Yazı Hakkında

Başlık:Umut ve Zaman…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:25 Aralık 1996, Çarşamba

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Umut ve Zaman…

Eski Roma’dan günümüze uzanan bir söz var:

“Denetçiyi kim denetleyecek?”

12 Eylül’ün gönlünde yatan tutucu “çoğunluk diktası”, giderek yerini bir “azınlık diktası”na bırakıyor. Yolsuzlukların örtülmesi ve toplumun İranlaştırılması amacına dönük bir azınlık diktasına.

Susurluk olayı yozlaşmanın boyutlarını ortaya serdi. Açık rejimin erdemi bir kez daha ortaya çıktı. Ama halkın, olayın üzerine gitmesi gereken hükümete güveni yok.

Denetlemesi gereken hükümeti kim denetleyecek?

Yargı bağımsızlığı büyük ölçüde zedelenmiş. Polis yıpranmış. Hükümet ortakları ise “gebe”. Kendi atlarının da kaşınmasından korkuyorlar.

Birisinin “başkaniye “sı gırtlağına kadar yolsuzluk
dosyalarına boğulmuş. 0 dosyaların hasıraltı edilmesi için vermeyeceği ödün yok… Ötekisinin ise Mercümek’ı var, Ordu dahil devleti ele geçirme ve laik rejimi yıkma amaçları, ses ve görüntü ile kanıtlanmış yöneticileri var.

“Müfettişi kim teftiş edecek?”.. Yargıcı kim yargılayacak?

★★★

Özünde demokrasi düşüncesini yadsımayan bir ordu, sivil çözüm umutları tümden tükenmedikçe “perde onu “ne çıkmaz!

İşte Çankaya’daki genel başkanlar doruğu bu ortamda yapıldı… Hükümetten kesilen umutların, birbaşka düzeyde yeşertilebilmesi için.

Toplantının beklentileri karşıladığı çok kuşkulu. Ama hiç degilse halkın bir bölümünde şöyle bir izlenim yarattı: “Siviller bir araya geldiler; bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. .”

Eğer o toplantıdan Ecevit’ın önerdiği, hükümete bağlı olmayan Devlet Denetleme Kurulu’nun Cumhurbaşkanı’nca devreye sokulması ve milletvekillerinin yasama dokunulmazlığı ile ilgili sınırın daraltılması kararı çıkabilseydi.. umut ışığı daha büyük olurdu. “Sivil çözüm “e tanınan zaman artardı.

Ama sorunun özü gene de çözülmüş olmazdı!

İktidarın yapısı ve niyeti değişmediği için… 0 yapıyı değiştirebilecek süreçler tıkandığı için… Ve parlamenter demokrasinin temelini oluşturan “güçler ayrılığı” ilkesi “güçler birliği “ne dönüşmekte olduğu için…

★★★

Montesquieu’dan beri bilmen bir gerçek vardır: Gücün gücü dengelemediği yerde demokrasi olmaz. Tek gücün egemenliği olur ki; o tek güç de, kendi çıkar ve görüşleri ile uyuşmayanlara özgürlük tanımaz.

Demokrasilerde hükümetleri siyasal açıdan Meclis,
hukuksal açıdan da yargı denetler. Oysa Türkiye’deki
“Hacı-Bacı ortaklığın ikisi de gereği gibi denetleyebiliyor.

Çünkü Meclis özgür değil, partiler demokrasisinin
değil genel başkanlar diktatörlüğünün ürünü . Ve
çünkü yargı da “gereği kadar” bağımsız değil.

İşte “sivil çıkış” yollarını tıkayan koşullar bunlar!

Eğer Türkiye’de bugün bir “parti genel başkanları
diktatörlüğü” olmasaydı ve “milletin vekilleri” ni genel
başkanlar teker teker belirlememiş olsaydı., sağda ve
soldaki bu parçalanmıştık sürebilir miydi? Çiller
DYP’nin başında ve hükümetin içinde kalabilir miydi?

Ve de “İran özlemcileri”. yüzde 20 oyla devletin içini oyma fırsatını ele geçirebilirler miydi?

Eğer yargı bağımsızlığı zedelenmemiş. Hâkimler ve
Savcılar Yüksek Kurulu özerkliğim yitirmemiş olsaydı.. Sivas yangınının avukatı, yargıda Cumhuriyet tarihinin en buyuk kıyımını yapabilir mıydı?

★★★

“Laik, demokratik, sosyal hukuk devleti”ne düşman , yolsuzlukları örtme pazarlığıyla kurulmuş bir hükümet… O hükümeti denetleyemeyen ve değiştiremeyen bir Meclis… Özerklikleri ellerinden alındığı için,
o hükümeti sınırlandıramayan temel kurumlar.

Ne böyle gelmiş, ne de böyle gidebilir!

Suyunu, havasını keserseniz, demokrasi de ölür!

Sivil çözümde düğüm, siyasal partilerdir. Çünkü
Meclis’i  işletecek, hükümeti değiştirecek güç onlardadır… Ya partiler diktatörlerinden kurtulmalıdırlar, ya da
o diktatörler akıllarını o başlarına almalıdırlar.

Bugün ANAP, DSP ve CHP bir araya gelseler., rejimi yeniden rayına oturtacak somut bir “ortak programca” ortaya çıksalar…

Bırakın ANAP’ı… Sadece DSP ile CHP Kemalizmin
bayrağı altında toplansa..haykırsa… Somut, yürekli ve gür…

Umutsuzluğun nasıl umuda dönüşebileceğini düşünebiliyor musunuz!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: