Yazı Hakkında

Başlık:Yankılar… Esintiler…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:13 Kasım 1994, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Yankılar… Esintiler…

Mutsuzluğun sonucu olan bir mutluluğu yaşıyorum bugünlerde.

Annemizi yitirdiğimizin ertesi sabahıydı. Uyuyamamıştım. Birkaç saat sonra O’nu toprağa verecektik… Sonsuza dek sürecek bir ayrılığın eşiğindeydim.

Duygularımı yazmadan kendimi alamadım.

“Bir Annenin öyküsü”nü köşeme alıp almamakta kendi kendimle çekişiyordum. Öykü acaba sadece benim annemin miydi? Yoksa çok saygıdeğer bir kuşağın mı?

İkinci düşünce sonunda ağır bastı.

Ve inanılmaz bir duyarlılığın ürünleri günlerdir masamdan eksilmiyor. Kimi tanıdık kimi ise hiç tanımadık “dost”lardan. Kiminin altında isim var, kiminin altında isim bile yok.

İmza: “Meslektaş bir anne (86) ve oğlu..”

Meğer o, inandığı ülkü uğruna yorulmadan savaşan,
yaşlansa da inançlarıyla genç kalan kuşağa hepimiz ne kadar saygı duyuyormuşuz.

O kuşak meğer ne kadar da “biz”denmiş..

★ ★ ★

Bir öğretmen… Bir anne… Atatürk’ün bir çocuğu… Bu
dünyaya veda ederken harekete geçirdiği duyarlılığın belgelerini görebilse, kimbilir ne kadar mutlu olurdu.

O insanların içinde ılık ılık bir şeylerin akmasına neden
olan duyarlılığa köşemi son bir kez açmaktan kaçınamazdım… Bu fazla bir bencillik olurdu.

Ailemiz için çok büyük değer taşıyan dosyadan iki yaprak çektim.. Birisi tanıdık birisi tanımadık iki dosttan… Birisi uzunca, birisi sadece üç tümce…

İlki Mete Akyol’ dandı:

“Cumhuriyet’te sabahın bu erken saatinde okuduğum yazın, bir ‘oğul’un, annesini sonsuzluğa uğurlarken düşündükleri değildir sadece. Annenin portresini çizdiğin satırlarında ben de kendi annemi gördüm. Benim gibi kimbilir kaç yüzlerce, kaç binlerce kişi de, hiç kuşkum yok, aynı satırlarda bugün, kendi annelerini, kendi babalarını gördüler.

Onlar, birer ‘Atatürk Devrimleri Erleri’ idiler. ‘Kurtuluş
Savaşı Gazileri’nden sonra şimdi de, onlardan bugüne değin kalabilenlerin sonuncular göçüyorlar, tek tek.

Türkiye Cumhuriyeti en mutlu dönemini, bu ‘er’lerinin
Atatürk Devrimleri’ne olan içtenlikli inancı ve içtenlikli saygısıyla yaşadı. Bizim kuşağımız ise. bu ‘er’ler tarafından
yetiştirilmiş olmanın mutluluğunu ve gururunu yaşıyor.

Biz, bir anne ve babadan beklenen doğal aile terbiyesi’ yanı sıra, onların oluşturdukları ‘Atatürk Devrimleri Terbiyesi’ ikliminin de egemen olduğu evlerde yetiştirildik.
Onlar bizi sadece dünyaya getirmekle kalmadılar, dünyanın yaşamakta olduğu çağa da ulaştırdılar.

Annenin ölümüyle, zamanla alışabileceğin, fakat şimdi
çok zor olan bir acıyı tadıyorsun. Sana o nedenle sabırlar
diliyorum.

Son ‘Atatürk erleri ’nden birinin daha ölümüyle, bizim kuşağımız ise, çağdaş varlığını borçlu olduğu bir ‘anne‘sini, bir ‘öğretmen’ini, bir ‘terbiyeci ‘sini yitirmenin, alışılamaz acısını bir kez daha yaşıyor.

Sana bireysel olarak dilediğim sabırlara ek olarak, bu nedenle, tüm kuşağımıza da bir kez dana sabırlar diliyorum.

Çünkü her ‘Atatürk eri’ annenin, babanın ölümüyle, bizim kuşağımız kendini bir kez daha sabır gereksinimi içinde buluyor…”

★★★

Yüzlercesinin arasından ikinci mektup, ‘Emekli öğretmen Mediha Sönmez’in imzasını taşıyordu.. Sadece üç
tümce ile “her şeyi” anlatıyordu… 71 yılı ve geldiğimiz noktayı:

“Bir Annenin öyküsü yazınızı okuyunca gözyaşlarımı
tutamadım. Bu ülke başta Atatürk olmak üzere, arkadaşları ve anneniz gibi yurtseverlerin özverili çalışmalarıyla buraya geldi. Ancak nereye gidiyor?”

Annem, o günden güne kabarmayı sürdüren dosyanın
yapraklarını bir çevirebilseydi… Ve görebilseydi, hâlâ bu
toplumda bir şeylerin çok sağlam kalabildiğini..

Hem de, kendi kuşağına karşı işlenmiş tüm ‘ihanet’lere
karşın!..

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: