Yazı Hakkında

Başlık:Zorunlu Bir Yanıt
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.4)
Tarih:18 Ağustos 1993, Çarşamba

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Zorunlu Bir Yanıt

Öğrencilik yıllarımda bir oyun izlemiştim. Oyunun adı
da anımdan silinmiş, yazarı da. Ama bir sahnesi var ki,
hiç unutmadım.

Oyun iki kişilikti. Efendi ile uşağı arasındaki oyun tar-
tışmalarla sürüp gidiyordu. İkisi de bilgili, gülmece yete-
neğine sahip kişilerdi.

O ‘düzeyli’ atışmalar sürerken birden efendinin suratı-
nın ve tutumunun değiştiği görüldü. Ve şaşıran uşak sor-
du:

“-Sinirlendiniz!.. Hayrola, doğru bir şey mi söyle-
dim?”

Bir kişi ‘insan gibi’ konuşurken karşısındaki birden
küfretmeye başlayınca, nedense hep bu diyalog gelir
aklıma.

Bu kez de öyle oldu..

İşte size, Kültür Bakanı’nın ‘çok değerli’ Başdanış-
manı’nın, gazetedeki köşesinde hakkımda yazdıkların-
dan bazı örnekler:

“Kendini ülkenin sahibi sanan bir sefil.. Alçak.. Yete-
neksiz alçak, ahmak.. Karanlık yüzlü efendilerinin emir-
leriyle hayali senaryolar üreten.. Hangi tıynette adamla-
rın profesör olduklarına bakın.. Çadır tiyatrosu çığırtka-
nı.. Demokrasi düşmanı.. Bırakın profesör olmayı, eski
köşklerde kapı uşağı bile olamaz.. Ancak resmi ideoloji-
ye, ihbara, aşağılık dolaplara sığınarak ayakta kalabile-
cek bir çapsızlığın profesörü.. Rezil.”

Sayın Başdanışman’ın ‘küfür kültürü’ de meğer ne ka-
dar zenginmiş(!)

Küfür düşü gücüne ve ‘anlatım inceliği’ne (!) hayran
olmamak elde mi?

★★★

Sayın Başdanışman, kendisinin ya da kendisine bazı
görevler verenlerin hoşuna gitmeyen şeyler söyleyen-
lere ‘küfretme özgürlüğü’ olmadığını elbette yargı önün-
de anlayacak..

Ama asıl önemli olan, sinir sistemini felç eden olay.

Okurlarımın bilmedikleri bir şey değil. Konu, “Danış-
man, Bakan ve Said-i Nursi..” başlıklı yazımın başında,
hiçbir ekleme yapmadan aktardığım olay..

SHP’li Sayın Kültür Bakanı’nın başdanışmanlığa getir-
diği bir öğretim üyesi.. Derslerdeki ‘sistemli’ Atatürk
düşmanlığı.. Karşı çıkan öğrencilere gösterilen ‘antide-
mokratik ‘ tepkiler.. Sınıfı terk eden öğrenciler.. Ve bu
‘değerli’ kişinin, ‘o öğretim kurumu’ ile bağlantısının so-
na erişi..

Bunların hepsi doğruydu. Birisi halen gazeteci olan
tanıkları belliydi. Olay 1991-92 öğretim yılında geçmiş ve
o zamanlar Milliyet Gazetesi’nde de yer almıştı.

Aktarırken benim yaptığım tek hata, üniversitenin is-
miyle ilgiliydi. Olay Marmara Üniversitesi’nde değil, İs-
tanbul Üniversitesi’nde, adı şimdi İletişim Fakültesi olan
BYYO’da geçmişti.

Ama, bir an için; olayın benim anlattığım gibi olmadı-
ğını, ‘düzmece’ olduğunu varsayın. Ruh sağlığı yerinde
olan bir kişinin tepkisi acaba ne olurdu?

‘Çok değerli’ Başdanışman’ın küfürlerini okuyunca,
olayın gerçekliği ile ilgili artık hiçbir kuşkum kalmadı! Bu
satırları ‘herkesin gözü önünde’ yazabilen bir insanın,
kapalı kapılar ardındaki bir sınıfta öğrencilere nasıl dav-
ranabileceğini, hele hele kendisine ‘itiraz’ etmeye yelte-
nenlere nasıl tepki gösterebileceğini düşünebiliyor mu-
sunuz!

Olayı yaşayan ve bana yazılı olarak ileten gençler,
“inanın anlattıklarımızın eksiği var, fazlası yok” derken
gerçekten de haklılarmış..

★★★

Söz konusu ‘küfürname’den beni bazı okur telefonları
haberdar etmişti. Kimisi “Lütfen aynı tonda yanıtlayın”
diyordu.

Doğrusu ‘ton’unu bilmediğim ve böylesini de düşüne-
mediğim için, “Gereken yanıtı veririm” deyip geçiştiri-
yordum.

Okuyunca anladım ki, bu isteği yerine getirmeme ola-
nak yok.

Benim yetiştirilme biçimim, gazeteme, okurlanma ve
‘kendime’ olan saygım, buna el vermez.

Yazıyı okurken sinirleneceğimi sanıyordum.
Yanılmışım.

Doğrusu kızmaktan çok ‘acıdım’ ve o düzeydeki bir in-
sanın bu duruma düşmesine ‘üzüldüm.’

İleride kendi yazdığı bu yazıyı bir daha okuyacağını,
okumak isteyeceğini sanmıyorum. Ama mutlaka anım-
sayacağını ve anımsadıkça da ‘utanacağını’ düşünüyo-
rum..

Bana gelince.. Kızmadım ama, eskiden beri kafamda
olan bir soru giderek güçlendi.

Sayın Kültür Bakanı bu pek sayın kişiyi, acaba hangi
‘özelliklerinden dolayı’ kendisine başdanışman seçti?
İstanbul’da oturan bu kişiye acaba niçin Ankara’dan pa-
ra ödetiyor?

Dilbilimci, tarihçi, edebiyatçı, halkbilimci falan değil.

Ama herkesin bildiği iki önemli niteliği var: ‘Atatürk
düşmanı’, bir.. ‘Kemalist Devrim’in ürünü olan ‘cumhuri-
yet’i yıkıp, yerine ‘ikincisini’ kurma sözcüsü, iki.

Buna şimdi bir nitelik daha eklendi: ‘Sokak küfürbazlı-
ğı..’

Sayın Bakan’ın seçiminde, acaba bu ‘değerli’ nitelik-
lerden hangisi ‘öncelik’ taşıdı?

Kendisine acaba ne tür bir ‘hizmet’ sunuyor?

Doğrusu bu ya, merak etmekten kendimi alamıyo-
rum!.

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın