Yazı Hakkında

Başlık:Yunanlı Kardeş!
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:05 Eylül 1999, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Yunanlı Kardeş!

Ne güzel söylemiş ozan:

“sıla derdine düşünce anlarsın /
yunanlıyla kardeş olduğunu / bir rum
şarkısı duyunca gör / gurbet elde İstanbul çocuğunu”

“aramızda bir mavi büyü / bir sıcak deniz / kıyısında birbirinden güzel / iki milletiz”

“bizimle dinlecek bir gün / Ege ‘nin
altın çağı /yanıp yanın ateşinden/
eskinin ocağı”

“önce bir kahkaha çalınır kulağına
/ sonra rum şiveli türkçeler / o Boğazdan söz eder/ sen rakıyı hatırlarsın”

“yunanlıyla kardeş olduğunu / sıla derdine düşünce anlarsın”

Evet, ne güzel söylemiş ozan Bülent Ecevit!. Tam 52 yıl önce Londra’da.

★ ★★

Daha önce de yazmıştım.

Uzun bir aradan sonra Yunanistan’ı resmen ziyaret edecek ilk Türk
bakandım. Avrupa Konseyi ne üye ülkelerin kültür bakanlan Atina’da
toplanıyordu. Yirmi yıl önceki Başbakan Ecevit’e bir talimatı olup olmayacağını sormuştum:

– Ortak çıkarlarımız öylesine çok ki,
önünde sonunda aramızdaki sorunlar çözmek zorundayız. Şimdi
önemli olan, ortamı bu sorunların çözümünü zorlaştırır olmaktan çıkarmak. Ortamı hazırlamanın en iyi yolu da kültürel ilişkilerdir. Çünkü kültür
alışverişinde rekabet yoktur.

Eklemişti:

– Her türlü kültürel ilişkiye hazırız.
Örneğin Dido Satiriu nun “Benden Selam Söyle Anadolu ‘ya ” romanından, bir Türk-Yunan ortak filmi yapabiliriz…

Rahmetli Necdet Tezel Atina’da
büyükelçiydi. Hükümetin en güçlü
isimlerinden Averof’la tanıştırdı beni. İki saat baş başa görüştük, önerlerimi heyecanla dinledi Ama hiçbir sonuç çıkmadı.

Çünkü Yunan siyaset adamları kamuoyunun tutsağı olmuştu. Kamuoyu da “Türk korkusu “nun…

★★★

Paris’teki öğrencilik yıllarımdaydı.
ABD Dışişleri Bakanlığı’nın bir programı sayesinde San Fransısko’daydık. Muğlalı Rum lokantacıya orada rastladık.

Türkiye’yi 1931 yılında terk edip
Yunanistan’a yerleşmişti. 1960’lı yılların başında da, “ver elini Amerika!”…

Kaldığımız sürece bize özel aşçılık yaptı. Canımızın çektiği yemekleri önceden söylemek yeterliydı. İtirazlarımıza aldırmıyor, tabaklarımızı
tepeleme dolduruyordu:

– Yiyin yiyin!.. Bu gâvur memleketinde nerede bulacaksınız.

Ertesi günü kentten ayrılacağımızı söylediğimiz akşam hüzünlenmişti. Müşterilerini çabucak savıp bizi evine götürdü. Eşi rakı sofrası donattı. Oğlu müzik setine Zeki Müren’in pilaklarını koydu, ve Türkiye’den ayrılalı 30 yılı aşmış olan Muğlalı Rumun gözleri buğulandı tavla oynarken:

– Amerika’ya geldim geleli üç kez sinemaya gittim. Üçü de İstanbul’da geçen filmlerdi. Aynı yemekleri, aynı müziği seviyoruz, içkimiz bile aynı.
Bu iki halkın birbirini kardeş gibi sevmesi için tek bir koşul var Tarih kitaplarını yakmalıyız, çocuklarımıza
okutmamalıyız!..

Savaşı yaşamış kuşakların Türke düşmanlığı yoktu… Ama tarih kitaplarını okuyan yeniyetmelerin vardı.

★★★

Muğlalı Rumun öyküsünü Ecevit’e de anlatmıştım, Averof’a da; Ecevit
hazırdı, Averof değildi. Fransızlar ve Almanlar, ortak kurullar oluşturup tarih kitaplarını gözden geçirdiler. Düşmanlıkları, abartılı anlatımları elediler. biz yapamadık.

Ve bizim yapamadığımızı, çok acıbir olay yaptı.

İlk gençliğimden beri, yurtdışında karşılaştığım her Yunanlıdan dostluk
gördüm. Deprem sonrasında yardıma gelen bir Yunanlı doktor da, bizim insanımızdan dostluk gördüğünü söylüyor. Ellerine sarılanlar, boynuna sarılıp öpenler.

Önceleri üniformalılardan çekinmişler Ama görmüşler ki, onlar da
farklı değil.

İnsan her yerde insandır. Ama bize benzeyen insan, bize daha yakın
olan bir insandır. Bu yakınlığı iki halk olarak keşfetmek için böylesine bir
acı yaşanmayabilirdi.

Onlarda Pangalos gibiler olsa da,
bizde bazı ırkçılar bakanlık sandalyelerinde olursalar da.. Düşmanlıkları
tarih kitaplarından silmenin şimdi
tam zamanıdır.

Yıkıntıların altında yitirdiğimiz binlerce insanımız için!

Hâlâ hayatta olup olmadığını bilmediğim Muğlalı Rum dostumuz
için!..

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: