Yazı Hakkında

Başlık:Yozlaştıramadık mı?!
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih: 18 Ağustos 1999, Çarşamba

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Yozlaştıramadık mı?!

Sayın Cumhurbaşkanı ile halen mahkemeliğiz.

Bilirkişinin karşı görüşüne karşın, “Cumhurbaşkanına hakaret”ten açılan dava sürüyor. Konu da 89 sanatçıya “devlet sanatçısı” sanının verilmesi.

Kimisi yanık sesli, bozuk Türkçeli… Kimisi yıllardır Türkçe sözler yazılmış yabancı parçaları söylüyor… Hatta içlerinde, başkalarının bestesine Türkçe söz yazmanın ötesinde bir şey yapmayanlar bile var.

Hepsi bir çırpıda “devlet sanatçısı”.

Niçin? Kim seçmiş?

Cumhurbaşkanı olmak, her konuda tek seçici olmak hakkını verir mi? Cumhurbaşkanına futbol milli takımını seçtirmekle bunun arasında fark var mı?

Seçilenler arasında bu sanı gerçekten hak etmiş olanlarda bulunuyordu. Kimileri, 89’luk listeyi görünce. kendilerine sunulan ödülü ellerinin tersiyle ittiler.

Ben de, belirli bir anlamı bulunan bir kurumun yozlaştırılmış olmasını eleştirdim. İşte olay bu!

★★★

Konu bugünlerde yeniden güncelleşti.

Ressam Mehmet Güleryüz‘ün başvurusu üzerine, olaya Danıştay el koydu. Ve 10. Daire, ilk incelemenin sonunda “yürütmeyi durdurma” kararı verdi.

Niçin?

Yasaya aykırı davranıldığı için!

Yasa, devlet sanatçısı olacak kişilerin “uluslararası ün yapmış üstün yetenekli sanatçılar” olmasını öngörüyor. Oysa 89’lar içinde bu tanıma uyarıların sayısı sadece bir elin parmaklan kadar. Çoğunun uluslararası ünü yok, kimisinin ise sanatçı olduğu bile tartışmalı.

Üstelik, yasanın uygulanmasıyla ilgili yönetmeliğin kendisi bile, usulen de yasaya aykırı.

Kabahat bu olayı “tezgâhlayıp önüne koyanlarda mı., yoksa bu yozlaştırmaya “hayır” demeyen Cumhurbaşkanı’nda mı?

Yozlaştırma kesin de, “fail” tartışmalı!

★★★

Duygu Asena olaya şöyle yaklaşıyor:

“Başkalarının parçalarını söyleyen insan sanatçı değildir. İyi ya da kötü birer yorumcudur Sanatçının tanımı yaratıcı olmak, yeni şeyler üretmektir… Bir
tiyatrocu, sinema oyuncusu, piyanist, kemancı bile Batı’da sanatçı diye anılmaz.”

Ve devam ediyor:

‘Devlet sanatçılığı, yarattıkları ve ürettikleriyle ülkesine bir yaran olan, yurtdışında onu temsil eden birine ancak verilebilir. Bizim devlet sanatçılığı dağıtımımızda ise, sanki birisi en çok sevdiği kişilere ödül veriyor gibidir.”

Tutarlı bir yaklaşım, ancak fazla katı.

Adnan Saygun yarattığı ile sanatçıdır. Fazıl Say, İdil Biret, Suna Kan, Genco Erkal, Yıldız Kenter gibiler de yorumlarıyla sanatçıdırlar.

Ama ölçüt, o yaratıların ya da yorumların, Türkiye’ye yurtdışında onur kazandıracak bir düzeyde olup olmamasıdır. Devlet sanatçılığı, ulusal temsil anlamı taşır. O sanı hak edebilmek için de, ulusaldan evrensele uzayan çizgiyi yakalayabilmiş olmak
gerekir.

★★★

Ödül “özendirmek”, yüreklendirmek içindir.

Hak etmeyenlere de verilmiş, yozlaştırılmış bir ödül “ödül” olmaktan çıkar, “ihsan” olmaya dönüşür. Oysa gerçek sanatçının ihsana gereksinmesi yoktur.

Önce Uluslararası Atatürk Barış Ödülü’nü yozlaştırmışlardı. Şimdi de Devlet Sanatçılığı’nı yozlaştırma çabası içindeler. Ama bu kez imdada Danıştay yetişti.

Yalın bir gerçeği herkesin bilmesi gerekir. Özellikle de Cumhurbaşkanı’nın:

Bir ödülün değen, ödülün adı ya da ödülü verenin kimliği ile ölçülmez… Ödülü alanın kimliği ile ölçülür!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın