Yazı Hakkında

Başlık:“Üniversite AŞ”!..
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:16 Eylül 1998, Çarşamba

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

“Üniversite AŞ”!..

Bu hafta yurt dışındayken meğer neler olmuş neler!..

Bir yazımda eleştirdiğim Sayın Mustafa Denizli‘nin çocukları harikalar yaratmış (Can Bartu bile beğendiğine göre, artık gerisini siz düşünün!) Ve de sevgili
Toktamış Ateş, benim bir yazıma çok alınmış

Onun alınmasına da başka alınanlar olmuş.

Ateş, adımı vermeden beni eleştirmiş,. Ateş’i de başkaları eleştirmişler…

★★★

Ben o yazımda, özel Bilgi Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı Prof Mete Tunçay’ın Atatürk ve Kurtuluş Savaşı karşıtı düşüncelerini sergilemiştim. O üniversitedeki bir konferansım nedeniyle edindiğim izlenimlerimi de buna eklemiştim.

Bilgi Üniversitesi -bir iki göstermelik hoca dışında ikinci cumhuriyetçilerin üniversitesi gibiydi. Sevdiğim ve saydığım Prof Uğur Alacakaptan ve Toktamış Ateş gibi birkaç isim, görünüşü kurtarmak amacıyla, araya sokuşturulmuş gibiydiler.

Sevgili Ateş bir yandan beni eleştirmiş.. Öte yandan da, Bilgi Üniversitesi’nin uzun bir övgüsünü yapmış.

Tepkiye tepkinin, daha ben yurda dönmeden geldiği anlaşıyor.

Yalova yerel basınında. Sayın Muharrem İnce‘nin köşesinde şu satırlar çıkmış:

“Toktamış Hoca, diyelim ki Kışlalı’nın yanlış yaptığına inanıyor. Böylesine hakaret edici bir yazı yazacağına. Abdurrahman Dilipak‘a gösterdiği hoşgörüyü O’na gösterseydi, daha iyi bir iş yapmış olurdu..

★★★

Ateş’in tepkisine asıl uzun ve ayrıntılı tepki ise, eski bir Cumhuriyet yazarından gelmiş. Yalçın Pekşen Akşam gazetesindeki köşesinde şaşkınlığını dile getirmiş.

Sayın Pekşen’ın şaşkınlığının iki nedeni olduğu anlaşılıyor.

Birincisi, devletçiliği savunan bir çizgide, birdenbire bir özel üniversiteye övgü düzelmesi.. İkincisi, o övgü sırasında. Bilgi Üniversitesi’nin devletten tek kuruş
almadığı”nın savunulması..

Yazı önce Söz konusu üniversitenin nasıl kurulduğunu anımsatıyor:

“Hani bir bakanın yeğeni, bir arkadaşı ile birlikte, araya söz konusu bakanı da sokarak, PTT’den 1000’e yakın telefon hattı kiralamış ve Türkiye’de ilk kez 900’lü
hatları ‘Alo Bilgi adı altında işletmeye başlamıştı.. Ve PTT üstünden gelen paralar, günümüz Bilgi Üniversitesinin para kaynağını oluşturmuştu. Üniversitenin adı
bile oradan gelmişti. YÖK, bu şirketin üniversite olmasına izin vermemişti de, İstanbul Valiliği Bölge Jandarma Komutanlığı ‘na, kapatılması için emirler vermişti
Ama arkası sağlam yerlere dayalı olan yöneticiler, kapıya dayanan jandarmalara bile aldırmamıştı…”

Sayın Pekşen. “Üniversite AŞ” başlıklı,  çok sert suçlamalarla dolu yazısını, şöyle noktalıyor:

“En önemlisi, yere göğe koyamadığınız özel üniversitenin, devletin olanakları kullanılarak ve yasaları çiğnenerek kurulduğunu bilerek, Türk Devrim Tarihini
gençlere doğru öğretiniz.”

★★★

Sevgili Ateş. Bilgi Üniversitesinin bir üyesi olmaktan “sonsuz gurur ve mutluluk duyduğunu” söylüyor. Oradaki bütün öğretim üyelerinin “Atatürk’ün aydınlık
yolunun izleyicisi” olduklarını savunuyor.

O’na göre, bunun ‘belki birkaç istinası” var.

Acaba gerçekten de öyle mi?

Geçmişte Atatürk’ü “sağcı bir diktatör” olarak nitelendiren bir ismin, şimdi bu üniversiteyi yönetiyor olması..

Atatürk’ü ve hatta Kurtuluş Savaşını küçümseyici, küçültücü savlan ile tanınan bir ismin, tarih bölümünün başına getirişi, dekan yapılışı..

Bir gazetedeki köşesinde ve hemen verdiği tüm konferanslarda Atatürk ve Kemalist Devrim karşıtlığını gizlemeyen bir ismin, bir başka bölümü yönetmesi.

Tarikatları ve dinsel “cemaatler”i “sivil toplum örgütü” sayanların, köşe başlarını tutması…

Acaba bunların hepsi birer rastlantı mı?

Acaba onlar, günah çıkarıp “Atatürk’ün aydınlık yolunun izleyicisi” oldular da, bizim haberimiz mi yok?

Acaba bir zamanlar Özal‘ın ve daha sonra Cem Boyner‘in yanı başında olup da. şimdi Bilgi Üniversitesi’ne yön verenler mi “istisna”.. yoksa sevgili Ateş ve birkaç isim mi, oraya “görünüşü kurtarmak” için konmuşlar?!..

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın