Anasayfa » Anı Defteri

Anı Defteri

Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı – Anı Defterleri

Shelf Wood

Dijital Anı Defterine 11 Yorum Yazıldı - Siz de duygularınızı paylaşabilirsiniz.

Yorum yaz

  • 1995 yılı…
    Türkiye’nin pek çok değişik yerinden gelmiş 17-18 yaşlarındaki gençler Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi dersliğindeyiz.
    Heyecanlı, şaşkın bakıyoruz çevremize. Şimdiki gençler kadar keskin çizgilerle köşelerimize çekilmemişiz henüz ama yine de temkinliyiz.
    Dünyaya dair kafamızda birtakım şeyler var elbette ama dedim ya siyah ve beyazdan çok griyiz aslında, tıpkı Ankara havası gibi.
    Kapı açıldı, jilet gibi takım elbisesi içinde çok yakışıklı ve karizmatik biri girdi.
    Bir kolu alçıdaydı, sonradan öğrendik ki o alçının nedeni sevgili eşi, yol arkadaşıyla birlikte çok yakın bir zamanda geçirdiği trafik kazası idi.
    Ve tabii hüzünlü gözlerin nedeni de o büyük kayıp.
    Şu yaşımda çok daha iyi anlıyorum, bunun ne kadar büyük bir öğretme, aydınlatma, paylaşma aşkı demek olduğunu.
    Gençlere duyduğu saygı ve güven demek olduğunu.
    Ve tabii neden yoklama alınmayan bir derste oturacak yer bulmanın neredeyse imkansız olduğunu.
    Karşısında kanı deli akan onlarca yarı çocuk değil de sanki yaşıtı, meslektaşı varmış gibi sabırla, özenle, titizlikle, zarafetle anlatırdı.
    Sonsuz ama dingin bir denizde yol almaktı onu dinlemek, okumak.
    Evet, bilgiliydi, kültürlüydü ama hepsinden daha önemlisi kavgasız, dupduru bir hoşgörü abidesiydi.
    “Hoşgörü olmadan, uzlaşma olmaz gençler” derdi bize. “Fikriniz olsun elbette ama karşı fikri dinlemeyi, anlamayı da bilin”
    Ahmet Taner Kışlalı idi o.
    Önce kendisine sonra fikirlerine; en çok da onu ifade edebilme yeteneğine hayran olduğum insan.
    Demokrasi için aydınlık için çatışma yerine hoşgörüyü temel prensip edinmiş ve bize hep onu öğütlemiş insan.
    Tanıdığım en Atatürkçü insanlardan biriydi ama belki de onu en doğru yorumlamış, en yalın, en dingin, en uzlaşmacı anlatan insanlardan biri.
    Ve bu nedenle cenazesinde yanı başımdaki türbanlı okul arkadaşımın “o benim babamdı” diye ardından ağladığı insan.
    Bizler onun son mezunları olduk ne yazık ki.
    Aydınlıktan korkan karanlıklar, 1999 yılınca kalleşçe ve zalimce kopardılar onu öğrencilerinden ve çok sevdiği ailesinden.
    Ama sanmasınlar ki Hocamızın bize ektiği fidanları koparıp atabildiler.
    Her biri kocaman birer ağaç oldu şimdi.
    Bilimin, sağduyunun, vicdanın, en çok da hoşgörünün meyveleriyle dolu dalları.
    O ağaçların kökleri öylesine güçlü ki, hala sımsıkı tutunuyor toprağa bunca kötülük, kavga, kalitesizlik karşısında bile.
    Ne mutlu bana ki Ahmet Taner Kışlalı’nın öğrencisi oldum.
    Karşıt söylemleri bile hoşgörüyle dinlemeyi, farklılığa saygıyı; bombaları yumrukları değil zihinleri çatıştırmayı öğrendim ondan.
    Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmamayı, eleştirmeden önce dinlemeyi öğrendim.
    Tanıdığım günden bu yana Kışlalı Hoca’ya çok saygı duydum.
    Sonrasında onu anlatan kitaplarda okuduğum ve “seçilmiş kız kardeşim” Dolunay sayesinde tanıdığım baba, eş, dost, kardeş Ahmed’e ise hayran oldum.
    Biliyor ve inanıyorum ki gittiğin yerde aynı zarafet, incelik, bilgi, sevgi, saygı, kalite ve hoşgörüyle ışık saçıyorsundur Hocam.
    Seni tanımak şans, özlemek ise büyük bir gurur.
    Öğrencin