Yazı Hakkında

Başlık:Yüzyılların Mirasını Tüketmeyin!
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:17 Mart 1995, Cuma

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Yüzyılların Mirasını Tüketmeyin!

Bundan bir süre önce, “The Wall Street Journal” gazetesinin Ortadoğu temsilcisi Peter Waldman şunlar yazmıştı: “Türkiye’de ordunun şeriata karşı güvence olarak görünmesine karşın, asıl güvence Alevilerdir. Aleviler, Kemalizmi hâlâ destekliyorlar.”

Kahveleri kim taradı? Ertesi günü halkı ve polisi kim kışkırttı?

Niçin yaptı?

Alevilerin tepkisi niçin bu ölçüde sert oldu? Ama olaylar bu boyutlara vardığı halde nasıl oldu da tüm ülkeye yayılmadı? Nasıl oldu da -her şeye karşın- çığrından çıkmadı ve denetlenemez hale gelmedi?

Bir olayı kimin ya da kimlerin yaptığını bilmiyorsanız, sonuçlarının kimin işine yaradığını araştırmanız gerekir.

★★★

Türkiye’de bir mezhep çatışmasının doğmasında kimlerin yararı var? Kürtlerden sonra Alevilerin de devletle sorununun olduğu görüntüsünün yaratılması kimlerin işine gelir?

Olasılık tek değil.

Gümrük birliği ile Türkiye’nin Avrupa’yla yakınlaşmasından hoşlanmayan iç ve dış bazı güçler olabilir. Kötü durumdaki bir PKK olabilir. Türkiye’ye “şeriat devleti”nin gelmesinin, Cezayir benzeri bir ortamın doğmasına bağlı olduğunu düşünenler olabilir.

Bir “darbe “ye ortam hazırlamak isteyenler olabilir.

Türkiye’de bir mezhep çatışması olduğu ve devletin Alevileri dışladığı görüntüsü yaratarak: Azerbaycan’dan Orta Asya’ya kadar uzanan Türk kökenli Şiilerin Türkiye ile köprüleri atmasını isteyenler olabilir.

Nurcular ite Fethullahçılar gibi “ılımlı dinci” kesimlerin
devletle işbirliğinden rahatsız olanlar bile olabilir.

Türkiye’nin zayıflamasında yararı olan herhangi bir dış  güç de olabilir…

★★★

Bu olasılıklardan hangisinin geçerli olduğunu gün ışığına çıkarma görevi devletin. Ama devletin ondan da önemli bir görevi daha var.

Alevilerin tepkisi -önder konumundakilerin tüm çabalarına karşın- niçin bu kadar sert oldu” sorusunun yanıtı üzerinde düşünmek. Ve de gereğini yapmak!

Açık konuşalım:

Bir “Sivas faciası” yaşanmamış olsaydı. Gaziosmanpaşa’da halk devletle çatışmaya girmezdi!

Sivas’taki devlet ile Gaziosmanpaşa’daki devlet aynı mıydı?

Sivas’ta sekiz saat “seyirci” bir devlet vardı.. Onun bedelini Gaziosmanpaşa’daki polis ödedi.

Sivas’ta kalabalığı dağıtmak için halkın üzerine panzer sürüldü mü? Su sıkıldı mı? Silah sıkıldı mı? Kalabalığı kışkırtanlar anında yakalandı mı?

Sivas’ta günlerdir “geliyorum ” diye haber vere vere gelen insanlık suçu karşısında aymazlık içinde olan devlet; bu suçunun bedelini Gaziosmanpaşa’da sadece kendsi ödemedi, halkına da ödetti.

★★★

Evet, açık konuşalım!

Kızılay’da memur döven, hatta solcu milletvekilini döven polis ile Taksim’de yasadışı şeriatçı gösterisine “eşlik” eden pof isin aynı olduğuna artık kimse inanmıyor.

Suç, polisleri yönetenlerde mi?

Polislik mesleğine alınanların kökenlerinde mi?

Yoksa onlara verilen eğitimde mi?

En kötü devlet, “taraf” durumuna düşen devlettir. Devlet. 27 Mayıs öncesinde de, 12 Mart Öncesinde de. 12 Eylül öncesinde de “taraf” durumuna düştüğü için tükenmişti.

Devlet “taraf” olunca, halk da bir “hakem” arar!

Demokratik devlet, tüm insanlarına “laik-demokratik“eğitim vermek zorundadır! Ve de devleti, ancak “laik ve demokratik” bir kafaya sahip olanlara emanet etmek zorundadır!

Eğer Türkiye’de “her şeye karşın” işler çığrından çıkmıyorsa; yüzlerce yıllık devlete saygı geleneğine ve Anadolu’da farklılığa alışmış insanın yüzlerce yıllık hoşgörüsüne şükredin!

Yunus Emre‘ler ,Mevlana’lar, Hacı Bektaş-ı Veli’ler,
Nasreddin Hoca’lar yetiştirmiş bir toplumun “bilge“liğine şükredin!..

Ve de o zengin mirasın artık tükenmekte olduğunu unutmayın!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: