Yazı Hakkında

Başlık:Zorunluluk mu, Zorbalık mı?
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:05 Ocak 1997, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Zorunluk mu, Zorbalık mı?

Ne kadar ilerlediğimizin ve de “Batılılaştığımızın” bilmem farkında mısınız?

Eskiden berbere giderdik, artık “kuaför”e gidiyoruz. Eskiden kaldırımlarda yürürdük, şimdi “tretuvar”da yürüyoruz. Eski gençlerin özlemleri vardı, şimdikiler “nostaljik takılıyor”.

Çocukluğumuzda, cankurtaranlar canavar düdüklerini çalarak geçerlerdi. Şimdi “ambulans”lar çıktı; “siren” çalıyorlar. Savaş uçaklarımız bile, PKK üzerine bomba yağdırmak için çıkış yapmıyorlar, “sorti” yapıyorlar.

Lefter, Can, Metin büyük yıldızlardı. Oysa Oğuz, Hakan, Ünal gibiler “süper star” oldular. Goller bile artık levhalara değil “skorbord”lara yazılıyor. Metin bazı maçlarda gollerini üçlerdi, dörtlerdi. Şimdi Boliç “hattirik” yapıyor.. Futbol mevsimleri geride kaldı. Futbol “sezon”ları başladı.

Çok ilerledik, çoook!

Basın merkezlerimiz bile “medya çenter” oldu. Caddelerde “show room”lardan geçilmiyor. “Capital Radio”larda “news”lar okunuyor artık. TV (te ve)lerimiz de “ti vi”liğe terfi ettiler. Has Bilgi Birikim, “Eyc Bi Bi” diye okununca önem kazandı (!) birden… Gazetelerimiz “TV quid”lar ve “exclusive” haberler veriyorlar. TV’lerde “talk show”lar yapılıyor.

Yeni binaların çoğunda, bundan böyle kapıları itmiyoruz. “push” yapıyoruz.

Ve biz kendilerine benzedikçe (!), Batılılar da bize “push” yapıyorlar… Vefasızlar!

★★★

Sokaklarda Türkçe işyeri adının “istisna” oluşturduğu bir Türkiye’de yaşamaya başladık. Solcusu da sağcısı da bu durumdan rahatsız olduğu için de; bu kimlik yitirme surecine dur demek amacıyla, bir yasa tasarısının hazırlandığı anlaşılıyor.

Ayrıntılar, abartılar üzerinde tartışılır, düzeltilir. Ama yasanın amacı özellikle iki noktada somutlaşıyor;

Radyo, TV ve gazetelerin Türkçeyi doğru kullanmalarını sağlamak… Ve caddelerde gezenlerin kendilerini yabancı bir ülkede sanmalarını önlemek…

Sevdiğim ve saydığım iki isim; bu amaca yasaklarla, cezalarla ulaşılmak istenmesine karşı çıktı. Hasan Pulur ve Uluç Gürkan, böyle bir yasa yerine “eğitim seferberliği” önerdiler.

Haklılar mı?

Kuşkuluyum!

Paris’in tümüne yakınını oluşturan kararmış taş binaların aklaştırılması için yasa çıkaran De Gaulle değil miydi? Fransa’nın sosyalist Kültür Bakanı, TV’lerde belli oranda Fransız filmi gösterilmesini yasayla zorunlu kılmadı mı? Daha üç yıl önce, aynı Fransa, dilini korumak için bizdekini andırır bir yasa çıkarmadı
mı?

Gidin Venedik’e… Bakalım bir evin dış boyasını bile, özel bir kuruldan izin almadan değiştirebiliyor musunuz?

Bu ne aşırı bir milliyetçiliktir, ne de “şovenizm“dir… Sadece kimliğini, kişiliğini ve dolayısıyla saygınlığını koruma çabasıdır!

Ve de “evrensel kültür”e katkıdır!..

★★★

Evrensel kültür bütün ulusların -ve dolayısıyla ulusal kültürlerin- birbirlerine benzemesiyle oluşmaz. Farklı kültürlerin katkılarıyla oluşur.

Her yöremizin ayrı halk dansları olmasaydı, Türkiye uluslararası yarışmalarda başarı kazanabilir miydi? Tüm ülkelerinde aynı yemeklerin yendiği, aynı müziğin dinlendiği, birbirinin aynı evlerde oturulduğu.. kısacası, tüm farklılıkların yok olduğu bir dünyada yaşamak ister miydiniz?

Bu, işin “insancıl” yanı… Ama bir de “siyasal” yanı var.

Uluslararası siyaset alanında ünlü bir uzman (hem de Amerikalı) bakın ne diyor:

“Eğer A devleti kendi kültürünü ve kendi siyasal ideolojisini B devletinin iç ve dış siyasetini kararlaştırma durumunda bulunan insanlara benimsetmiş, B devletini yönetenlerin kafalarını fethetmişse, askeri fütuhatla ve ekonomik yollarla ülke üzerinde denetim kurmak isteyenlerin hepsinden çok daha istikrarlı ve
çok daha tam bir üstünlük ve zafer kazanmış olur.”

Özal her lafına mutlaka bir “Prezident” ya da “transformasyon” falan sokmadan rahat edemezdi… Yukardaki satırları okurken nedense Çiller’le birlikte onun anımsayıverdim. Ve de onu numaracı cumhuriyetçi kuzucuklarını.

Hani İlhan Selçuk’un “yeni mandacılar” dediklerini…

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın