Yazı Hakkında

Başlık:Umut Cumhuriyet Halk Partisi’nde mi?
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.12)
Tarih:19 Nisan 1992, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Umut Cumhuriyet Halk Partisi’nde mi?

Mart 1978…
İstanbul Beyazıt Meydanı’nda birkaç kişinin yaşamına mal olan bir patlama olmuştu. Bazı işçi kuruluşları, birkaç saatlik bir protesto eylemi yapıyorlardı.

Yollarda barikatlar vardı. Genç bir bakan, makam arabasından inmiş, bakanlığına yürüyerek gidiyordu.

Kendisini tanımakta gecikmeyen işçiler bağırmaktaydılar:

– Hükümet istifa! Hükümet istifa!

Söz konusu hükümet, son CHP hükümetiydi. Söz konusu bakan, bu satırların yazarıydı. Söz konusu işçi kuruluşu da DİSK idi.

Ve kurulalı daha iki ay olmamış bir hükümeti yuhalatan aynı DİSK, birkaç ay önceki seçimlerde CHP’ye destek vermişti.

Türk-İş’teki sendikaların çoğunluğunun yöneticileri, sağcı partilerin yandaşlarıydı. DİSK “demokratik solcu” CHP’yi
-yeterince solcu bulmadığı için- bir taktik olarak “kerhen” destekliyordu. CHP, onun için bir tür “atlama taşı” idi.

İşçilerin oylarını alan, ama işçi sendikalarının gerçek desteğinden yoksun CHP ise yönetiminin ve programının sosyal demokratlığına dayanarak sosyal demokrat olabilme uğraşı veriyordu.

Değişen kafaya uygun bir beden yaratma savaşıydı bu.

Yumurtasız omlet gibi, sendikalarsız ve kitle örgütsüz bir sosyal demokrat parti!..

★★★

Daha önce de yazmıştım. Bir partinin nasıl sosyal demokrat olabileceği belli.

İşçiler başta olmak üzere toplumsal tabanınızı -ağırlıklı olarak- çalışan toplum kesimleri oluşturuyor mu? Örgüt yapınız bu toplum kesimlerini yansıtacak özelliklere sahip mi? Bu tabanın gereksinimlerini karşılayacak, tutarlı ve inandırıcı bir programınız var mı?

“O tabana ve o örgüte uygun bir tavanınız var mı” sorusuna yer yok; çünkü zaten tabanınız ve örgütünüz tutarlı bir yapıda ise partinin merkez yönetimi farklı bir biçimde oluşamaz.

CHP, kafası ile bedeni birbiri ile uyuşmayan bir partiydi 12 Eylül kapıyı çaldığı zaman. Ama Ecevit’in tartışılmaz ağırlığı, o tutarsızlığı bir ölçüde gözlerden saklıyordu.

SHP, o tutarsızlığı devralıp üzerine ağırlıksız bir liderlik modeli ekledi. İnandırıcılık daha da azaldı.

“Kim olursan ol gel” modeli bir açık kapı siyaseti ile sosyal demokrat parti kurulamayacağı gerçeği kafalara dank ettiği zaman, iş işten geçmişti.

DSP ise “iğne ile kazarak” tabandan tavana sosyal demokrat yapı kurmak gibi bir iddiayla yola çıktı. Söylenenler doğru, model tutarlıydı. Ama uygulama tutarlı değildi.

Kapı-pencere sımsıkı kapatılarak herkesten kuşkulanarak, topluma güven verecek bir kadro oluşturmaktan kaçınarak kitlesel desteğin bir sınırın ötesine taşınması elbette ki olanaksızdı. Toplum için istenen demokrasinin, parti örgütüne layık görülmemesinin inandırıcılığı gölgelemesi kaçınılmazdı.

CHP’nin mirasına göz koyan iki partiden biri geniş tabanlı, ama tutarsız; ötekisi ise belki daha tutarlı, ama dar tabanlı…

Meydan önce Özal’a, sonra Demirel’e kaldı: “Onların bir şey, yapabilecekleri yok; sosyal demokratlığı da gerekirse biz yaparız” diyerekten…

★★★

Böyle bir ortamda, CHP’nin yeniden canlandırılması -Sayın SHP genel sekreterinin iddiasının tersine- “hayal” değil, “umut”tur!

Koşulların zorladığı ama koşulları olan bir umut.

Umutsuzluğun yarattığı bir umut.

“CHP malvarlığını bize devredip yeniden tarihe karışsın” diyebilmek için hiç değilse kapatılmasının üzerinden 11 yıl geçtikten sonra olsun kitlelerde ondan daha çok heyecan yaratabilecek bir isme sahip olmak gerekir.

Elbette ki kurulacak olan CHP, 1980’in CHP’si olmayacaktır. Tıpkı 1980’in CHP’sinin de 1950’lerin CHP’si olmadığı gibi… Tıpkı 1950’lerin CHP’sinin de 1930’ların CHP’si olmadığı gibi…

Bilinen bir şey: “Aynı ırmakta iki kez yıkanılamaz”!..

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: