Yazı Hakkında

Başlık:Yorumsuz…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:10 Kasım 1996, Pazar

Yazı

HAFTAYI BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Yorumsuz…

Soru Atatürk diktatör müydü? O dönem Türkiye sinde demokrasi var mıydı, yok muydu?

Ankara’daki İngiltere Büyükelçisi Perey Lorraıne‘in, kendi hükümetine gönderdiği 2 Haziran 1938 tarihli yazıda. Atatürk le ilgili şu satırlar var.

“Gerçekten de diktatör mü? Kişisel olarak, teknik bakımdan olmadığına inanıyorum. Yönetimsel işlevi yok. Devlet başkanı olarak hukuk mahkemelerine emir veremez. Af ve genel af hakkına sahip değil. Ulusal bağımsızlığın simgesi bile değil.”

1928-1933 döneminde Ankara’da Fransa Büyükelçisi alarak bulunmuş olan Charles Chambourn şöyle diyor:

“Mustafa Kemal isteseydi, bir hükümdar, bir diktatör, bir halife olabilirdi. Ama büyük insan olmak için, o göz kamaştırıcı sanlara gereksinmesi yoktu onun. Büyüklük taslamadı. Kendini gösterişe kaptırmadı. Tersine, filozoflara özgü bir tutum takındı. Bundan ötürü de saygınlığı her gün biraz daha arttı.”

Ayrı dönemlerin Ankara’daki Avusturya Büyükelçisi Bischoff daha da ileri gidiyor:

“CHP hin yapısını inceleyecek olursak, işte o zaman Türkiye ‘de çok canlı bir demokrasinin var olduğunu. kuramda olduğu kadar işleyişte de saptamamız olanaklıdır ”

Ve Fransız devlet adam Herriot şunları yazıyor:

“Bu eski kurmay subay bu vestonlu general, bize Kant ekolünden bir filozof gibi görünüyor. Demokrasinin ateşli savunucusudur”

★★★

Soru: Atatürk sert bir insan mıydı? Nasıl çalışırdı? Niçin içki içerdi? Onun halkından hiç saklamadığı içki sofralarının anlamı neydi?

Atatürk’ün içki sofralarında ülke sorunları tartışılır, farklı görüş sahipleri bir masa etrafında buluşturulurdu. Bazen masanın yanına bir kara tahta getirtilip varılan sonuçların maddelendirildiği olurdu.

Bir keresinde Dr.Reşit Galip Milli Eğitim Bakanı’nı hoş olmayan sözcüklerle eleştirmeye başlamıştı. Atatürk “Galiba rahatsız oldunuz, biraz istirahat etseniz!” diye uyarınca, sert bir yanıt aldı:

“-Burası millet sofrasıdır, ben o sofrada oturuyorum!”

“-Öyle ise sofrayı terk etmek bize düşüyor.”

Atatürk yavaşça yerinden kalktı ve odasına çekildi…

Utangaç bir insan olan Atatürk, içki içme nedenini şöyle açıklıyordu:

“İçki içmeye mecburum. Kafam çok ama bana ıstırap verecek kadar çok ve hızlı çalışıyor. Vakit vakit onu uyuşturup biraz dinlenmek ihtiyacım duyuyorum. İçmediğim zamanlar uyuyamıyorum. Istırap içinde bunalıyorum ’’

Ve sabahlara kadar çalışır, okurdu.

Zamanın Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Haşan Rıza Soyak anılarında anlatıyor. Atatürk bir keresinde. başladığı bir tarih kitabım bitirmek için iki gün iki gece durmadan okumuş…

★★★

Soru: Karşıtları Atatürk’ün arkasından neler söylediler?

Karşıtları sadece hilafetçiler, padişahçılar, İttihatçılar ve emperyalistler değildi. Bir yandan komünistlerin bir kesimi, öte yandan ırkçı milliyetçiler de ona karşıydılar.

Zekeriya Sertel‘in anılarında şu satırlar var:

“Vicdanımla bir hesaplaşma gereğini duydum. Sağlığında biz bu adama karşı hürriyet ve demokrasi savaşı yapmıştık. Ağaçları görüyorduk, ama ormanı bütün büyüklüğüyle göremiyorduk. Kişi yönetiminden çok, meclis egemenliğine, yani halk
egemenliğine önem verdi. Bütün koşullar onun Doğulu bir diktatör olmasına elverişliydi. Fakat asker olmasına rağmen yumuşak, sevimli ve akıllı bir otorite kurdu. Biz eleştirilerimizi özgürce yapabildik.”

Ülkücü sağın efsane isimlerinden Nihal Adsız’ın oğlu Yağmur Adsız geçenlerde bana şunları söyledi:

– Babam son yıllarında Atatürk’ü farklı değerlendiriyordu. Haksızlık etmişiz; onu ancak şimdi anlayabiliyorum!” diyordu..

★★★

Soru: Atatürk, devrimini niçin tamamlamadı? Bazı şeyleri niçin yapmadı?

Geçenlerde Ali Dündar yazdı. Aynı soruyu gençler. yaşamının son günlerinde Şevket Süreyya Aydemir‘e sormuşlar. Ve Marksizmden yola çıkıp Kemalizme ulaşan, “Tek Adam”ın ünlü yazarı sesini yükseltmiş:

“Atatürk bu dediklerinizi kiminle yapacaktı? Arkasında hangi bilim adamı, hangi sanatçı, hangi bürokrat takımı vardı ki, onları yapabilsin? Atatürk yalnız adamdı. O kadar yalnızdı ki, ekonomiyi planlamayı aklına koyduğunda, aklına ilk gelenlerden biri ben oldum. Oysa ben iktisatçı değil tarım öğretmeniydim …”

★★★

Son soru: Atatürk’ün yapıtı olan Kemalizm evrensel midir?

Yanıtı, çağımızın en ünlü siyaset bilimcilerinden Maurice Duverger veriyor:

“Eski bir ülkenin çağdaş bir ulus haline gelmesi için harcanan çabayı beğenmeyen yoktur. Söz konusu eser, 1945’ten bu yana bir örnek değen kazandı. Kemalizm, Türkiye tarihinin bir sayfası olmaktan çıkıp siyasal bir sisteme önderlik etmeye başladı. Çünkü yeryüzünde henüz Moskova ya da Pekin etkisine girmemiş olan üçüncü tür devletlere bu sistem yol göstermektedir. Bu sistem, yarı gelişmiş uluslar için, Marksizmin karşısına dikilen ikinci bir seçenektir ”

Ve “Yorumsuz” yazının sonunda, küçük bir yorum:

Lenin‘in sistemi yıkıldı. Mao’nun sistemi tanınmaz hale geldi. Yaşananlar. Atatürk’ü hakir çıkardı!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın