Yazı Hakkında

Başlık:Yarınımız, Haraç Mezat…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:06 Aralık 1996, Cuma

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Yarınımız, Haraç Mezat…

Kapitalizm ve “serbest piyasa ekonomisi “nin en zayıf noktası neresi?

Teknoloji ilerledikçe işsizliğin ve huzursuzluğun artması!

Makine insanın işini kolaylaştırır Teknoloji geliştikçe, az emekle daha çok üretim yapılabilir. Kol gücünün üretimdeki yerini, giderek kafa gücü almaya başlar.

Bu, insanın daha az çalışarak daha çok üretebilmesi demektir. Böylece kendisine, sevdiklerine ayıracak zamanının daha çok olması demektir.

Ama öyle olmuyor.

Fabrikanın bir kapısından daha gelişmiş makineler girerken öteki kapısından işsiz kalmış insanlar çıkıyor… Mutsuz ve umutsuz.

Oysa o makineler sayesinde, işçi çıkarmadan aynı üretim sürdürülebilirdi.Hem de eskiden günde sekiz saat çalışırken şimdi örneğin altı saat çalışarak.

Olmuyor… Çünkü “serbest rekabet” buna izin
vermiyor!

Çünkü işçi çıkarmak ve gene sekiz saatlik iş gününü sürdürmek daha kârlı…

Sonuç? Daha çok işsiz… Daha çok mutsuz…
Daha çok suç ve suçluluk…

★ ★★

Şimdi şu rakamlara bakın!

Türkiye’de KIT’ler bu yıl 112 trilyon kâr ile kapatıyorlar. Hem de KIT’leri arpalık olarak kullanan, devlet sırtından kişileri zenginleştirmenin aracı yapan siyasal iktidarlara karşın.

Yarım yüzyıllık bir sağcı tahribata karşın…

Örneğin Erdemir, üretim hedefini yüzde 2. satış
hedefini yüzde 7 aşmış. Brüt kâr yüzde 36 Solmuş.
8 trilyon 876 milyon lira net kâr elde etmiş.

Demir-çelik üretiyor ve ne kadar üretse satılıyor.
Üretim fazlası gibi stok oluşumu gibi bir sorunu
yok… Sanki altın yumurtlayan tavuk.

Ama Erdemir*İn satış kararnamesi hazır!

Bir KİT niçin özelleştirilir?

Zarar ettiği için… Satıldığında daha ileri bir teknolojiye geçilme şansı doğacağı için… Ya da ekonomik gücü halka yaymak için..

Oysa burada üçü de yok!

★★★

Kemalist devletçilik, dönemin yerli ve yabancı uzmanlarınca bir “üçüncü yol” sayılmıştı Kapitalizm ile komünizm arasında bir üçüncü yol.

Özel girişim, ekonominin temeli sayılıyordu. Ama onun yapamadıklarını ya da toplumun genel çıkarlarının gerektirdiği şeyleri de devlet yapacaktı.

Bir ekonomik mucize gerçekleşti Atatürk döneminde.

Tarımda, cumhuriyet dönemi yıllık ortalama büyüme hızı yüzde 3,5. Atatürk döneminde yüzde 7.6.

Sanayide, cumhuriyet dönemi yıllık ortalama büyüme hızı yüzde 6.4. Atatürk döneminde yüzde 9.6

Bu ölçüde yüksek bir ekonomik büyüme hızına ulaşmış üç ülke var o dönemde Japonya, Rusya ve Türkiye… Üstelik de dış borç almayan. Osmanlı’nın borçlarını ödeyen ve enflasyonu sıfır düzeyinde tutan bir Türkiye.

Atatürk. KIT’lerin “akıllı bir tüccar” gibi çalışmalarını, kâr etmelerini öngörmüştü. Günü geldiğinde “halk’a devredilecek ve elde edilen gelirle yeni yatırımlar yapılacaktı.

Kemalizm akılcıdır!

Toplumun ortak yararının gerektirdiği yerde
“özelleştirme “yi kabul eder. Ama gene o ortak yarar gerektirdiğinde, “kamulaştırma “ya da evet der.

Herhalde kabul edemeyeceği tek şey ise yılların
birikiminin tüketilmesidir. İç ve dış çıkar çevrelerine “peşkeş” çekilmesidir… Ya da bugünü kurtarmak, beceriksiz iktidarların ekonomik açıklarım kapatmak uğruna, “feda” edilmesidir…

Komünizm, “merkezi zorunlu planlama” ile daha sağlıklı bir topluma ulaşılabileceğine inanıyordu.

Kapitalizm, “serbest piyasa ekonomisi “nin en iyi çözüm olduğunu savunuyor.

Bîrinde itici güç “ortak akıl”… Ötekisinde ise “bireyse! çıkar”…

Birincisi tıkandı… İkincisi işsizlik, suçluluk, çevre kirliliği, huzursuzluk ve giderek uçurumları daha da büyüyen bir dünya yarattı.

Kemalizm, ne bireyin yaratıcılığım yadsıyor, ne de
ortak aklın ve toplum yararının önemini… Ama
1920’lerde olduğu gibi bugün de kabul edemeyeceği bir olgu var:

Dış çıkarların, iç çıkarların önüne geçmesi… Bireysel çıkarların toplumsal çıkarların önüne geçmesi.

Ya da nesli tükenen eski mandacılanrı yerini, “yeni mandacı”ların alması!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın