Ahmet Taner Kışlalı Yazıları Cumhuriyet Gazetesi Haftaya Bakış Köşe Yazıları

Zola ve Dreyfus; Alınak ve Çetin Altan…

Yazı Hakkında

Başlık:Zola ve Dreyfus; Alınak ve Çetin Altan…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:14 Ekim 1994, Cuma

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ
AHMET TANER KIŞLALI

Zola ve Dreyfus; Alınak ve Çetin Altan…

Aylardır özgürlüğünden yoksun olan, Bağımsız Milletvekili Sayın Mahmut Alınak’tan bir mektup aldım. Şöyle
diyor:

“Sayın Kışlalı,

Dokunulmazlıklarımızın kaldırılması ile başlayıp bu
güne kadar geçen süreçte yasalar, Anayasa ve Meclis
iradesi akıl almaz bir şekilde defalarca ayaklar altına
alındı. Böylesi hukuksuzluklarla karşılaşabileceğimizi
tahmin edebiliyordum. Ama bu yaşananlara bu ülkenin
aydınlarının, bu ülkenin solcularının, bu ülkenin demokratlarının sessiz kalacaklarına hiç ama hiç inanmak istemiyorum. Ama yazık ki böyle oldu. Çünkü Dreyfus’un uğradığı haksızlıklara karşı çıkma yürekliliğini gösteren Zola ’lar yoktu. Yazınızı bu duygularla okudum ve inanın
çok ama çok mutlu oldum. Beni tanımlayışınız ve düşünce suçlusu tüm insanlara sahip çıkışınız çok anlamlı idi.

Duyarlılığınız için teşekkür ediyorum.

Sevgi ve saygılarımla.”

★★★

Sayın Alınak’la hiç karşılaşmadık. Tanışmıyoruz.

Ama siyasal etkinliklerini -söz konusu yazımda da belirttiğim gibi- geçmişte ilgi ile izledim. Salt bir Kurt sorunu’savaşçısı değil de -kuşkusuz bu soruna da önem veren- bir solcu aydın izlenimi verdi bana. Bu topraklar üzerinde yaşayan tüm emekçilere ve ezilmişlere sahip
çıkmaya çalışan bir milletvekili gibi görünüyordu.

Uzaktan hep saygı duydum!

Mektubunda sözünü ettiği ‘Dreyfus olayı’ ise gençliğimde beni de çok etkilemişti…

Alfred Dreyfus, Yahudi bir Fransız kurmay yüzbaşı idi.
Almanlara bazı gizli belgeleri vermekten suçlanmış ve
ömür boyu hapse mahkum olmuştu. Asıl suçlunun Binbaşı Esterhazy olduğunu gösteren bir belgeye karşın, Savaş Divanı onu aklamıştı. Davanın yeniden görülmesine hiçbir olanak kalmamıştı.

İşte o sırada ortaya ünlü yazar Emile Zola çıktı.

L’Aurore gazetesinde, cumhurbaşkanına seslenen
‘‘Suçluyorum!” başlıklı bir açık mektup yayımladı. Devletin en yükseklerinde bulunan herkesi suçluyor, orduyu
çok ağır bir biçimde eleştiriyordu… Mektup çok açık bir
suçtu.

Ve Zola bunu bilerek yapmıştı! Kendisini yargılayan
mahkeme, ister istemez ‘Dreyfus olayı’nı da yeniden ele
almak zorunda kalacaktı…

Zola, bir yıl hapis ve ağır para cezasına çarptırıldı. Leğion d’Honneur Nişanı elinden alındı.. Ama olayın karanlık noktaları da kamuoyuna mal oldu… Ve giderek, Dreyfus’un mahkum olmasına neden olan belgenin
‘sahte’ olduğu anlaşıldı.

Sahte belgeyi, ‘ordunun onurunu kurtarmak’ isteyen
bir albay üretmişti.. Haber alma servisinde görevli bu
albay intihar etti. Dreyfus aklandı Rütbeleri ve nişanları
geri verildi. Birinci Dünya Savaşı sırasında, yarbay rütbesiyle emekli oldu…

Zola’nin o ünlü açık mektubunu. Paris’teki öğrencilik
yıllarımda okumuştum. Okurken gözlerimin yaşardığını
anımsıyorum… Haksızlığa karşı tek başına savaş veren
büyük yazar, birden gözümde devleşmişti…

İçinden çıktığı Fransız ulusunu da yücelterek!..

Daha birkaç yıl önce, Mahmut Almak SHP’nin Meclis
Grup Başkanvekilı idi. Partisi adına yaptığı bir konuşmanın yarıda kesildiğini ve kendisinin TBMM kürsüsünden zorla indirildiğini hep anımsarız. Ne demişti o konuşmasında?

‘Parlamentonun akan bu kanları durduracağına inanıyor ve güveniyorum. Bu şiddet ortamının sona ermesinde tek seçeneğin demokrasi olduğuna inancımı vurgulamak istiyorum.. Burada, bu kürsüde tartışılmasına fırsat verilmeyen sorunlar ve çözümleri, kahvede, sokakta ve giderek başka zeminlerde konuşulmaya başlanacaktır!”

O olay bende başka bir olayı çağrıştırdı Çetin Altan’ın, Türkiye İşçi Partisi Milletvekili olarak konuşurken Meclis kürsüsünden nasıl yumrularla indirildiği gözlerimin önüne geldi..

Sayın Altan şimdi çok farklı bir çizgide Ama ona karsı takınıları tutum Türkiye’ye hiçbir şey kazandırmadı. “Demokrasi”nin değil, ancak silahın çözüm olduğunu savunanları güçlendirdi

Türkiye çok değerli bazı yıllarını, bazı olanaklarını ve
bazı gençlerim yitirdi …

Zola gibi büyük insanlar, kendilerini yüceltirken uluslarını da yüceltirler.. Küçük insanlar içide bulundukları kurumları da temsil ettikleri toplumları da küçültürler ..

Küçük insanlarla büyük işler başarılamaz!

Ve Türkiye buğun buyuk işler başarmak zorunda!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: