Yazı Hakkında

Başlık:Yaşar Kemal’e Ceza…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:13 Mart 1996 Çarşamba

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Yaşar Kemal’e Ceza…

Bu tür olaylarda aklım hep yıllar öncesine gider.

Fransa’da, yanılmıyorsam Maocu bir yayın organının
başı, yargı ile derttedir. Baskılar, kovuşturmalar peşpeşe sıralanır… Ve birden sahneye Jean-Paul Sartre çıkar. Derginin yasal sorumluluğunu üstlenir.

Maocu olmadığı halde… Derginin siyasal çizgisine
karşı olduğu halde…

Voltaire geleneğinin bir uzantısı olarak!

Derginin sorumlusu olarak sıra Sartre’ın cezalandınlmasına gelince de bu kez de Gaulle sesini yükseltir…
Cumhurbaşkanı olarak, bir ulusal kahraman olarak:

– Fransa büyüklüğünü Sartre gibi isimlere borçludur.
Sartre ’ların bu nitelikleri ile dokunulmazlıkları vardır!

Olayın iki yanı var.

Yaşar Kemal’in yargılanan düşünceleri -bize göre-
doğru mudur, yanlış mıdır?.. Bu, olayın birinci yanıdır.

Bu düşüncelerinden dolayı cezalandırılmalı mıdır, cezalandırılmamalı mıdır?.. Bu da olayın ikinci yanıdır.

Yaşar Kemal’in söz konusu düşünceleri bu köşede
açık bir biçimde eleştirildi. Eski düşünceleri ile çelişkileri sergilendi… Ama her yanlış cezaladırılırsa idi; öncelikle bu ülkenin son yarım yüzyılına damgasını vuranların, şimdi cezaevinde olmaları gerekmez miydi?

Demokrasiyi diğer yönetim biçimlerinden ayıran temel özellik nedir? “Çoğunluk”tan farklı düşünebilme ve
bunu korkmadan dile getirebilme özgürlüğü! Farklıya
hoşgörü!

Yönetenler gibi düşünme özgürlüğü, en katı baskı rejimlerinde bile vardır.

Yanlışlar söylenebilmeli ki, doğrular daha iyi savunulabilsin!

Bakın Atatürk ne diyor:

“Düşünce akımlarına karşı düşünceye dayanmayan
güçle karşılık vermek, o akımı yok etmedikten başka;
herhangi bir kişiyle, herhangi bir insanla konuşulduğu
zaman, onun herhangi bir düşüncesini güç zoruyla reddederseniz o direnir. Direndikçe kendi kendini aldatmakta çok daha ileri gidebilir. Bu nedenle düşünce akımları, baskıyla, şiddetle, kuvvetle reddedilemez. Tam
tersine güçlendirilir Buna karşı en etkili çözüm, gelen
düşünce akımına, karşı bir düşünce akımı vermektir.”

“En büyük devrimci” söylüyor bunu.

Geçen yıl. Ankara Barosunun düzenlediği bir toplantının konuşmacılarındandım. Yaşar Kemal’in söz konusu yazısının sıcağı sıcağına, sert tepkiler gördüğü bir dönemdi.

Bana bir soru yöneltildi:

– Yaşar Kemal’in bu ülkeyi bölmek istediğine inanıyor musunuz?

Yanıtımın o kadar alkış alacağını hiç düşünemezdim:

– Tartışılan yazısındaki bazı düşüncelerin, Yaşar Kemal’in çizgisi içerisinde de tutarsız olduğuna ve tarihsel gerçeklere ters düştüğüne inanıyorum. Ama Yaşar
Kemal’in bu toplumu bölmek istediğini bir an için bile
aklımın ucundan geçirmedim. Gerçek bir insansever ve
yurtsever olduğuna inanıyorum…

Şu tümce, ünlü yazarı ne güzel tanımlıyor:

“Türklerin en Kürdü, Kürtlerin en Türk’ü…”

Bir basın toplantısında; kendisine “Siz bir Kürt yazar
olarak… ” diye soru soran bir İsveçli gazeteciyi hem de
İsveç’te, şu sözlerle tersleyeli kaç ay oldu:

– Ben Kürt yazar değilim… Kürt asıllı bir Türk yazarım!

Kemalist “ulusçuluk”, bundan daha güzel anlatıbi-
lir mi?

★ ★★

Bir konuşmamızda: “Yeterine cesaretim olsa İnce
Memed’in destanı gibi Mustafa Kemal’in de destanını
yazmak isterdim” deyip eklemişti:

– Anadolumun halkı üç kişisi ile övünmeli: Atatürk’ü
ile, İsmail Hakkı Tonguç ’u ile ve Nâzım Hikmet ‘i ile…

Eksik bir liste.

Bu toprakların insanları,  Aziz Nesin’leri, Yaşar Kemal’leri ile de övünmeli!

Ve de demokrasimizin “az gelişmişliği ” için olduğu gibi… Nesin’lerin, Kemal’lerin sayılan çok olmadığı için de
dövünmeli!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: