Yazı Hakkında

Başlık:Zorunlu Bir Dönüş
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.1)
Tarih:01 Eylül 1999, Çarşamba

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Zorunlu Bir Dönüş

Jacques Brel‘in dizeleri bugünlerde dilimden düşmüyor. Acıyı daha derinden yaşayan dostlara anımsatıyorum.

“On oublîe nen / On oubiie nen du tout / On s’tıabitue i C’est tout…”

(Hiçbir şey unutulmaz / Ama hiçbir şey / Sadece alışılır / Hepsi bu…)

Zaman unutturmaz, sadece alıştırır. Tam iyileşmesi olanaksız bir hastalıkla, bir ömür boyu birlikte yaşamaya alışmak gibi.

Unutmazsınız, ama yaşam da sürer. Kendini anımsatır. Gereklerini yerine getirmeye sizi zorlar.

★★★

Depremin ikinci günü, önceden serilmiş bir yazım yayımlanmıştı. Yazı, ‘Devlet Sanatçılığı” kurumundaki büyük yozlaştırmaya, yargının “dur” demesiyle ilgiliydi.

Yayımlanma zamanı şanssızdı. Ama o şanssızlığa karşın, beklemediğim bir ilgi gördü. Sadece sanat çevrelerinden değil, hukukçulardan da telefonlar geldi.

Ve gerek o telefonlarda anlatılanlar, gerekse bu sonbaharda yeni bir “yozlaştırma” dalgası olasılığı, konuya bir kez daha dönüşü neredeyse zorunlu kıldı.

Olay sadece devlet sanatçısı sanı verilenlerin sayısının birdenbire on katına falan çıkması değil… Hatta sanatçı olmayanların bile bu listeye sokulması da değil.

Olayın, devletin sanatta ve kültürde, ancak baskı rejimlerinde görülebilecek yöntemlere yönelmesiyle de ilgili… Hukuk devleti ilkelerinin çiğnenmesiyle de.

★★★

Yasa var… Yasanın uygulanmasıyla ilgili yönetmelik var… Ve o yönetmeliğe göre oluşturulmuş bir “seçici kurul” var…

Kurul, cumhurbaşkanının onayına sunulmak üzere 17 sanatçının yer aldığı bir liste oluşturuyor. Ama “yukarı”nın elinde başka bir liste var. Sayfalar dolusu bir liste.

Kültür Bakanı kurul üyelerini çağırıp tehdit ediyor

– Bu isimleri de listenize eklemezseniz, sonuçlarına katlanırsınız!

Kültür kurumlarının temsilcilerinden oluşan kuru! üyeleri, gene de “hayır” diyorlar. Bu yozlaştırmayı ve onursuzluğu içlerine sindiremiyorlar.

Ve sonuçlarına katlanıyorlar!

Kurul dağıtılıyor. Seçme yetkisi, Güzel Sanatlar Genel Müdürü’ne, yani bir bürokrata bırakılıyor. Böylece de, dost ahbap isteklerine uygun liste, “alışveriş ” listesi hazırlanır gibi hazırlanabiliyor.

Savcı, yargıç, jüri… Hepsi aynı kişiler.

Tıpkı, sanatı da resmi ideolojisinin bir parçası sayan, faşist rejimlerdeki gibi.

Lemi Bilgin, Hüseyin Akbulut, Nedim Tannkulu… Devlet Tiyatroları’nın, Opera ve Bale’nin, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın üç yöneticisi ortak bir bildiri yayımlıyor. Rezaleti gözler önüne seriyorlar.

Yani devletin üç görevlisi, devleti eleştiriyor!

Her şeyi göze alarak…

Sanatta tek seçiciliğe soyunan bir cumhurbaşkanına ve onun emirlerini yerine getirebilmek için kuralları çiğneyen bir kültür bakanına, demokratik bir ülkede herhalde rastlanamaz.

Devletin sanat kurumlarında gözle görülür bir gerileme var.

Çünkü o kurumtarın bir zamanlar “devrimci” olan yasalan artık eskimiş. Sanatçılar “bürokrat” olmuş. Üretenle üretmeyen, yetenekli ile yeteneksiz aynı kaba konmuş…

Emeklilik özendirilmeli, Batı’daki uygulamalardan örnek alınmalı!

Kültür Bakanı, bakanlığındaki üst düzey kadrolan gözden geçirmeli. Ve bunu yaparken de, bir siyasetçi olarak değil bir kültür adamı gibi olaya yaklaşmalı!

Ama her şeyden öncede, “yozlaştırma” yönündeki baskılar nereden gelirse gelsin, onlara direnmesini bilmeli!

özellikle de. bakanlığı içindeki çağdaş kafaların şu feryadına kulak vermeli:

– RP döneminde bakana karşı savaşım verdik, direndik.. Bülent Ecevit‘in başında bulunduğu bir hükümet döneminde de mi mücadele edelim!?

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın