü büyük ölçüde bitti. PKK büyük ölçüde bitti.

Şimdi sıra “silahsız savaşım “da. Duyguların yerini aklın alması gereken bir savaşımda.

Ali Kışlalı‘ nın Radikal’deki bir yazısının başlığı şöyleydi; “Okuru aldatmamak… ”

Konu, “Bask Sorunu” ile “Kürt Sorunu”nun benzer sayılmasıyla., ve de İspanya deneyiminden yola çıkarak Türkiye’ye çözüm önerilmesiyle ilgiliydi.

Temel bir benzemezlik zaten biliniyor.

Etnik terör öncesinde Bask bölgesi İspanya’ nın en gelişmiş bölgesiydi. Deniz kıyısında sanayileşmiş, gelişmiş… Bağımsızlık isteğinin arkasında, temel sorunlarını çözmüş olmanın verdiği güç vardı.

Güneydoğu ise Türkiye’nin en geri kalmış bölgesi. Ne denizle bağlantısı var, ne de kendi ayaklan üzerinde durması olasılığı. Bağımsızlık isteğinin arkasında, dış güçlerin çıkarları vardı.

ETA’nın dış desteği yok. PKK’nin ise dış güçlerin masası olduğunu ve onlarsız ayakta kalmasının olanaksızlığını bilmeyen yok!.

Ama M. Ali Kışlalı, sorunun bilinmeyen, daha doğrusu gözlerden özenle kaçırılan bir önemli yanının altını çiziyor.. ETA’nın yeni haklar peşinde olmadığı, sadece Franko diktatörlüğünün Basklıların elinden aldığı “eski haklar”, ayrıcalıklar için savaştığını anımsatıyor.

Tıpkı Tito dönemindeki haklan Sırplar tarafından kaldırılmış olan Kosovalılar gibi!

***

Dr. Necdet Tuna’dan çok ilginç bir mektup almıştım. Geçmişte Mazgirt ve Çemişkezek’te hükümet tabibi olarak görev yapmış.

1938 Dersim isyanında başı çeken Koçuşağı aşiretinin önde gelenlerinden Seyit Han’ın yeğeni Cemşi ile dost olmuş. Ve bir sohbet sırasında isyanın nedenini sormuş. İşte aldığı yanıt:

“Gördüğün gibi, arazi taşlık, doğru dürüst tarım olanağı yok. Yem olmadığı için büyükbaş hayvan bakamıyoruz. Bir iki koyun ve keçiyle ancak yiyeceğimizi karşılayabiliyoruz. Ne üstümüzde ne başımızda var. Eşkıyalık yapıyor, buradan çaldığımızı öbür tarafa satıyorduk. Jandarmalar peşimizi bırakmıyorlardı. Takibatı hızlandırıyorlardı. Seyitler toplanıp birlikte
karşı koymaya karar verdiler, işte olay bundan ibarettir. “

Ve Sayın Tuna kendi izlenimlerini şöyle özetliyor:

“Yoksulluk Dersimin kaderiydi. Sizin de söylediğiniz gibi daha fazla Kürt kökenli vatandaş varken, neden İstanbul’da kimse devlete karşı çıkmıyor? O yöredeki tarih boyunca baş gösteren ayaklanmaların arkasında hep en büyük gereksinimleri olan ve vaat edilen paralar vardır. Dersim köylüsünün kış boyunca yediği, kurutulmuş ayran (kurutka) ve bulgur
pilavıdır. Çocuğuna ilaç alabilmek için yoğurdunu, sütünü sağlayan üç keçiden birini, yemeklik buğdayını satanları gördüm. 3-5 hanelik mezraların, 25-30 hanelik köylerin birbirine uzaklığı 15-20 km’dir.”

Dr. Tuna, geçmiş deneyimlerinin ürünü olarak soruyor:

Bülent Ecevit’in ender gerçekçi girişimlerinden biri olan köy-kent projesi, acaba neden ilgi ve itibar görmüyor?”

★★★

Bir süre önce, Şükrü Balcı Polis Eğitim Merkezimde bin kadar polis adayına bir konferans vermiştim. Konu “Atatürk’ün ulusçuluk anlayışı ve Güneydoğu sorunu” idi.

Bitiminde iki ilginç soru yöneltildi

– Türkiye de birbirinden çok farklı Kürtçeler konuşan, hatta birbirini anlamayan on kadar grubun bulunduğunu ortaya koyan bir Japon araştırmacıdan söz ettiniz. Acaba Apo kendi adamlarıyla nece konuşuyor?

Yanıtım tek sözcüktü:

– Türkçe!

Güldüler ve ikinci soru geldi:

– Kuzey Irak ta yaşayanların hemen hepsi de Kürt. Niçin birleşemiyorlar?

Yanıtım gene kısa oldu-

– Etnik köken ile ulus olgusu birbirinden çok farklı şeyler olduğu için!.. Bölgeyi terk eden Kürt kökenli yurttaşımız, niçin yanı başındaki Kuzey Irak’a gitmek yerine, uzaktaki İstanbul’a geliyor? Ya sorunu etnik değil de toplumsal ve ekonomik olduğu için;
ya da kendini Kuzey Irak’takilerden çok İstanbul’daki insanlara daha yakın hissettiği için!

★★★

Dünyadaki örnekler gösteriyor

Askerin siyasete doğrudan karışmasının en önemli nedenlerinden birisi, dışa karşı etkisiz, başarısız olması. Kendi asıl görevini yerine getirmedeki eziklik, kendini içerde kanıtlama eğilimi doğuruyor.

Türk askeri üçüncü savaşın sonunda da başarılı. Deneyimi artmış. Kendinden emin, gururlu, onurlu.

Ve sınav sırası bir kez daha sivillerde!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın