Yazı Hakkında

Başlık:YÖK ve Yalanlar
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.4)
Tarih:13 Ekim 1993, Çarşamba

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

YÖK ve Yalanlar

Pek Sayın Doğramacı gitti ama “eseri” olduğu gibi duruyor.

Belli ki yerini alacakları iyi yetiştirmiş. Yöntemler de aynı, söylemler de. Sadece gazetecilerin kayıt aygıtlarının ya da TV kameralarının önünde ağzını açıp kapayan “zat” farklı..

İlke çok “ilkel”, ama çok geçerli.

Bir yalanı bıkmadan usanmadan, aynı inançla yinelerseniz.. İşin içyüzünü bilmeyenler -ve de bu işe fazla kafa yormak gereğini duymayanlar- sonunda yalanı “gerçek” sanabilirler.

Hatta sonunda, o yalanı allayıp pullayıp sunanlar da kendi yalanlarına inanmaya başlayabilirler. Yalanın nerede bitip gerçeğin nerede devreye girdiği, giderek birbirine karışır.

Kuzu postundaki “kurt”un sevdiği ortam da budur zaten..

★★★

YÖK Başkanı Prof. Mehmet Sağlam’ın geçen hafta Cumhuriyet’te yayımlanan söyleşisinde, altı çizilmesi gereken üç “mesai” vardı.

Birinci mesaj: YÖK derse girmeyi zorunlu kıldı, onun için eleştiriliyor.

Hiç siz, “derse girmeyi zorunlu kıldığı için” YÖK sistemine karşı çıkan bir öğretim üyesi gördünüz mü?

Önce yaptığınız “ender” doğru şeylerden birisini eleştiriliyormuş gibi gösterin. Sonra da çıkıp “Bakın biz doğru yapıyoruz, onlar eleştiriyorlar” diye yakının..

Buna “bakkal kurnazlığı” demek, bakkallara saygısızlık olmaz mı?

İkinci mesaj: Üniversitenin yöneticilerini seçmesi kötüydü, çünkü ipler “seçmen”in elinde kalıyordu. YÖK sistemi, gerek öğretim üyesine gerek yöneticiye “dinamizm” vermiştir. Ama “hocalarımızın rahatını kaçırdığı” için karşı çıkılıyor.

Işık Kansu arkadaşımıza bu savunmayı yaparken Sayın YÖK Başkanı’nın bilmem yüzü kızardı mı? Kızarmadı ise en az kendinden önceki “zat” kadar “profesyonel”leşti demektir.

Böyle bir durumda “yalan makinesi”nin sonuç vermesi de çok zor.

İçinde yaşadığım için biliyorum. Sayısız örneklerini alt alta sıralamaya hazırım. YÖK, Türk üniversiteler tarihinin, “en keyfi”, en denetimsiz yıllarının sorumlusudur.

YÖK dönemi, gerek yönetim ilkeleri gerekse ‘bilimsel ahlak açısından’ yüz karası olaylarla doludur.

Yandaşların, yeteneksizlerin, kişilik yoksunlarının en rahat korunup kollandıkları dönem YÖK dönemidir. Eğitimin düzeyi de, bilimsel araştırmaların düzeyi de aynı dönemde yıllarca geriye gitmiştir.

Çünkü üniversite içindeki demokratik denetim kanalları “tamamen” tıkanmıştır.

★★★

Üçüncü mesaj: Türban sorun olmamalı. Yasakla değil, ikna ile sonuç alınabilir. 18 yaşını bitirmiş insanların kişiliklerine ve “şahsi hayat”larına saygı gösterilmesi gerekir.

Ve Sayın YÖK’çü daha da ileri giderek ekliyor: “Ben üniversite içinde öpüşen gençlere kızmam..”

Turbana da hoşgörü, öpüşene de.. Gençlerin kişiliklerine saygı.. Bundan daha “demokratik” bir yönetici kolay kolay bulunabilir mi?

İyi de acaba bu düşüncelerin sahibinin bir ikizi mi var;
Bundan daha birkaç yıl önce yapılan “Milli Eğitim Şurası”nda gençlik temsilcilerine “ikinci sınıf insan” muamelesi yapan.. Komisyonlarda “aday” olmalarına bile tahammül gösteremeyen..

“Üniversite Gençliğinin Sorunları Komisyonu”nda en “çağdışı” ve en “antidemokratik” kararların alınmasında etkin rol oynayan.. Bir “ikiz..”

Eğer böyle bir ikiz yoksa Sayın Sağlam’ın “ortama uyma” ve “değişme” yeteneğine hayranlık duymamak elde değil!..

★★★

YÖK öncesi üniversitelerde, düzeltilmesi gereken çok yanlışlar vardı. Ama sistemin kendisi doğruydu.

YÖK donemi üniversitelerde bazı doğrular var. Ama sistemin kendisi yanlış.

YÖK’çü üniversite yönetimleri, bir zamanlar General Evren’e onursal doktora vermişti. Geçenlerde de Sayın Demirel’e vermişler.

Ben olsam öyle birer tane ile yetinmez, birkaç tane daha verirdim. Bir tane “hukuk doktorası”, bir tane “laiklik” doktorası, bir tane “Kemalizm doktorası” falan..

Hem böylesi “dinamik ve gerçekçi” YÖK sistemine daha uygun düşerdi. Hem yayımlanacak yeni “YÖK’sel istatistik”lerde, verilen doktora sayısı daha kabarık görülürdü..

Hem de değerli üniversite büyükleri, gelecek seçimlerde de yerlerini daha iyi güvence altına almış olurlardı.. Fena mı?..

Eczacıbaşı’na Saygı

Sayın Nejat Eczacıbaşı’nın aramızdan sonsuza dek ayrıldığını öğrenmek beni çok hüzünlendirdi. Bulunduğu toplumsal konumun gereklerini en iyi yerine getiren insan “büyük”tür.

Düzeyi, yapıcılığı, alçakgönüllülüğü, çalışkanlığı ile örnekti. Sadece ekonomik alanda değil, sportif ve özellikle de kültürel alandaki katkılarıyla “kalıcı bir saygı”yı hak etmişti.

Kederli ailesine ve kültür dünyamıza “en içten” başsağlığı dileklerimi sunuyorum.

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: