Yazı Hakkında

Başlık:Vicdanınız Rahatladı mı Sayın Bakan?
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.4)
Tarih:09 Mart 1994, Çarşamba

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Vicdanınız Rahatladı mı Sayın Bakan?

Sayın Milli Eğitim Bakanı, okullarda “Olağanüstü Atatürk Haftası” ilan etmiş.

Sanırım 70 yıllık cumhuriyet tarihinde, ilk kez böyle bir şey oluyor.

En hızlı “Atatürkçü” bakana şimdi sahip olduğumuz
için mi? Atatürk düşmanlığı eğitim sistemimizin içine
yerleşip korkulacak boyutlara vardığı için mi?

Atatürkçülüğümüz ile övünüyor muyuz? Yoksa günah mı çıkarıyoruz?

Amaç, yılların verdiği zararı bir haftada telafi mi etmek? Yoksa kızgınlık içindeki kitlelere şirin mi görünmek?

 

Şimdi Sayın Bakan’a soruyorum:

Sayıları 834’ü bulan imam-hatip okullarını bitirenlerin ancak yüzde 10’unun “din”le ilgili görevler üstlenmesini, geriye kalan yüzde 90’ın ise vali , kaymakam, emniyet müdürü, yargıç, savcı, öğretmen olmaya yönelmesini
“doğal” ve sağlıklı” mı buluyor?

Bakanlığının merkez ve taşra örgütünde, din eğitimi kökenlilerin sayısının hızla artmasını ve “yönetici” konumların daha çok  kökenden gelmiş olanlara verilmesi konusunda ne düşünüyor’?

Atatürk’ün “eğitimin birliği” ilkesi, çağın koşulları içinde önemini ve anlamını yitirmiş midir?

Devlet bazı gençlerini “laik” bir toplumun, bazı gençlerini ise bir “din devleti” nin gereklerine göre eğitiyor.. İkisi de birbirini anlayamıyor, hoş göremiyor, ikisi de “diğeri”nin görüşlerini “yanlış ve zararlı” buluyor..

Acaba Sayın Bakan, birbirlerine düşman kuşaklar yetiştirme görevini üstlenmiş -Türkiye dışında- bir devlet tanıyor mu?

Kendi çocuklarından birisim imam-hatipte diğerim laik lisede okutsa aralarında çatışma olmayacağına inanıyor mu?

İstanbul’un ortasında bir özel okulun, hafta tatilini cuma günü yaptığının farkında mı?

Bir yarışma sınavındaki başarısızlığın, jüri üyeleri tarafından “sınavdan önce aptes alınmamış” oluşuna bağlandığını, bazı okullarda, sınavda “Allah” yerine
“Tanrı” sözcüğünün kullanılmasının ya da “insanın yaratıcılığı”‘ndan söz edilmesinin, başarısızlık nedeni olduğunu biliyor mu?

Örneğin, Şanlıurfa Milli Eğitim Müdürü’nün kadınların elini sıkmamasını, öğretmenleri sık sık toplayıp “dini telkin”lerde bulunmasını, görevinin gereği mi sayıyor?

Sivas’ta yakılarak öldürülen karikatürcü Asaf Koçak’ın cenaze namazını kıldırmayı reddeden müftünün, Sivas vahşetinde “köktendinci”lerin katkısından söz eden Başbakan Yardımcısı’na camide verip veriştiren imamın, kendisine bağlı okullarda eğitilmiş olduğunun bilincinde mi?

Mezarcı’nın gökten zembille inmediğinin, binlerce Mezarcı’nın “laik devlet”(!) eliyle yetiştirildiğinin acaba ayrımında mı?

 

Sayın Demirel’e birkaç yıl önce sormuştum:

– İslamda kadın imam yoktur. İmam-hatip okullarına
niçin kız öğrenci alınıyor?

“Kadın imam olamaz, ama hatip olabilir” diye savunmuştu. Ve 1950‘lerden bu yana o zihniyet, 40 yılda Türkiye’yi bu noktaya getirdi.

Şu sözler ise Başbakan olmadan önceki dönemde, Sayın Tansu Çiller’e ait: “Politikaya atılmamın ikinci nedeni, eğitimde düzenli bir şekilde verilmiş olan irticadır. Bu küçümsenecek bir olay değildir, Ben bunu kendi çocuklarımda yaşadım…’’

Bizi yönetenlerin, ya oldukları gibi görünmelerini ya da göründükleri gibi olmalarını islemek hakkımızdır. Üstelik bu demokrasinin de gereğidir.

 

Bir zincir, en zayıf halkası kadar güçlüdür!

Bugün ,”demokratik devletin”in enz ayıf halkası ise “eğitimdeki ikilik”tir. Ve o ikiliği sürdüren devlet, sadece iki yandaki gençlere değil, aynı zamanda kendi kendisine de kötülük etmektedir.

Demokratik devlet, intihar etmektedir!

Önce din devletinin gereklerine göre eğit, sonra “siyasal yaşamda bunları unut” de… Çocukken imam-hatip okulunda başını örttür, genç kız olup üniversiteye gelince başını örtmeyi yasakla…

Atatürk’ün kurduğu cumhuriyetin 70. yılında “milli”(!) eğitimin görünümü bu. Ve bu görünüm ortada iken Sayın Bakan’ın yapabildiği tek şey “Atatürkçülük Haftası” ilan etmek..

Atatürk düşmanlığını eğitimin kopmaz bir parçası haline getirmiş olanlar, bu bir haftada yıllardır yaptıklarının tersini mi yapacaklar?

Eğer amaç “vicdanı rahatlatmak” ise “Ben bu cinayetin sorumluluğuna katılmıyorum!” deyip istifa etmek daha dürüst ve tutarlı olmaz mı?!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: