Ahmet Taner Kışlalı Yazıları Cumhuriyet Gazetesi Haftaya Bakış Köşe Yazıları

Yollar da Karıştı Bölücüler de…

Yazı Hakkında

Başlık:Yollar da Karıştı Bölücüler de…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:22 Aralık 1999, Çarşamba

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Yollar da Karıştı, Bölücüler de…

Cumhuriyet’teki başlık olmasa, olay gözümden kaçacaktı.
Sayın Mesut Yılmaz, ANAP’ın İstanbul il kongresinde müthiş bir açıklama yapmış: “Yolumuz büyük Atatürk ve rahmetli Özal’ın yoludur.”

Bir zamanlar Özal’ı “Atatürk’ten sonraki en büyük devrimci” ilan ettiklerinde bile, kafam bu kadar karışmamıştı. “Olsa olsa devrimci ile deviriciyi birbirine karıştırmışlardır” diye düşünmüştüm. Kimileri her çarpıcı değişikliği devrim sanıyor olabilirdi.

İçeriğine, bütünlüğüne ve de -daha önemlisi- yönüne bakmadan…

Ama “onlar” bile, Atatürk ile Özal’ı aynı yolun yolcuları saymamışlardı. Yani Özal’ın “Atatürk’ün izleyicisi” olduğunu -hiç değilse açıktan- savunmamışlardı. Hatta içlerinde Atatürk’e karşı, ama Özal’dan yana olanlar vardı.

Acaba Sayın Yılmaz mı haklı, yoksa onlar mı haklıydılar?

★★★

Atatürk laiklikten yanaydı.. Dinin toplumsal yaşama değil bireysel yaşama yön vermesini istiyordu.. Tanrı ile kulu arasına girmek isteyenlerin düşmanıydı..

Özal ise laikliğin kuyusunu kazdı. Ceza Yasası’nın ünlü 163. maddesini kaldırarak, dinci güçlerin ayaklarındaki prangaları çözdü.. Tanrı ile kulları
arasına tarikatların girmesini, dinin toplumsal ve siyasal yaşama yön verme olanağının doğmasının önündeki son engelleri de kaldırdı.

Atatürk tam bağımsızlıktan ve “ulus devlet”ten yanaydı.. Amacı şu ya da bu ülkeyi taklit etmek, şu ya da bu ülkeye yaranmak değildi.. Amacı çağdaş
uygarlık düzeyini yakalamaktı.. Ulusalcılık anlayışı, “maceracılığa” karşıydı.

Özal ise “ulus devlet”in kuyusunu kazdı.. “Federasyon” düşüncesinin tartışılmasını istedi. PKK üzerine devletin tüm gücüyle gitmesini önledi.
ABD’den çok Amerikancı kesildi.. ABD’nin Ortadoğu senaryolarının bir numaralı reklamcısı oldu… Yetkisi olsa, Türkiye’yi “Körfez Savaşı”na sokacaktı.

Atatürk ekonomik açıdan devletçiydi.. Özel kesimin desteklenmesinden yanaydı, ama kamu yararının olduğu her yerde devlete görev düştüğüne
inanıyordu.. Atatürk KİT’lerin, Anadolu’nun demir ağlarla örülmesinin öncüsüydü.

Özal ise devletçiliğin düşmanıydı.. KİT’lerin zarar etmesi ve böylece özelleştirme yolunun açılması için elinden geleni yaptı.. “Globalleşme” adı  altında, “Yeni Dünya Düzeni”nin ve KİT’lerin iç ve dış çıkar çevrelerine peşkeş çekilmesinin savunuculuğuna soyundu.

Atatürk halkçıydı.. Halkçılığı, halkın yönetimde egemen olması ve toplumsal adaletin sağlanması biçiminde anlıyordu. Toplumda ayrıcalıklı kesimlerin doğmasına karşıydı. Toplumsal uçurumların yok edilmesinden, emekçinin, üreticinin düzeyinin yükseltilmesinden yanaydı..

Özal ise “mutlu azınlık”çıydı.. Zenginleri seviyordu. Toplumsal adalete ve “sosyal devlet”e karşıydı.. Parası olanın yapmasını, olmayanın da yapmamasını savunuyordu.. Devlet, karışıp da bu dengeleri bozmamalıydı.

Ve Atatürk devrimciydi…

Özal ise “devirici”ydi.. Köşe dönmeciydi.. “Benim memurum işini bilir” derdi.. “Devlete vergi vereceğinize, siz onu daha iyi değerlendirirsiniz” derdi.. Askeri birlikleri şortla denetlerdi.. Yolları kapattırıp arabasıyla hız denemesi yapardı…

Kurumların ve kuralların çökertilmesinin öncüsüydü…

Yolsuzluğun kural, vurgunculuğun akıllılık, dürüstlüğün aptallık sayıldığı bir dönemi başlattı.. Devleti çürüttü.

★★★

Emre Kongar, pazartesi günkü yazısında, çok önemli bir noktanın altını çiziyordu:

“Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmesi, PKK teröründen çok, ‘çoğunluk’ durumunda olanların.. ‘azınlık’ olduklarını düşünenler ile birlikte yaşamayı reddetmesi ile gündeme gelebilir.”

Cumhuriyetin Ordu ili valisi geçenlerde Türkiye’de bir “ilk”e imzasını attı. Güneydoğu’dan işçilik için gelen yurttaşlarımızın ile girmesini yasakladı. Yani en büyük bölücülüğü yaptı.

Bu sayın valimiz, geçmişte de kendisini Alparslan Türkeş’in “manevi oğlu” sayıyordu.. ve de Sayın Başbakanımız, kendisini Emniyet Genel Müdürü yapabilmek için kahramanca bir savaşım vermişti. (Allah’tan koalisyon hükümeti vardı da, Ecevit’in karşı çıkmasıyla bir “facia” önlendi.)

Şimdi -bir yurttaş olarak- Sayın Yılmaz’dan istemek hakkımız:

– Atatürk’ün mü yolundasınız, yoksa Özal’ın mı? Bölücülükten mi yanasınız, yoksa bölücülüğe karşı mısınız?.. Lütfen kararınızı verin! Ve de lütfen, yolları ve bölücüleri birbirine dolaştırıp, insanların da kafasını karıştırmayın!

(Cumhuriyet, 28 Ağustos 1998)

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: