Yazı Hakkında

Başlık:Ucuz Kahramanlar…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:23 Temmuz 1997, Çarşamba

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Ucuz Kahramanlar…

Kamu vicdanının mahkûm ettiği iki büyük suçlu
var.

İkisi birlikte Türkiye’yi uçurumun kenarına getirmişler. Şimdi bir yanda o uçurumdan uzaklaşma çabaları sergileniyor, öte yanda da sorumluları cezalandırma girişimleri sürüyor.

Demokrasilerde yönetimdekilerin “hata “larının cezası sandıkta verilir.

Ama “suç” işlemişlerse, cezalandırılma yeri sandık değildir. “Mahkeme-i Kübra” da değildir. Yargıdır.

Eğer “aşiret devleti” değil de “hukuk devleti” iseniz; yasaların herkese uygulanmak için var olduğunu unutmamanız gerekir!

***

Kamu vicdanının çoktan mahkûm ettiği ilk suçlu Çiller.

Yalancılık. İkiyüzlülük. Halkı aldatmak. Laikliği korumak vaadiyle istenen oylara dayanarak şeriatçılara devleti teslim etmek. Devletin saygınlığım tüm
dünya önünde beş paralık etmek.

Şunlar hukuken suç değildir.

Çünkü bunların cezalandırılmasını öngören yasalar yoktur.

Ama casusluk suçtur. Yetkiyi kötüye kullanma
suçtur. Gizli bilgileri yabancı diplomatlara vermek
suçtur… Ve suçun oluşup oluşmadığına, kanıtlanıp
kanıtlanmadığına karar verme yetkisi de yargıya aittir.

Şimdi Çiller ve tosuncuğu Akşener Hanım orduya veryansın ediyorlar.

Meydan okuyorlar!

Aslında meydan okudukları ordu da değil, yasalar. Ne onları yargılayacak olan ordu, ne de o yasalar yapan…

Boğazlarına kadar gömüldükleri bir bataklıkta çırpınıyorlar. Çırpındıkça batıyorlar. Suçluluğun telaşı
içindeler.

Satılık bazı kalemler, Çiller’e “bedel” ödüyorlar. İnsanların gözünün içine baka baka, kapkarayı “ak “diye yutturma çabasındalar.

Ama bazıları saygın. Olaya kuşbakışı, yukarıdan
aşağıya yaklaşma savında:

– Cezalandırıp da kahraman yapmayalım!

Demek ki çoluğunun çocuğunun karnını doyurabilmek için yiyecek çalan, mahkûm olunca halkın gözünde küçülüyor. Ama trilyonları götürenler mahkûm olursa, kahramanlaşıyorlar.

Ne mantık!

Bazı saygınlar da kamu vicdanının çoktan mahkûm ettiği ikinci suçluyu kurtarma çabasındalar:

– Parti kapatmak demokrasiye yakışmaz!.. Üstelik kapatılan parti daha da büyür!..

Bir yanlışı bir kez daha düzeltmek zorunluğu doğuyor.

Çünkü söz konusu yanlış hem büyük, hem de tehlikeli!

“RP kapatılmalı mı, kapatılmamalı mı” diye bir soru, demokrasinin mantığına terstir.. Soruyu şöyle
sormanız gerekir:

– Yasalar RP’ye de uygulanmalı mı, uygulanmamalı mı? Uygulanıp da kapatılırsa, bu ne gibi sonuçlar verir?

Hukuk devletlerinde yasalar herkese “eşit” uygulanır suç varsa cezalandırılır. “Demokrasi”lerde parti  kapatılmaz'” demek ise gülünçtür. Avrupa’nın en gelişmiş demokrasileri, “demokrasiyi yıkmaya yönelik” partileri kapatmışlardır.
Hatta onun propagandasını yapar “müzik grupları”nı bile yasaklamışlardır.

Avrupa’nın “insan haklan”yla ilgili en yüksek yargı organı da bunu onaylamıştır.

Geriye kalıyor, “RP kapatılırsa ne olur” sorusu.

Yerine yenisi açılır. Kapanmaya neden olan yönetici ve milletvekilleri -yasa gereği- cezalandırılıp siyasetten uzaklaştırtır. Yeni parti “sivrilerden ve sivriliklerden” uzak kalmak gereğini duyar.

Avrupa’nın Hıristiyan Demokrat partileri gibi. Türkiye’de de gerçek bir Müslüman Demokrat partinin
doğma şansı ortaya çıkar.

Ve de… Güçlüye, kazanana meylettiği bilinen kararsız seçmen, kendisine başka kapı aramaya başlar…

★ ★

Gün ucuz, yani sahte kahramanlar günü.

Siyasette de eksik değiller, basında da. Çünkü
sahteciliğin, ucuzculuğun yaptırımı yok.

Ama ucuz kahramanlar çoğaldıkça, demokrasi
yozlaşıyor. Halkı “enayi”yerine koymanın da bir bedeli olmalı.

Ucuzculuk pahalılaşmalı ki,demokrasi güçlensin!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: