Yazı Hakkında

Başlık:Yalnız Adam
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:01 Eylül 1996, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Yalnız Adam

Ön sırada oturmuş, ama yapayalnız.

Gerek TBMM Genel Kurulu’nda gerekse parti grup toplantılarında, ön sıraların ne kadar kıymetli olduğunu yaşayarak öğrendim… Ama gazetelerdeki resim çok net. DSP grubu toplantısında, ön sıralardan birinde sadece tek bir adam oturuyor.

Cüzzamlı gibi… Herkes uzağında olmaya özen göstermiş.

Kim bu adam?

DSP Edirne Milletvekili Erdal Kesebir.

Partinin içine sızmış bir ajan mı? Partisinin ideolojisinden mi sapmış? Partisinin aleyhine mi çalışmış? Kendisine verilen görevleri yerine mi getirmemiş?

Önderine ihanet mi etmiş?

Hayır.

Olağanüstü kurultay istemiş!

★★★

İdeolojik çizgisi doğru olan DSP’de, bir şeylerin yanlış olduğu açık.

Belki içlerinden hak verenler bile, Sayın Kesebir’in yanına oturmaya korkuyorlar. Çünkü yeniden milletvekili seçilmeleri, “örgüt”e falan değil “önder”e bağlı.

Parti on iki yıldır örgütleniyor, ama hâlâ tek bir yerde bile “önseçim” yapamıyor.

DSP’nin yıllarca il başkanlığını yapmış kişilerden gelen mektuplar var önümde. Çaresizlik içinde “feryat” ediyorlar… Seslerini duyuramamanın, beş dakikalığına bile Ecevit’le görüşememenin, bazı “duvar”ları aşamamanın çırpınışları içindeler.

Bir yanda, pırıl pırıl birtakım insanlar bir değirmende sürekli öğütülüyorlar. Öte yanda, DSP’deki bu durumu gören çok sayıda “inançlı” insan var. Demokrasi ve ülke için savaşımı, “o çatı altında” sürdürme cesaretini kendilerinde bulamıyorlar.

CHP tutarsız ve giderek güçsüz… DSP ise bir cenderede sıkışmış.

Karanlık bulutları görenler, niçin ADD ve ÇYDD’lere koşuyorlar sanıyorsunuz?

Yalnız ya da “yalnızlaştırılmış” olan acaba kim?

Erdal Kesebir mi, yoksa Bülent Ecevit mi?

★★★

12 Eylül’den bir ay kadar önceydi.

Atatürk’ün partisinin TBMM grubu, ülkenin ve partinin durumu üzerinde bir genel görüşme açmıştı… Kürsüdeki isim Prof. Uğur Alacakaptan’dı.

– Sayın Genel Başkanım, bazı endişelere kapılmanız için hiçbir neden yok. Siz parti içindeki bütün kişi ve grupların üzerindesiniz. Tartışılmayan bir noktadasınız. Gün herkesi etrafınızda toplama günüdür!

Sözcükler tam ezberimde değil. Ama verilen mesaj buydu.

Ne yazık ki Ecevit, kendisine en sadık olanlardan bile zaman zaman kuşku duyan tutumunu değiştirmedi.

Ve şimdi şu görüşü savunuyor:

“DSP gerçek demokrasi istiyor. Salon demokrasisi, masabaşı ve kulis demokrasisi istemiyoruz. Köylerde, mahallelerde filizlenen demokrasi istiyoruz.”

Delege ve hizip demokrasisi anlayışının, siyasal yaşamımızı nasıl yozlaştırdığını bilmeyen yok.

SHP’den CHP’ye uzanan bu olumsuz çizgiyi kim savunabilir?

Halka dayalı bir partinin, “ocak” örgütlerinin bıraktığı boşluğu doldurması gerektiği doğrudur. Sol bir partinin, “sivil toplum örgütleri”nin omuzları üzerinde yükselmesi gerektiği doğrudur.

Ama DSP’nin on yılı aşkın örgütlenme çabasının, bu yönde sonuçlar verdiğini söylemek yanlıştır!

★★★

DSP’nin güçlü bir önderi ve sağlam bir siyasal doğrultusu var.

Ama bu büyük kafa o cılız bedene çok ağır geliyor. Taşıyamıyor.

DSP’nin bu yapısının seçimler sonrasında süremeyeceğini sözlü ve yazılı olarak hep savundum. Çünkü güçlü bir milletvekili grubunun olacağı belliydi. Ve kafa büyüdükçe, demokrasinin doğal süreçlerinin o yapıyı zorlayacağı da belliydi…

Türkiye zor günler yaşıyor ve yaşayacak.

Daha düne kadar dincilere destek veren Mesut Yılmaz, şimdi “orta sol”oyların peşinde… “Sağcıyım” deyince sağdan, “solcuyum” deyince soldan oy akacağını sanıyor.

Doğru çizginin savunucusu Bülent Ecevit ise, o doğrunun yanlış bir yapı ile yaşama geçirilebileceğine inanıyor.

Ülkeyi karanlığa sürükleyen bir iktidar var.

Ve muhalefet, bir “şaşkın adam”la bir “yalnız adam”a teslim!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: