TBMM Konuşmaları

Cumhuriyet Senatosu 17. Yasama Yılı 36. Cilt 29. Birleşim

Yazı Hakkında

Başlık:Cumhuriyet Senatosu 17. Yasama Yılı 36. Cilt 29. Birleşim
Kaynak:Türkiye Büyük Millet Meclisi Tutanak Dergisi
Tarih: 11 Şubat 1978, Cumartesi

Yazı

Buradan yine büyük Atatürk’ü yine anmak istiyorum huzurunuzda. Söylediği galiba aynen şu idi; o günkü kelimelerle, sözcüklerle ifade etmek istiyorum. «Milli kültürümüzü muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız.» Bunda bir anlayış, bir şuur var, bir bilinç var, bir kültürü tanıyış, var, bir kültürün fonksiyonlarını anlayış var büyük insanda. Arkadan ilave ediyor, «Türkün unutulmuş olan büyük medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti bundan sonraki inkişafiyle yarının, atinin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır.» Onuncu Yıl Nutkunda söylediği.

Bu insan acaba bunu niye söylemiştir diye hep düşünürdüm öteden beri; fakat inanılıyor ki, bu insan bunu tamamen bilerek konuşmuştur. Bir kültür, medeniyetin üstüne çıkmadıkça, onunla çatışmadıkça, onunla çarpışmadıkça, yeni bir medeniyeti kurmasına imkân yoktur. Nasıl ki, bugün batı medeniyeti Yunan ve Latin kültürünün, Hıristiyanlık felsefesiyle işlenmesinden, reform ve Rönesanstan geçtikten sonra bugün bir Batı uygarlığı meydana çıkmış, değişik kültürler bir uygarlık içinde toplanmış. Nasıl bugün Amerika Batı uygarlığının değişik bir yorumunu temsil etmiş ise, nasıl bugün Uzakdoğu Budist kültürünün üzerinde, çeşitli kültürler üzerinde bir medeniyeti temsil ediyorsa, nasıl bugün komünist ve sosyalist dünya bir ayrı felsefeyle, bir yandan Slav kültür kökenini, bir yandan Uzakdoğu Budist kültür kökenini işleyerek yeni bir uygarlık yaratmak peşindeyse, nasıl bugün Afrika ilkel bir kültürü Doğu ve Batı’nın uygarlık değerleriyle işleyerek yaratmaktaysa, Türk kültürü de vardır temelde. Coğrafi ve tarihi değişikliklere uğramış olmasına karşın, yine de vardır ve büyüktür. Değişik türleri göstermektedir, ama dinde, dilde, sanatta, sosyal ilişki ve davranışlarda, büyük bir Türk kültürü vardır Uzakşarktan ta Avrupaya ve Güneye akan. Bizim de vazifemiz öyle gözüküyor ki, (Bizim derken tabii bütün gelecek kuşakları içerisine alarak söylüyorum) işte bu kültürü çağdaş uygarlığın değer yargılarıyla ve değerleriyle işleyerek, Türk uygarlığını yaratmaktır. Türk uygarlığı mutlaka yaratılacaktır. Atatürk’ün de bu sözünü böyle anlıyorum. Milli kültürümüzü evvelâ bu muasır medeniyetin üstüne çıkarmak suretiyle bu uygarlığı yaratmak mümkün olacaktır.

İşte, her halde Kültür Bakanlığımıza düşen, evvela Sayın Bakanın da gazetelerde beyanatını okudum, bizi hakikaten çok çekici bir noktada topladı konu, onun için buralara çıkıyoruz. Kültür Bakanlığımız meseleye kökünden yapışırsa, bir taraftan, «Sen tamamen eskilere bağlısın, bir taraftan sen tamamen eskileri reddediyorsun, yenilere bağlısın» demeden, kültür konusunda, gönüllerinden kopan her şeyi ortaya verecek insanları bir arada yaşatabilirse, bundan evvel denenen tekdüze kadro oluşturmadan kesinlikle kaçınırsa, bu insanların bir araya gelmesiyle öyle sanıyoruz ki, Türk kültürü kendi öz kaynaklarına dayanacak ve bu öz kaynaklarından dilini sadeleştirerek, yani Türk’e dönerek, dinde laikliği mutlak hale getirerek, yani din yoluyla gelen Arap ve Fars kültüründen arınarak, dinin özünü, İslâmî, ilahi kaidelere; (Buna kimsenin hiç bir şey diyeceği yoktur) tamamen bağlı kalmasının hiç bir zararı yok, faydası da var. Laikliğe tamamen dönerek, sosyal ilişki ve davranışlarla, sanatta da İslâmî kültürün, İslâm diniyle beraber bizi aktardığı meselelerden arınıp yine Türk’e dönerek, zannediyorum ki, yarının büyük Türk kültürünü ve bunu aşarak da evrensel nitelikte olan büyük Türk medeniyetini, uygarlığını yaratmak mümkün olacaktır.

Saygılarımı sunarım. (Alkışlar)

BAŞKAN — Teşekkür ederiz efendim. Muhterem senatörler, böylece Bütçenin tümü üzerindeki gruplar ve şahıslar adına yapılan konuşmalar bitmiştir. Sayın Bakan, buyurunuz efendim.

Sayın Bakan, müddetiniz 25 dakikadır. Sorular da bu süreye dahildir. Şimdiye kadar bir soru gelmiştir, konuşmanızın sonuna yakın bunu size okuyacağız efendim.

KÜLTÜR BAKANI AHMET TANER KIŞLALI (İzmir Milletvekili) — Sayın Başkan, Cumhuriyet Senatosunun saygı değer üyeleri;

Grupları adına konuşan Sayın Ahmet Yıldız’a, Sayın Şerif Tüten’e, Sayın Âtıf Benderlioğlu’na, Sayın Hüseyin Öztürk’e; kendi adlarına konuşan, kişisel görüşlerini açıklayan Sayın İsmail İlhan, Sayın Mehmet Feyyat, Sayın İsmail Kutluk, Sayın Ahmet Demir Yüce ve Sayın Kadri Kaplan’a teşekkürü bir borç bilirim.

Özellikle, Adalet Partili sayın arkadaşlarımın kullandıkları ılımlı ifadeler, olumlu yaklaşımlar, kendilerine ayrıca teşekkürümü gerektirecek niteliktedir.

Aramızda elbetteki birtakım anlaşmazlık konuları bulunacak, fakat şunu memnuniyetle ifade edeyim ki, büyük bir dikkatle dinledim konuşmaları, büyük bir ilgiyle dinledim, şunu memnunlukla saptadım ki, kendilerinin, üzerinde en çok durdukları konular, aslında bana yönelttikleri en ileri eleştiriler, sözlerimin, gazete ifadelerinin kısalığından olsa gerek, iyice anlaşamamasından doğmuştur büyük ölçüde. Onun dışında, aramızdaki görüş ayrılığı, benim tahminimin çok altında kaldığı için kendimi mutlu hissediyorum.

Çok kısa zamandan, sayın arkadaşlar kendilerine ayrılan zamanın kısa oluşundan şikayet ettiler; ben Bakan olarak bu kadar konuşmaya 25 dakikada cevap vermek zorunda olduğum için, izin verirlerse o şikayete en çok benim hakkım var.

Sayın Ahmet Yıldız, «Geçmişi hâlâ yaşatma çabalarıyla Batıyı taklit çabaları geçerli olamaz» dediler; son derece haklılar. Özellikle, hangi geçmiş sorusunu sorduğumuz zaman, bunun anlamsızlığı ortaya çıkar.

Bazı kuramlardan söz ettiler. «Ulusal kültür politikasının saptanması gerektiğini, kültür emperyalizmine yol açan tutumların değiştirilmesi gerektiğini, kurumlaşmak gerektiğini, bir devlet arşivinin oluşturulması gerektiğini» söylediler; bunlar hep, bizim yapmak istediğimiz ve Programımızda yer alan hususlardır.

Bir öneriyi Sayın Şerif Tüten’Ie birlikte birçok konuşmacıda gördüm, ondan da ayrıca mutluluk duydum; çünkü o da bizim yapmak istediğimiz, yapmayı düşündüğümüz, oluşturmaya çalıştığımız konulardan bir tanesi. Hepsi, ismi değişse bile bir yüksek kültür konseyinin oluşturulmasından, yüksek kültür kurulunun oluşturulmasından yanalar büyük çoğunluğu. Bunu da memnunlukla kaydettik.

Sayın Şerif Tüten, «Devlet sanatçılığı» üzerinde durdu; «Bunun sadece maaş baremini 1 nci dereceye getirmek için bir araç olarak kullanılmaması gerektiğini» söylediler, son derecede haklıdır. Niçin Sovyet Rusya’dan tutun da komünist ülkelerden Fransa’ya kadar bir tarafta «Lenin Nişanı» vardır biliyorsunuz, öte tarafta «Legion d’honneur» vardır; niçin Türkiye’de bugüne kadar, 50 yılı aşmış bir Cumhuriyet tarihimiz içerisinde bir «Atatürk Nişanı» oluşturulmamıştır ve uluslararası düzeye ulaşmış olan bazı sanatçılarımıza bunlar tarafsız bir kural tarafından niçin zaman zaman verilmemiştir sorusunu, her halde kendi kendimize sormamız gerekir.

Sayın Benderiioğlu, tecrübeli bir siyaset adamı olarak, gerçekten, son derecede yapıcı ve ılımlı bir konuşma yaptılar. «Teşkilat yasamızın olmamasına» değindiler; haklılar. Önümüzdeki en önemli sorunlardan birisi budur. Yalmz bir noktada kendilerine katılamayacağını. Dediler ki, «Bugüne kadar Kültür Bakanlığımızı siyasal çalkantıların etkisinden kurtarıp istikrara kavuşturmak mümkün olmadı.» Bunun gerekçesi olarak da «Teşkilat yasasının bulunmamasını» gösterdiler. Birinci sözleri doğrudur, ama gösterdikleri gerekçe yanlıştır. Ben o inançtayım. Bu konudaki görüşümü biraz sonra açıklamaya çalışacağım.

Geçmişi unutmak istediğimizden yakındılar. Bu yakınmayı daha sonra diğer Adalet Partili sayın konuşmacılarda da gördüm. Benim kültür politikasının hedefi olarak yaptığım tanımlamayı da eksik olarak değerlendirip, aynı noktaya bağladılar ve dediler ki, «Milli kültür ve sanat hiç bir dönemde baskı altında olmamıştır.» Ulusal kültürümüz ve sanatımız üzerindeki baskılar, sadece içeriden değil dışarıdan da gelmiştir. Bugün bir kültür emperyalizminden söz edebiliyorsak, bir olgu olarak söz edebiliyorsak, en azından dilimizin soysuzlaşmasından, geçmişteki Arapça ve Farsça etkilerinden kurtulurken, şimdi İngilizce, Fransızcadan gelen kelimelerin etkisiyle soysuzlaşmasından şikâyet edebiliyorsak, bu belirli bir baskının olduğunu gösterir. Ben Fransa’da öğrenimimi yapmaya giderken kadın berberi denirdi, döndüm geldim onun adı kuaför olmuş; örnek olarak söylüyorum, hepiniz bilirsiniz.

Sanat ve kültür gelişmemiz üzerinde içten gelen baskılar bundan daha az değildir. Gün geçmiyor ki, bazı sanatçılarımız, bazı özel tiyatrolarımız saldırıya uğramasın. Ben bunu elbette genel saldırı ortamından, genel şiddet ortamından soyutlayarak değerlendirmiyorum, bu da onların bir parçasıdır, ama ne yazık ki, önlenmesi çok daha kolay olduğu halde, önüne geçilmemiştir. Yasaklar, bu baskının başka bir yanıdır. Sinema, tiyatro ve diğer sanat ürünleri üzerindeki bu yasaklar bu baskının başka ve çok somut bir yanıdır. Hepsinden de önemlisi Devletin elindeki olanakların yanlı biçimde kullanılması; bu baskının en kabul edilmez olanıdır.

Sayın Benderlioğlu, Hitit Kursu anıtı hakkında neler düşündüğümü de sordu. Bundan kısa bir süre önce Avrupa Konseyinin Fransa’nın Bordo kentinde düzenlediği konferansa katıldığım zaman; eski Fransa Milli Meclis Başkanı, eski Başbakan şimdi yine siyaset yaşamının önünde gelen kişilerinden birisi olan ve yani zamanında da hem milletvekili hem de Bordo Belediye Başkanı olan Sayın Jacgues Chaban-Delmas’a bizim Hitit Kursu anıtının ufak bir sembolünü götürmüştüm, örneğini götürmüştüm. Biliyorsunuz, Turizm Bakanlığımız bunu yıllardır gelenek haline getirmiştir. Daha ben bunun ne olduğunu kendisine anlatmadan evvel kendisi bana «Bunun Hitit uygarlığını simgeleştirdiğini, ama bugün artık bunun Anadolu uygarlığının, birçok uygarlıkların ürünü olarak ortaya çıkan Anadolu uygarlığının bir simgesi olduğunu» kendisi bana söyledi.

Sayın Hüseyin Öztürk ve daha sonra Sayın Kadri Kaplan Atatürk’ün «Ulusal kültürümüzü çağdaş uygarlık düzeyine çıkaracağız» sözü üzerinde durdular ve Sayın Öztürk özellikle önce Arap ve Fars sonra da batı kültürünün ön plana geçmesinden haklı olarak yakındı.

Sayın arkadaşlar;

Sayın Hüsamettin Çelebi’nin konuşmasını da daha doğrusu sorularım da büyük bir ilgi ile izledim. Kendisi sordular ve cevabını da kendileri verdiler. Ne tamamen geçmişe bağlı, ne geçmişten tamamen kopuk bir kültür anlayışı söz konusu olamaz. Bilimsel olmaz gerçekçi olmaz. Milli Kültür Derneği için söylediklerini ise, daha bir ilavede bulunmaya gerek kalmadan, gerek kalmayacak açıklıkta bulduğum için olduğu gibi kabul ediyorum. Devletin parası ile çıkan bu dergide; zamanın müsteşarı politika yapmıştır, Elbetteki, bu durum devam edemezdi ve bundan sonrada devam etmeyecektir. O müsteşarı biliyorsunuz ben göreve geldikten sonra kendirine teşekkür ederek, üniversitedeki eski görevine iade ettim. Bu iade işleminden birkaç gün sonra kendisi istifasını bana yolladı.

Hangi kurulları kaldırdığımızı soruyorlar. Kendilerine kurulların isimlerini okuyayım: Kültür Yayınlan Kurulu, Halk ve Çocuk Yayınlan Kurulu, Ziya Gökalp’in 100 ncü doğum yıl Dönümünü Kutlama Kurulu, Tercüme Eserler Kurulu, Türk Musikisi Kurulu, Türk Sanat Dil Kurumu.

Sayın arkadaşlar;

Bu kurullardaki yer alanların isimlerini okuyarak zamanınızı almak istemem, çünkü benim de zamanım yok. Üzerinde durmak istediğim daha önemli konular var, yalnız bir iki tane örnek vermek isterim. Örneğin zamanın Sayın Müsteşarı Profesör Emin Bilgiç, aynı zamanda bu kurullarda yer almıştır ve kurulların üyesi olarak da bunlardan ayrıca para almıştır ve bu kurulların yönettiği yayın organlarında siyaset yapmıştır; biraz önce sizin verdiğiniz örnek dediğim gibi, en ufak bir yoruma gerek göstermeyecek kadar açıktır. Profesör Şaban Karataş bu kurullarda örneğin yer almıştır ve yüksek trajlı bir gazetemizin hemen hemen tüm fıkra yazarları bu kurulun üyeleri olmuştur.

HÜSAMETTİN ÇELEBİ (Cumhurbaşkanınca S. Ü.) — Sayın Başkan, yazılı liste rica ediyorum. Kimler varsa tamamını yazılı olarak rica ediyorum.

BAŞKAN — Tamam efendim, Bakanlık bunu kabul ettiler.

KÜLTÜR BAKANI AHMET TANER KIŞLALI (Devamla) — Hay hay efendim, yazılı listeyi sunacağım.

Sayın Ahmet Demir Yüce hiç kuşku duymasınlar.

Çağın gereklerine uygun, ancak kendi benliğinden kendi geçmişinden kopmamış bir insandır hedefimiz. Eğer gazetelerde yer alan demecimiz içerisinde yaptığım kültür politikamızın hedefi olan insan tanımının dışına da çıksaydılar; diğer açıklamalarımızı da dikkatli okusaydılar, bizim bu çağın gereklerine uygun insan tanımımızdan hiç bir kuşku duymamaları gerekirdi, çünkü bunu milliyetçilikle çatışan, geçmişimize bağlılığımızla çatışan bir kavram olarak ortaya koymadığımızı çok açık olarak göreceklerdir.

Dil konusunun üzerinde de çok durdukları için bir kaç cümle ile de ona da değinmek istiyorum. 1926 Atatürk’ün Büyük Nutkunu o zaman halkımız anlıyor muydu? Anlamıyordu. Siz şunu demek istediniz. O nutuktan bu yana dilimizi o kadar değiştirdiniz ki, arıtma bahanesi ile bugün anlayamıyorsunuz. Oysa, o Nutku o günkü halkımız da anlayamıyordu, bugünkü halkımız da anlayamıyor. (CHP ve Milli Birlik Grupu sıralarından «Bravo» sesleri ve alkışlar.)

Halkımızın kullandığı dil değişmemiştir, ama aydınların kullandığı dil değişmiştir, aydınların kullandığı dil, halkın anlamadığı dil olmaktan çıkıp, halkın dili haline gelmiştir. (CHP ve Milli Birlik Grupu sıralarından «Bravo» sesleri ve alkışlar.)

SUPHİ KARAMAN (Tabii Üye) — Halkın dili Yunus Emre’de de var.

HİLMİ NALBANTOĞLU (Erzurum) — Muhalefeti nasıl yapacak.

KÜLTÜR BAKANI AHMET TANER KIŞLALI (Devamla) — Ona da değineceğim. Ne kadar ilginçtir ki, Adalet Partili sayın senatör arkadaşlarımız konuşmalarını çok büyük bir dikkatle dinlediğim halde, son derece arı bir dil kullandılar. Neredeyse Sayın Ecevit’in kullandığı dile yakın bir dil kullandılar, bunu da büyük bir memnuniyetle saptadık.

Halkımız bugün Sayın Ecevit’in kullandığı dili anlıyor, ama benden önce bugüne kadar çıkmış olan Milli Kültür Dergisinin dilini anlamıyor. Cemaatı, cemiyeti içtimaiyatı anlamıyor, Yunus Emre’yi anlıyor; ama Fuzuli’yi anlamıyor, işte dildeki arılanmanın hedefi budur arkadaşlarım ve ben beklerdim ki, milliyetçiliğe içtenlikle inanmış olan Adalet Partili arkadaşlarımız, burada çıkıp bu kuşkularını belirtirken, dildeki özleşmeye, halka dönüşe, Ulusumuzun içindeki bütünlüğü sağlamaya yönelik olan bu oluşuma teşekkür etsinler; eleştirmesinler.

Sayın arkadaşlarım;

Çok az kalan zamanım içerisinde izninizle şu milliyetçilik konusuna değinmek istiyorum.

Nedir bizim ulusal kültür politikamız?.. Aslında ulusal kültür politikamız değil, ulusal demokratik bir kültür politikamız söz konusudur. Burada iki sözcük kullandım. «Ulusal» dedim, «Demokratik» dedim.

Ulusal sözcüğü, ulusçulukla, yani milliyetçilikle, demokratik sözcüğü de demokrasi anlayışı ile ilgilidir. İkiside iki ideolojik anlayışla yakından ilgilidir.

Sayın arkadaşlar;

İdeolojileri toplumsal sınıflardan soyutlayamayız. İdeoloji, bir toplumsal sınıfın gereksinmelerine cevap veren, ihtiyaçlarına cevap veren tutarlı bir inanç sistemidir. Bunun bir tek istisnası, milliyetçilikle ilgili olarak ortaya çıkabilir. Çünkü, milliyetçilik bunun ötesinde belirli ortak koşulları paylaşan bir toplumun bazı gereksinmelerine cevap olarak doğmuştur. Doğuş noktası aslında kozmopolit imparatorlukların yerine, ulusal devletin kurulması sırasındaki gereksinme ile ilgilidir. Kökü dışarıda olan, kozmopolit olan siyasal aristokrasiye karşı, ulusal olan burjuvazinin çıkarlarına, gereksinimine uygun olarak doğmuştur.

Biliyorsunuz, eskiden yeni bir devlet kurulduğu zaman, ona eğer o devletin içerisinde bir asil aile yoksa, başka bir devletten kral yollanırdı, işte milliyetçilik bu gereksinmeye karşı doğmuştur; ama neye karşı doğarsa doğsun, hangi gereksinmeye cevap olarak doğarsa doğsun milliyetçiliğin sınıfları aşan bir yanı olduğunu bir yerde kabul etmek gerekir, hiç değilse belirli bir sınıfa özgü bir ideoloji olmadığını kabul etmek zorundayız.

Arkadaşlar,

Milliyetçiliği tutucu olarak da yorumlayabilirsiniz, çıkarlarını savunduğunuz sınıfa bağlı olarak, ilerici olarak da yorumlayabilirsiniz. Eğer milliyetçilik bir toplumsal sınıfın başka bir toplumsal sınıfı sömürmesini maskelemek, yüzeysel, yapay bir dayanışma sağlamak amacını güdüyorsa bu tutucu bir milliyetçiliktir; ama eğer milliyetçilik bir ulusun başka bir ulus tarafından veya başka bir ulusun küçük bir bölümü tarafından sömürülmeyi önlemeye yönelikse, bu ilerici bir milliyetçiliktir. (CHP sıralarından «Bravo» sesleri.)

Eğer milliyetçilik istila, başka ulusları egemenliği altına alma emelleriyle hareket ediyorsa, bu tutucu bir milliyetçiliktir; ama milliyetçilik, eğer bizim 1974 yılında gösterdiğimiz gibi, ikinci sınıf muamele gören, ezilen bir halkı kurtarmak için, onların ıstıraplarına son vermek için kullanılıyorsa, bu ilerici bir milliyetçiliktir. Bizim anlayışımız ilerici milliyetçilikten yanadır arkadaşlar. (CHP sıralarından «Bravo» sesleri.)

İzin verirseniz bir bilim adamı olarak ifade edeyim. Çünkü, benim için politikacılık geçicidir, ama bilim adamlığı kalıcıdır. Bakanlık da geçicidir, milletvekilliği de, bir bilim adamı olarak kendi alanım olduğu için ifade edeyim; Atatürk milliyetçiliği de bu milliyetçiliktir.

Demokrasiye gelince: Çeşitli demokrasi anlayışları vardır; ama bizim kabul ettiğimiz demokrasi anlayışı çoğulcu demokrasidir. Çoğulcu demokrasi; o toplumda çıkarılan birbirinden farklı olan grupların, yani sınıfların varlığını kabul eder ve amaç olarakta çıkarları birbirinden farklı olan bu sınıflar arasında eşit koşullarla bir mücadele sonucunda bir denge kurulmasını kabul eder. Eğer siz, benim Kültür Bakanlığını büyük ölçüde özerk kuruluşlara dayanır hale getirmek isteğimi eleştiriyorsanız, aslında çoğulcu demokrasiyi eleştiriyorsunuz demektir, çoğulcu demokrasinin mantığını kabul etmiyorsunuz demektir.

Ne demektir Devletin kültürü yönlendirmemesi: Kültür, bir ulusun kültürü belirli bir ideolojiye göre yönlendirilemez demektir. Çünkü, hangi siyasal parti olursa olsun, hangi siyasal iktidar olursa olsun mutlaka belirli bir ideolojiden hareket eder. Çünkü, bütün toplumsal hareketler, bütün siyasal hareketler belirli bir toplumsal tabana dayanır. Napolyon Bonapart’ın bir sözünü hatırlatmak isterim; damişti ki: «Süngülerle herşey yapılabilir, ama üzerine oturulamaz.»

 

Sizin ideolojik yönünüz sizin toplumsal tabanınızla belirlenir. Şu veya bu siyasal iktidarın gidip başka bir siyasal iktidarın gelmesiyle elbetteki siyasal iktidarın ideolojik doğrultusunda bir değişiklik olacaktır. Eğer Devlet kültüre yön versin derseniz, her değişen siyasal iktidarla kültürel gelişmemiz, işte biraz önce Sayın Benderlioğlu’nun şikâyet ettiği gibi, bir türlü istikrar kazanamazsın, kararlılık kazanamazsın ve gelişemezsin demektir. Ben bunu söylediğim zaman bunun savunmasını beklerdim ki, en çok milliyetçiliğe sahip çıkan arkadaşlar yapsınlar, beni bu hareketimden dolayı eleştirmek yerine alkışlasınlar. Ben beklerdim ki, benim Grupumdan çıksınlar desinler ki, bugüne kadar sağcı siyasal iktidarlar belirli yönde kültür yaşamımızı etkilemeye çalıştılar, sen geliyorsun demokratik sol bir partinin temsilcisi olarak, hayır ben hiç bir ideolojik yönlendirme olmadan özerk kuruluşlara devretmek istiyorum diyorsun, buna hakkın yoktur; şimdiye kadar yapılmış olan düzeltmek için senin tersini yapman gerekir demeleri gerekirken, onlar buna itiraz etmiyorlar da, siz çıkıyorsunuz niçin Devlet belirli bir ideolojiye göre yönlendirme yapmıyor diye Kültür Bakanını eleştiriyorsunuz. İtiraz edeyim ki, bunu anlamak benim için çok zor olmaktadır.

Bir kültür politikasının ulusal olması demek, sınıflar üstü olması demektir. Sınıflar üstü olabilmesi için de, tüm sınıfsal ideolojilerden soyutlanmış bir biçimde Devletin desteğinden uzak, özerk kuruluşlar eliyle yönlendirilmek zorundadır.

BAŞKAN — Sayın Bakan, dört dakikanız kaldı efendim.

KÜLTÜR BAKANI AHMET TANER KIŞLALI (Devamla) — Teşekkür ederim efendim.

Sayın arkadaşlar,

Bizim diğer gelişmekte olan ülkelerden en büyük farkımızın ne olduğunu hepiniz benden iyi biliyorsunuz. Biz, hiç bir zaman, en azından siyasal anlamda sömürge olmamışız. Tam tersine kökü çok eskilere giden büyük devletler kurmuşuz. Bunun verdiği büyük olanaklara sahibiz. Eğer biz bu kadar bunalımlı dönemlere rağmen demokrasimizi yaşatabiliyorsak, kalkınmakta olan ülkeler arasında belirli bir demokratik anlayışı hala sürdürebiliyorsak, bunu elbetteki siyasal geçmişimizin, kültürel geçmişimizin derinliklerinde, zenginliklerinde aramak zorundayız.

Siyasal bakımdan eleştirdiğimiz yanlarımız olsa da, kurumlaşmışız. Toplumsal bakımdan kurumlaşmışız. Hatta ekonomik bakımdan kurumlaşmışız; ama ne yazık ki kültürel bakımdan yeterince kurumlaşamamışız. Atatürk, doğrudur, bazı konuşmacılar söylediler, dünyada ilk kültür devrimini yapan insandır; yani insanı değiştirerek toplumu daha ileri bir hedefe götürebileceğini gösteren, buna inanan, inandıktan sonra bunu kanıtlayan bir insandır; ama Atatürk Türk Dil Kurumunu kurmuştur, Konservatuvarı kurmuştur, Atatürk’ün ölümünden sonra diğer Kemalist atılanlarda olduğu gibi, Atatürkçülüğü, bunun biraz da günahı elbetteki benim partimdedir kabul ederim, Atatürkçülüğü, Atatürk’ün kendi zamanında gerçekleştirdiklerinin bekçiliği şeklinde anlamak egemen olunca, o orada kalmıştır, diğer alanlarda olduğu gibi, kültür alanında da gelişmemiz büyük ölçüde durmuştur.

İşte biz, Atatürk’ün yaptıklarını, kültür alanında yaptıklarım bıraktığı noktadan alarak o kurumlaşmayı tamamlama hedefine yönelmişizdir arkadaşlar. (CHP sıralarından «Bravo» sesleri.)

Programımızda yer alan ve sizlerin değindiğiniz bu büyük kültür kuruluşları da bu hedefe yöneliktir ve bunların hepsini daha kurulurken olanaklar ölçüsünde özerk temeller üzerinde bina edeceğiz, destekçiler olasınız.

Sayın Başkan, Cumhuriyet Senatosunun sayın üyeleri; Kültürel gelişmemizin önemli bir dönemecinde bulunduğumuz inancındayım. Bu inancım Hükümetimize karşı görüşleri taşıyan sayın sözcüleri dinledikten sonra daha da güçlenmiştir. İnanıyorum ki, ilk bakışta eleştirdiğiniz, ayrıntılarını iyice incelemek olanağım bulamadığınız için eleştirdiğiniz kültür politikamızı gerçekleştirmek için harekete geçtiğimizde, onu somutlaştıracak önerilerimizi önünüze getirdiğimizde bizden desteğinizi esirgemeyeceksiniz.

Hepinizi saygılarla selamlar, teşekkür ederim. (CHP ve Milli Birlik Grupu sıralarından alkışlar.)

BAŞKAN — Sayın Bakan, bir dakika efendim.

Bir soru var, bunu isterseniz okuyalım, yazılı da cevaplandırabilirsiniz.

Kültür Bakanından

Van İli Gevaş İlçesi Merkez Mahallesinde Halime Hatun Türbesinin çevresinde yazılı ve birer kitabe olan yüzlerce büyük mezar taşları 1938 yılında Gül sahilinde iskele inşaatında kullanılmıştır.           .

Sayın Danışmana hatırlattım sonuç alamadım.

Birkaç yüz bin lira ile bu taşlar yerlerine kondurulur ve duvarla çevrilebilir. Düşüncenizi rica. Haberiniz var mı?…

Mehmet Feyyat

KÜLTÜR BAKANI AHMET TANER KIŞLALI (Devamla) — Yazılı olarak cevap vereceğim efendim.

BAŞKAN — Peki efendim.

Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Muhterem arkadaşlarım, Kültür Bakanlığı müzakereleri bitmiştin

Bölümlere geçilmesini oylarınıza arz ediyorum:

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın