Yazı Hakkında

Başlık:Vur, Ama Düşün!
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.6)
Tarih: 25 Ağustos 1999, Çarşamba

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Vur, Ama Düşün!

Çaresizlik ya yılgınlık getirir ya da kızgınlık…
Kızgınlık da kör saldırı.
Oysa saldırıların en kötüsü de “kör” olanıdır.
Her bunalımda bir günah keçisi gerekir. Bir
günah keçisi bulunmalıdır ki, diğer keçiler huzur bulsun!
Beş yüzyıl önceki İspanya’da günah keçisi
Yahudilerdi. Ulusal düşkırıklığı ve ekonomik bunalım
içindeki Nazi Almanyası’nda Yahudilerin
yanına komünistler eklendi. Tıpkı Mussolini’nin
İtalyası’nda olduğu gibi.
Avrupa’nın bazı ülkelerinde ise, bugünkü günah keçileri Türkler.
Deprem Türkiye’si de sonunda günah keçisini buldu: Devlet!

★★★

Türkiye’de devlet iyi mi işliyor?
Elbette ki hayır!
Devlet son yarım yüzyılda hızla yozlaştı. Atatürk’ü
putlaştıranlar, bunu Kemalist ilkelerden
uzaklaşmayı ve Atatürk’ün kurumlarını yıkmayı
gözlerden saklamanın kalkanı olarak kullandılar.
Menderes… Demirel… Evren… Özal…
Bugünkü devlet, işte bu çizginin toplumumuza
armağanıdır.
Cumhuriyetin temel ilkelerinden uzaklaşma…
Temel kurumların yıpratılması ya da tümden
kaldırılması… Kayırma, rüşvet, görevi kötüye
kullanma… Para gücünün yasa gücünün üzerine
çıkarılması…
Öbürleri bu süreçteki bütün olumsuzluklarda
varlar. Evren dönemi ise, Atatürk’ün kurumlarını
yıkarak onlarla kol kola girdi.
Devletin yozlaşması ne kadar gerçekse… bu
yozlaşmada ne Kemalistlerin ne de genel olarak
solcuların katkısının bulunduğu da, o ölçüde
gerçek!

★★★

Deprem sonrasında, sıkıyönetim ilan edip sorumluluğu
askerlere devretmek, doğru bir tutum mu olurdu?
Hayır!
Terör mü, asker!.. Laiklik tehlikede mi, asker!..
Deprem mi, asker!..
Ordunun Türkiye’de en iyi işleyen, en sağlıklı
kurumların başında geldiği doğru da… Bu yaklaşımın
sağlıklı olduğunu savunmak doğru mu?
Gölcük’te felaketi askerler de yaşadılar.
İlk gün, araç, gereç ve personel sıkıntısı olmuş.
İkinci ve üçüncü gün, istihkâm birlikleri ve
iki tugay devreye girmeye başlamış. Ama dördüncü
gün bile, yıkıntının altında 66 subay, er ve yakınları vardı.
Askerin elinde “mucize” yok ki!
Asker tüm gücü ve olanaklarıyla depremzedelerin
yanındaydı. Tıpkı günler boyu uyumak
fırsatı bulamayan bir kısım sivil kamu görevlileri gibi…
Komutanlar, “Yetkiyi bize devredin de bu işi
biz halledelim!” dediler de hükümet “hayır!” mı
dedi? Böyle bir yola girilseydi; bu, en saygın kurumumuzu
da yıpratmanın ötesinde, acaba çok
şeyi değiştirebilir miydi?

★★★

Bu çapta bir doğal afet bizde değil de örneğin
İspanya ya da İtalya’da olsaydı ne olurdu?
Felaket inanılmaz geniş bir alana yayılmış.
Yardıma koşacak olanların bir kesiminin kendileri
yardıma muhtaç; kendileri ya da aileleri yıkıntıların
altında. Panik içindeki sivil araçlar yolları
tıkamış. Telefonlar çalışmıyor.
Hiç kuşkum yok!..
Bizdeki kadar olmamakla birlikte, yakınmaların
önemli bir bölümü, ilk günlerde oralarda da
yaşanırdı.

★★★

lstanbul’daki gümrük görevlisi…TÜPRAŞ’taki
falan sorumlu… Bilmem neredeki bilmem
hangi kamu çalışanı…
Devlet içindeki her birimin her yanlış tutumundan
hükümeti sorumlu tutamazsınız. Ama
sağlıksız Sağlık Bakanı’nın ağzından çıkan her
söz hükümeti bağlar.
Onun görevinde kaldığı her gün, sadece
MHP’nin ve Sayın Devlet Bahçeli’nin değil,
tüm hükümetin ayıbıdır!
Bu ayıptan kurtulmak için yitirilen her dakika,
bu toplumun insanları için bir utanç işkencesidir.

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın