TBMM Konuşmaları

Cumhuriyet Senatosu 18. Yasama Yılı 42. Cilt 38. Birleşim

Yazı Hakkında

Başlık:Cumhuriyet Senatosu 18. Yasama Yılı 42. Cilt 38. Birleşim
Kaynak:Türkiye Büyük Millet Meclisi Tutanak Dergisi
Tarih: 08 Şubat 1979, Perşembe

Yazı

SÜLEYMAN ERTUĞRUL ERGİN (Yozgat)— İran’daki, Irak’taki Türkler ne oluyor?..

ŞEBİP KARAMULLAOGLU (Devamla) — Ben tekrar, şimdi beni açmaza düşürmek gibi bir hale sokmayın, ben öyle demiyorum.

BAŞKAN — Tamam efendim, siz cevap vermeyin efendim, siz bağlayın vakit geçti zaten.

ŞEBİP KARAMULLAOĞLU (Devamla) — Peki Sayın Başkamın.

Bu nedenle iktidarların hatta Devletin dikkatini çekiyorum. Batı Trakya Türklerinin durumunu kötüdür, ağırdır, perişandır, gerek orada, gerek burada buna kesin bir hal çaresi bulunması zamanı gelmiş ve geçmiştir. Beni dinlediğiniz için sizlere saygılar sunuyorum. (Alkışlar.)

BAŞKAN — Teşekkür ederiz efendim.

Sayın Bakan, Öğle çalışma vaktinin dolmasına sekiz dakika var. Tabii bu sekiz dakikada cevap veremezsiniz, başka yapacağımız bir şeyde yok. Son söz Bakandan sonra olacağına göre saat 14.00’te toplanmak üzere oturumu kapatıyorum efendim.

Kapanma Saati: 12.53

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkanvekili Osman Salihoğlu

DİVAN ÜYELERİ : Hüsamettin Çelebi (Cumhurbaşkanınca S. Ü.), Osman Nuri Canpolat (Konya)

BAŞKAN — Sayın senatörler, 38 nci Birleşimin İkinci Oturumunu açıyorum.

Kültür Bakanlığı Bütçesi üzerinde gruplar ve 5 sayın üye konuşmuştur; Sayın Bakan, buyurunuz efendim.

Sayın Bakan; müddetiniz yarım saattir, bunun içine sorular da dahildir. Bir iki soru var. İsterseniz soruları önce okutalım, isterseniz sonunda: siz bilirsiniz.

KÜLTÜR BAKANI AHMET TANER KIŞLALI (İzmir Milletvekili) — Sonunda okutalım efendim; gerekirse, zaman kalmazsa yazılı olarak yanıtlarım efendim.

BAŞKAN — Peki, oldu efendim.

KÜLTÜR BAKANI AHMET TANER KIŞLALI (İzmir Milletvekili) — Sayın Başkan, Cumhuriyet Senatosunun saygıdeğer üyeleri;

Sözlerime başlarken, Kültür Bakanlığı Bütçesi üzerinde gerek grupları adına, gerekse kişisel olarak söz alıp düşüncelerini açıklayan ve çok ölçülü bir üslup içerisinde eleştirilerini, çoğu yapıcı olan eleştirilerini dile getiren arkadaşlarımıza teşekkür etmek İsterim.

Arkadaşlar;

Kültürel yatırım insana yapılan yatırımdır. Bu niteliğiyle de kısa dönemde sonuç vermez, İnsana yapılan yatırım, ancak birkaç kuşak içerisinde etkilerini gösterir. Bu nedenden dolayı, toplumların Özellikle ekonomik bunalım içerisinde bulunduğu dönemlerde kültürel yatırımları ihmal etmek, ikinci plana atmak eğilimleri vardır. Bunu yapanlar, yakın tehlike olarak gördükleri ekonomik sorunlara belki çözüm getirirler, ama toplumun geleceği açısından son derecede hatalı hareket etmiş olurlar ve bir iki kuşak içerisinde bu hatalarının cezasını çok ağır bir biçimde öderler.

Türkiye Cumhuriyeti bugün Türk toplumu olarak Cumhuriyet tarihinin belki de en önemli ekonomik bunalımından geçmektedir; fakat şükranla belirtmek isterim ki, bunca ağır bir ekonomik bunalım döneminde bile Hükümetimiz, Kültür Bakanlığına genel bütçe içerisinde koşulları daha uygun olan dönemlere göre çok daha fazla önem gösterdiğim somut bir biçimde kanıtlamıştır. Örneğin, yatırım bütçesi bir yıl Öncesine göre % 104’lük bir artış göstermektedir.

Ben, bazı Sayın Adalet Partili arkadaşlarım konuşmadan önce, bu genel girişten sonra 1978 yılında neler yaptık, 1979 yılında neler yapmayı planlıyoruz ve uzun vadeli olarak hangi büyük projelerin içindeyiz konularını anlatmak isterdim; fakat başta Sayın Adalet Partisi Grup Sözcüsünün, daha sonra da kişisel olarak söz alan Sayın Adalet Partisi Grubu Başkan vekilinin, bazısı ölçülü ifade edilmekle birlikte ağır olan ithamlarına yanıt vermenin en azından biraz önce değindiğim konular kadar önem taşıdığını düşündüğüm için bu genel sunuştan vazgeçmiş bulunuyorum. Bir tek noktaya değindikten sonra, sayın arkadaşlarımın, Bakanlığıma ve bana karşı yönelttikleri eleştirilerle ilgili konulara değineceğim.

Arkadaşlar;

Biraz önce de söylediğim gibi bu ağır koşullara rağmen bütçe içerisindeki önemi Kültür Bakanlığının artmıştır. Bir tek, bizim açımızdan sorun olabilecek nokta vardı. Memnuniyetle belirtmek isterim ki, birçok senatör arkadaşımızın hazırladığı bir öneriyle bizim kurullarımıza ve ödüllere ödeme yapmamızı sağlayacak bir öneri huzurunuza gelmiş bulunmaktadır. Bu öneri yeni bir ödemeyi öngörmemektedir; zaten buna olanak yok, zaten bütçede var olan bazı ödemelerin kolaylıkla yapılabilmesini sağlamaktadır. Bundan dolayı memnuniyetimi belirtmek isterim.

Sayın Benderlioğlu, Hükümetimiz döneminde Özellikle Milli Eğitim ve Kültür Bakanlıklarında görülmemiş bir kıyımın yapıldığını ileri sürdüler. Bu görülmemiş kıyım iddialarının Bakanlığımla ilgili yönünü gözlerinizin önüne bütün açıklığıyla sermek istiyorum.

Örneğin bazı militanların bir yandan Gazi Eğitim Enstitüsünde okurken, bir yandan Bakanlığımda memur olduğu iddiaları var.

Arkadaşlar;

Ülkemizin içinde bulunduğu koşullar, bu son yıllara özgü değil, daha önce de söz konusu olan, son yıllarda da devam etmiş olan koşulların ürünüdür. Ülkemizin içinde bulunduğu koşullar, okuma çağında olan bir çok gencimizi aynı zamanda çalışmaya zorlamaktadır. Bu, bizim zamanımızda böyle olmadı; bizden evvel de böyleydi, bizden sonra da olacaktır. Açtığımız sınavlara liseyi bitirmiş, yüksek öğrenime devam eden çok sayı da genç de girmektedir.

Diyeceksiniz ki, hem memuriyet yapar, hem nasıl derslerini izleyebilir? Bu, kendi sorunları. Biz, sınavlarda gösterdikleri başarılara göre onlara da görev vermekteyiz ve onlardan da diğer memurlardan beklediğimiz hizmeti istemekteyiz.

Bu arada Başbakanlık Genelgesiyle ortaya çıkan istisnai bir durum vardı. Gece bolümü öğrencilerine sonradan Milli Eğitim Bakanlığının aldığı bir karar gereği gündüz bölümü haline dönüştükleri için geçici bir süre, hiç bir ayrım gözetmeden, bütün Devlet dairelerinde bir izin verme söz konusu idi, aynı uygulama Bakanlığımda da yapılmıştır. Bunun dışında geçmiş dönemlerden ve diğer kuruluşlardan farklı bir uygulamanın Bakanlıkta, Kültür Bakanlığında olduğunu söylemek olanaksızdır.

 

Bu bir kıyım değil; şimdi kıyıma geliyorum. Kıyım adı ile nitelendirdiğiniz, tutumumuza geliyorum.

Bakanlık görevini devraldığımın haftasında, eski hükümetler zamanında da bu görevi yürütmekte olan Teftiş Kurulunun Sayın Başkanını çağırıp, kendisinden, son bir yıl içerisinde yapılan atamaların usulüne uygun olup olmadığını incelemesini rica ettim. Bu incelemenin sonucunda ortaya çıkan durum ilginçti. Gerek 1977 Genel, gerek 1977 Yerel seçimlerinden önce, büyük ölçüde memur alınmıştı ve ne gariptir ki, bu memurların önemli bir kesimi de, o zaman Milliyetçi Hareket Partisinin elinde olan Kırıkkale Belediyesinden sınav kazandı belgeleriyle başvurmuşlardır.

Bu belgeleri veren bütün kuruluşlara birer yazı yazıp, gerçekten de sınavda başarılı olup olmadıklarını sorduk. Çok ilginçtir Kırıkkale Belediyesinden (Örnek diye veriyorum, onun gibi başkaları da var tabii) gelen yanıt çok ilginçtir. Bırakın başarılı olmalarını o tarihte sınav açılmamış.

Evet, o arkadaşların görevlerine son verdik ve yasalar neyi gerektiriyorsa, o işlemlerin yapılması için de gereken önlemleri aldık. Eğer arkadaşlar, bu bir kıyımsa, bu bir suçsa, ben bunu bakan olarak yükleniyorum. Bunu yapmadığım takdirde ancak, hukuk devletinin gereklerini yerine getirmemiş olmak suçunu taşıyacağım inancına sahip olduğumu da belirtmek istiyorum. (CHP sıralarından «Bravo» sesleri).

Başka bir kıyım örneği de vermek isterim. Hepsi böyle değil tabii.

Bir bakanlık müşavirini.. (İsmini izninizle söylemeyeyim, önemli değil). Bir bakanlık müşaviri düşünün, Birinci Cephe Hükümeti zamanında,

 

ÖMER UCUZAL (Eskişehir) — Cephe değil, Cumhuriyet Hükümeti.

NİYAZİ ÜNSAL (Erzincan) — İsmini siz koydunuz.

KÜLTÜR BAKANI AHMET TANER KIŞLALI (Devamla) — Üst düzeydeki yetkililerine başvuruyor, diyor ki, «Bana izin verin. Doğu Anadoluya gideceğim, falanca, falanca yerlerde ülkü ocaklarında konferans vereceğim.» Kendisine izin veriyorlar. Resmi belgeler buradadır. Aradan bir dönem geçiyor; arkadaşlarım beni hoş görsünler, İkinci Cephe Hükümeti zamanında, yeni bakana, o eski konuşmaları yapan Müşavir arkadaşımız, çeşitli ülkü ocaklarında yaptığı ve ülkücülüğü öven nitelikteki konuşmalarının birer suretini övünerek, kıvançla sunuyor. Biz, bu arkadaşımızın kadrosunun gerektirdiği göreve dönmesi için gerekeni yaptık, eğer bunun da bir suç olduğunu iddia ediyorsanız, eğer bu da bir suçsa sizce, bu suçu da kabullenmeye hazırım.

Arkadaşlar,

Gelelim Atatürk Milliyetçiliği konusuna:

Sayın Benderlioğlu’nu dinlerken gerçekten bu konuda mutluluk duydum; bir yanıyla. Demek ki, artık Adalet Partili arkadaşlarımız da Atatürk Milliyetçiliği ilkeleri üzerinde birleşmek gereğini duymuşlar. Demek ki, artık arkadaşlarımız da, Atatürk Milliyetçiliğini savunmak gereğini duymaktadırlar. Bundan olsa olsa…

ÖMER UCUZAL (Eskişehir) — Hep savunageliriz. Hem de size karşı savunageliriz. (AP sıralarından gürültüler).

NEJAT SARLICALI (Balıkesir) — Sabahtan beri kan kustunuz burada.

 

MEHMET KILIÇ (Gaziantep) — Biz anadan doğma milliyetçiyiz.

BAŞKAN — Bir dakika efendim, dinleyelim lütfen.

ŞABAN DEMİRDAĞ (Samsun) — Siz Mao milliyetçisisiniz, Lenin Milliyetçisisiniz. Biz milliyetsiz değiliz.

BAŞKAN — Beyefendiler lütfen sükûneti muhafaza edelim.

ŞABAN DEMİRDAĞ (Samsun) — Milliyetsiz değiliz biz, Atatürk Milliyetçisiyiz.

BAŞKAN,— Sayın senatörler, Allah aşkına rica ediyorum, rica ediyorum. Hepinizden rica ediyorum. Rica ediyorum, Sayın Bakanı dinleyelim efendim. lütfen efendim.

Siz devam edin.

KÜLTÜR BAKANI AHMET TANER KIŞLALI (Devamla) — Arkadaşlarım;

Çoğulcu demokraside; yanılmıyorsam sayın Adalet Partili arkadaşlarım dile getirdiler; hepimizin aynı görüşte olmamız gerekmez. Olmamamız doğaldır. Önemli- olan, bu görüşlerimizi, bu çatının kutsallığına, saygınlığına yakışır bir biçimde dile getirmektir. Birbirimizi bu ölçüler içerisinde dinlemeye alışırsak ancak, toplumda birbirlerinin görüşlerine saygı göstermeyenlere örnek oluruz. (CHP sıralarından «Bravo» sesleri).

Arkadaşlar;

Arkadaşımız bunları söyledikten sonra, benim özellikle, «Atatürk Milliyetçiliğinin dışında olduğum» iddiasını buraya getirdi. Geçen yılki konuşmamı bilmiyorum anımsarlar mı; kendileri buradalar mıydı?.. Kendileri buradaydı, pardon. Gene sözcüydüler, buradalardı. Ben, milliyetçiliğin bir ideoloji olarak, çıkışından bu yana aşamalarını anlattıktan sonra, kendi milliyetçilik anlayışımızı da ortaya koymaya çalışmıştım.

Şimdi, onları yenilemeye ne yazık ki zamanım yok.

Şimdi, şu soruyu sormak isterim; Benim çeşitli vesilelerle çok açık biçimde açıkladığım milliyetçiliğimizin, Atatürk Milliyetçiliğinden ne anladığımızın somut ilkeleri vardır. Bunlara karşı mısınız?..

Örneğin biz diyoruz ki, «Atatürk Milliyetçiliğinden bunu anlıyoruz. Atatürk Milliyetçiliği; bir toplumun başka toplumlar tarafından sömürülmesini veya başka toplumlar içindeki bir kesim tarafından sömürülmesini önlemeyi, karşı çıkmayı gerektirir..» Buna karşı mısınız?..

ALİ MÜNİF İSLÂMOÖLU (Kastamonu) — Hayır.

KÜLTÜR BAKANI AHMET TANER KIŞLALI (Devamla) — Teşekkür ederim.

Örneğin biz diyoruz ki, «Bizim milliyetçilik anlayışımız, Atatürkçü milliyetçilik anlayışımız; bölücü değil, ulusal bütünlük içerisinde birleştiricidir. Ulusu cephelere bölmeyi değil, kardeş kavgasını önlemeyi gerektirir.» diyoruz. Buna da karşı değilsiniz herhalde…

Örneğin biz diyoruz ki, bizim milliyetçilik anlayışımız,

MEHMET KILIÇ (Gaziantep) — 1 300 tane öldü.

NEJAT SARLICALI (Balıkesir) — Sayenizde, sayenizde.

BAŞKAN — Sayın Sarlıcalı, lütfen.

 

ÖMER UCUZAL (Eskişehir) — Yahu Hükümet sizsiniz. Muhafaza edemeyen sizsiniz.

BAŞKAN — Efendim, karşılıklı konuşmayalım. Beyefendiler rica ediyorum. Sayın Bakan, lütfen sizde sükûnetle devam edin.

KÜLTÜR BAKANI AHMET TANER KIŞLALI (Devamla) — Arkadaşlarım,

Üzerinde memnunlukla birleştiğimizi gördüğümüz ilkelerden söz ediyorum, Burada sinirlenecek bir şey yok.

Örneğin biz diyoruz ki, «Bizim milliyetçilik anlayışımız, acı veren değil, acıları dindirmeye yönelik bir milliyetçilik anlayışıdır. Bizim milliyetçilik anlayışımız, toprak elde etmeye, insanları egemenlik altına almaya yönelik değil, egemenlik altında olan kişileri kurtarmaya yönelik bir milliyetçilik anlayışıdır.” diyoruz.

«Eğer, 1974 yılında Kıbrıs’a gittiysek, orayı işgal için gitmedik; orada ikinci sınıf vatandaş, hatta ikinci sınıf insan muamelesi gören soydaşlarımızı o durumdan kurtarmak için gittik.» diyoruz. Bunlara da katılıyorsunuz…

Bunları çoğaltmak mümkün. Ve nihayet biz diyoruz ki, «Bizim milliyetçilik anlayışımız, insanı devlete köle olarak kabul eden bir zihniyete kesinlikle karşı çıkar, devleti insanın mutluluğu için bir araç olarak kabul eder.» diyoruz. Buna da karşı değilsiniz herhalde…

Arkadaşlar;

Öyleyse, bizim milliyetçilik anlayışımızla ilgili ilkelere karşı olmadığınıza göre, bunların uygulamasına karşı olmuş olabilirsiniz. O zaman, onların somut örneklerini vermeniz gerekir.

Ülkeyi, milliyetçi olan, olmayan diye cephelere ayırmak; öyle görülüyor ki sizin genel milliyetçilik anlayışınıza ters düşmüyor.

Bu yurdun bazı evlatlarının eline silahları verip, (Sizin Grubunuzu kastetmiyorum) okulların önüne yollayıp, bu yurdun başka evlatlarının okumasına engel olmak, yine bazı arkadaşlarımın milliyetçilik anlayışlarına ters düşmüyor; ama bunlara karşı çıkan, bu toprakların üzerinde, örneğin, «Nereye haşhaş ekilip ekilmeyeceğine, ancak bu toplumun hükümeti karar verir.» diyen kişilerin milliyetçilik anlayışına karşı çıkıyorsunuz… (AP sıralarından «Kültür Bakanlığıyla ne ilgisi var bunların?» sesleri). Onların uygulaması demek ki sizin…

KÂZIM KARAAĞAÇLIOĞLU (Afyon kara hisar) — Ne iligisi var bu konuyla?

SÜREYYA ÖNER (Siirt) — Milliyetçiliği tarif ediyor.

KÜLTÜR BAKANI AHMET TANER KIŞLALI (Devamla) — Sayın arkadaşlar,

Burada, ilgili olsun olmasın.. (AP sıralarından gürültüler). Efendim sabrederseniz, sabırlı olursanız…

SAİT MEHMETOÖLU (Mardin) — Tercüme ettiğiniz eserleri dile getirin beyefendi. O konulara gelin.

KÜLTÜR BAKANI AHMET TANER KIŞLALI (Devamla) — Efendim geleceğim. Sabır edip dinlemiyorsunuz ki, ben anlatayım efendim. Bunları siz de söylediniz, onun için getiriyorum.

CEVDET AYKAN (Tokat) — Sizin gibi aydın bir adama yakışır mı?..

KÜLTÜR BAKANI AHMET TANER KIŞLALI (Devamla) — Efendim, çok somut bir şey söyleyeyim; madem öyleyse kültürden bahsediyoruz, kültürdeki milliyetçilikten bahsediyoruz, lütfen bunun da cevabını verin.

1948 yılında ilkokul müfredat programlarına girmiş olan, milliyetçiliği, milli iktisadi 1968 yılında siz mi oradan çıkardınız, biz mi çıkardık?.. Bu mudur sizin Atatürk Milliyetçiliğinden anladığınız?..

BAŞKAN — Sayın Bakan, lütfen Genel Kurula hitap edin, tahrik edeceksiniz.

SAİT MEHMETOÖLU (Mardin) — Çok rica ederiz. Müfredat programından haberi yok.

NİYAZİ ÜNSAL (Erzincan) — O zaman Genel Müdürdün, sen çıkardın onu.

SAİT MEHMETOÖLU (Mardin) — Ne Genel Müdürü, ben o zaman talebeydim.

BAŞKAN — Genel olarak bitirin şunu Sayın Bakan.

KÜLTÜR BAKANI AHMET TANER KIŞLA LI (Devamla) — Cumhuriyet Senatosunun saygıdeğer üyeleri; (Gürültüler).

BAŞKAN —Beyefendiler, böyle bir usul var mı?.. Nasıl götüreceğiz Bütçeyi? İktidar partisi olarak, itina etmenizi rica ediyorum.

KÜLTÜR BAKANI AHMET TANER KIŞLALI (Devamla) — Efendim, Sayın Benderlioğlu, konuşmalarında Milli Kütüphaneye de değindiler ve oradaki bizim düzenlemelerimizin, sanki bu Kuruma önem vermediğimiz anlamına geldiğini ileri sürdüler.

Milli Kütüphanenin Müdürlük kadrosu birinci derecededir. Küçük bir müdürlük değildir. Ayrıca, daha önce yok iken üç adet ikinci dereceden müdürlük yardımcılığı bizim zamanımızda oluşturulmuştur. Yine bugün Milli Kütüphane, kitaparını koyacak yer bulamayan bir depo durumundadır. Onu, o durumdan kurtarmak için kaç yıldır duran inşaatını yeniden başlatıp, bir an evvel orayı hizmete sokabilmek için 210 milyon lira da bizim Hükümetimiz zamanında oraya tahsis edilmiştir.

Bu vesile ile şunu da belirtmek isterim ki; tüm ülke kütüphaneleri için bir merkezden teknik hizmetler üretecek yeni bir programın hazırlığı içindeyiz. Bunu Milli Kütüphane çerçevesi içerisinde örgütlemenin hazırlığı içerisindeyiz.

Milli Kütüphanede ulusal ve uluslararası düzeyde bibliyografik dokümanter hizmet görmesini sağlayacak yeni bir hizmet birimi de yine bizim zamanımızda oluşturulmaktadır, bu vesile ile belirtmek isterim.

Sayın Benderlioğlu, bizim zamanımızda milliyetçiliğe aykırı düşen hatta ulusallığa aykırı düşer bir yayın politikası izlendiğini burada dile getirdiler ve sol yayınların ilk planlara geçirildiğini öne sürdüler.

Arkadaşlar;

Şimdi, hiç bir yorum yapmadan, insaflarınıza sığınarak, 1978 yılı içerisinde yaptığımız yayınların isimlerini size sunuyorum. Bu eleştiri ile nasıl bir ilgi bulunup bulunmadığının takdirini sizlere bırakıyorum.

İlim ve Musiki, Cenupta Türkmen Oymakları (Bir ve ikinci cilt), Bahar Çelengi (Bir ve ikinci cilt). Batı Trakya Türk Folkloru, Anadolu Artukoğulları Türk Mimarisinin Gelişmesi, Türk Kültür Tarihine Giriş (Beş cilt), İslam Sûfileri, Divriğide Ev Mimarisi, Kur’an Tercümesi, Sözlük (Cilt iki), İslam Ansiklopedisi (129 ncu fasikül). Küçük Türk İslam Ansiklopedisi (İkinci fasikül). Ulusal Kültür Dergisinin birinci ve ikinci sayıları.

Sayın arkadaşlarım;

Eğer siz bunları, milliyetçi bir anlayıştan sapma ve buna ters düşen bir yayın politikası olarak değerlendiriyorsanız bu, tamamen sizin bileceğiniz bir şeydir.

UĞUR ALACAKAPTAN (Ankara) — Ülkücülük takvimi var mı?

KÜLTÜR BAKANI AHMET TANER KIŞLALI (Devamla) — Efendim?

BAŞKAN — Lütfen efendim,

KÜLTÜR BAKANI AHMET TANER KIŞLALI (Devamla) — Kültür ve Sanat Dergisine gelince; son derece değerli bir yayın olduğunu hepimiz kabul ederiz. Ne yazık ki; çok pahalı bir yayın niteliğindeydi. Bir tek sayısı 3,5 milyon liraya maloluyordu. Bu nedenle, bu yayınımıza devam ettiğimiz takdirde, başka yayınlarımızdan çok büyük ölçüde fedakârlık etmek zorunda kalacağımızı düşündüğümüz için; ondan vaz geçip, onun yerini alacak başka yayınların planlaması içindeyiz. Örneğin; siz dediniz ki, «Bunun yerine Ulusal Kültür yayınlanıyor». Hayır, onun yerine Ulusal Kültür yayınlanmıyor; aylık «Milli Kültür» diye bir dergimiz vardı, onun yerine «Ulusal Kültür» ü üç ayda bir yayınlıyoruz. Dört ayda bir çeviri dergisini yayınlamanın planları ve hazırlığı içindeyiz. Yılda bir, Türkçe’den yabancı dile çevrilmiş olarak bir dergi yayınlamanın hazırlığı içindeyiz ve Kültür ve Sanat Dergisinin yerini alacak, Türkiye’nin tarihsel ve kültürel zenginliklerini çok iyi bir baskı ile; ama böyle dergi şeklinde değil de, kalıcı bir kitap şeklinde verecek başka bir yayının hazırlıkları içindeyiz.

Gelelim, Türk Musikisi Devlet Konservatuvarında Sayın Adalet Partisi Sözcüsünün deyimi ile; «Babamın çiftliği gibi»; yaptığım icraatın içyüzüne.

Sayın arkadaşlarım;

Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı, 400 kadar öğrenciyi içinde barındıran değerli bir kuruluşumuzdur. 400 öğrenciye karşı da 96 öğretmen bulunmaktadır. Bu öğretmenlerden bir tanesi kadrolu, 56 tanesi sözleşmeli, 39 tanesi de ders başına ücretlidir.

Arkadaşlar;

Niçin 22 arkadaşımızın sözleşmesini feshettik?

Nedenlerini arz ediyorum. Bir defa şunu peşinen söyleyeyim ki; bu 22 sözleşmenin feshedilmesi demek bu arkadaşlarımızdan, orada ders vermek için yararlanılmayacak demek değildir. Sözleşme hükümleri, iki ay önceden haber verilmediği takdirde, sözleşmenin bir yıl daha uzamasını gerektiriyordu. Bu nedenden dolayı, iki ay önceden böyle bir önlem almak gereği doğmuştur.

Şimdi nedenlerini açıklıyorum.

  1. Kadro şişkinliği.

Dört öğrenciye bir öğretim üyesi düşmektedir..

Çok somut olarak kanıtını vereyim. Bu sözleşmelerde bir öğretmenin haftalık ders yükünün 12 saatten az olamayacağı belirtilmişken, sırf bu kadro şişkinliği nedeni ile 12 saat yerine, haftada iki saat, haftada üç saat, haftada dört saat ders veren çok sayıda öğretim görevlisi bulunmaktadır.

  1. Bu arkadaşlarımızdan 15 tanesi, emekliye ayrıldıktan sonra emekli maaşına ilaveten, sözleşme ile çalıştırılan arkadaşlardır. Oysa, gerek Maliye Bakanlığımızın, gerekse Devlet Personel Dairemizin görüşü odur ki; büyük zorunluluk olmadıkça, emeklilik maaşına hak kazanmış olanlardan sözleşme dışındaki yollarla yararlanılmak yoluna gidilmelidir.

Bu konunun ne kadar istismar edildiğini sayın arkadaşlarımıza gösterebilmek için bir örnek vereyim. Bu arkadaşlarımızdan bir tanesi, bu 15 kişiden bir tanesi kadrolu olarak göreve girmiştir. Aradan dokuz ay geçtikten sonra kendi isteği ile emekli olmuştur; emekli olduğunun ertesi günü haftada iki saat ders karşılığında 11 bin lira ile sözleşme yapmıştır.

Arkadaşlarım;

Şimdi, insaf ediniz. Burada ben değil de, benim yerimde siz olsanız, herhangi bir arkadaşımız olsa, her halde böyle bir duruma göz yumamaz.

  1. Bizim, Kültür Bakanlığı olarak kendi bünyemizde olan kuruluşlarımız var. Eğer bu okulun bazı öğretmen gereksinmesini bu kuruluşlarımızın elemanlarından yararlanarak karşılayabil i yorsak, bu yola gitmemiz çok doğaldır. Örneğin; Klâsik Türk Musikisi Devlet Korosu Kültür Bakanlığına bağlıdır. Yine İstanbul’da olan İstanbul Devlet Konservatuvarı, İstanbul Opera ve Balesi, İstanbul Flarmoni Orkestrasının çok değerli elemanları vardır ve bu Türk Musikisi Devlet Konservatuvarının gerektirdiği öğretmenlerin önemli bir kesiminin bu kadrolarca karşılanması yolu açıktır.

Arkadaşlar;

Bu bilgiyi verdikten sonra, başka bir bilgiyi daha çok hızlı bir biçimde vermek isterim.

Yapılan bir soruşturma ortaya çıkarmıştır ki; başta bu Kurumun Sayın Başkanı olmak üzere, bir yıl içerisinde, 1978 yılı içerisinde 104 saate kadar derse gelmeyen öğretmenler vardır, aylarca derse gelmeyen Öğretmenler vardır ve bunlar hakkında Sözleşme hükmüne aykırı olarak hiç bir işlem yapılmamıştır.

Yine Sözleşmenin başka bir hükmü, bu öğretmenlerin, sözleşmeli çalışan öğretmenlerin başka hiçbir yerde, hangi nitelikte olursa otsun, ücretli olarak çalışmalarını engellemektedir. Oysa, yine soruşturma ortaya çıkarmıştır ki; bu öğretmenlerin önemli bir kısmı, Bakanlığımızdan hiç bir izin almadan, daha önce bağlı bulunduktan Milli Eğitim Bakanlığından hiç bir izin almadan, Sözleşme hükümlerine aykırı olarak, başka yerde de aynı zamanda ücretli olarak çalışmaktadırlar. Hatta bazıları, başka yerde de ikinci bir sözleşmeyle çalışmaktadır ki, son derecede uygulamaya aykırı bir durum.

Arkadaşlarım;

Dördüncü yılma girmiş olmasına rağmen Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı hâlâ bir müfredat programına sahip değildir.

Sayın arkadaşlar;

öyle sanıyorum ki,

BAŞKAN — Efendim, beş dakika kalmıştır. Lütfen konuşmanızı ona göre ayarlayınız.

KÜLTÜR BAKANI AHMET TANER KIŞLALI (Devamla) — Efendim, sataşmalar nedeniyle geçen zamanı da gözonüne alırsanız, çok memnun olurum.

BAŞKAN — Devam ediniz.

KÜLTÜR BAKANI AHMET TANER KIŞLALI (Devamla) — Teşekkür ederim.

Sayın Adalet Partisi Sözcüsünün, öyle zannediyorum ki, bize yönelttiği ithamlar genellikle bu çerçeve içerisinde kalmaktadır.

 

Özür dilerim, öbür tüm arkadaşlara teşekkürlerimi bildirerek, başka bir Adalet Partili arkadaşımın burada bana yönelttiği iki ithama, iki suçlamaya yanıt vermek isterim.

Adalet Partisi Grup Başkan vekili Sayın Ömer Ucuzal, benim, «Marks İçin Anahtar Kitabı» nı ne için çevirdiğimi…

BAŞKAN — Adalet Partisi Grup Başkanıdır efendim Ömer Ucuzal.

KÜLTÜR BAKANI AHMET TANER KIŞLALI (Devamla) — Başkanı mı? Özür dilerim efendim.

Sayın arkadaşlar; benim 20 yıldır, önce gazeteci olarak, sonra üniversite öğretim üyesi olarak, daha sonra da Kültür Bakanı olarak, bir siyaset adamı olarak düşüncelerimi açıkladığım son derece bol kaynak vardır; kimisi yazılı, kimisi makale şeklinde, kimisi kitap şeklinde, kimisi konferans şeklinde. Oraları açarlar, benim düşüncelerimden karşı olduklarını getirirler, saygı duyarım; eleştirirler, bu en doğal haklarıdır. Bakanlığım süresince yaptığımız yayınlardan, çeşitli etkinliklerden örnekler verirler, bunların kendilerine ters düştüğünü ortaya koyarlar; buna da saygı duyarım; ama benim yaptığım bir çeviriyi alıp da, niçin o kitabı çevirdiğimi sormaları, niçin başka bir kitabı değil de, o kitabı çevirdiğimi sormaları ve sanki, o kitaptaki bütün düşünceler benim düşüncemmiş gibi yorumlamaları. (Kusura bakmasınlar) demokrasiye, düşünce özgürlüğüne duyulan bir inançsızlığın ifadesidir gibi geliyor bana. (CHP sıralarından «Bravo» sesleri)

Bütçe Karma Komisyonunda da getirdiler bu konuyu, Ben, çıkıp da Hitler’den çeviri yapsaydım, şimdi ben Hitler’in görüşlerini benimsemiş mi olacaktım?.. Willy Brand’dan çevirseydim, ben Willy Brand’ın görüşlerini benimsemiş mi olacağım?.. Jean – Paul Sartre’den çevirsem, onunla özdeşleşmiş mi olacağım?.. Arkadaşlar, hiç ilgisi yok. İçimizde bulunan birçok arkadaşımız, örneğin, Siyasal Bilgiler Fakültesindeki (Eski bir öğretim üyesi olmakla gurur duyarım) bir çok arkadaşımız, kendi görüşlerine çok ters düşen yapıtları Türkçeye çevirmişlerdir. Örneğin, sağcı düşünceyi çeviren arkadaşım, aslında o düşünceye hiç inanmayan, tamamen tersi düşünceye inanan bir arkadaşımdı; ama niçin çevirdi?.. Gördü ki, Türkçede böyle bir boşluk vardır; gördü ki, öğrenciler için böyle bir boşluk vardır; bunu çevirdi. Bu düşüncelerle onu suçlamaya kalkışmak özür dilerim, çok ilkel bir hukuk anlayışı olur.

Sansür konusuna geliyorum.

Eğer Sayın Ucuzal’ı dinlerseniz, şu kanıya kapılabilirsiniz; Sanki biz, ceza yasalarında değişiklik yapacağız; şimdiye kadar yasaların suç saydığı eylemleri oradan çıkaracağız, ondan sonra «Buyurun, istediğiniz filmi gösterin» diyeceğiz. Hayır; bunun böyle olmadığını kendileri de biliyorlar. Ben gayet açıklıkla demişim ki, «Yasal denetim devam edecektir.» Ama neyi değiştiriyoruz?.. Ön denetimi. «Sansür» dediğiniz şey, ön denetimdir.

Arkadaşlar;

Sansürü, yani ön denetimi, yasal denetimin aksine olarak devlet memurları yapar. Hiç bir güvencesi olmayan, belirli bakanlıklara bağlı olan birtakım memurlar yapar. İşte, bizim karşı olduğumuz odur; yoksa, yargı denetimi sonuna kadar bu yasama organının öngördüğü ölçülerde elbette ki sürecektir. Peki, başka ne değişecek?..

Seks filmlerini, önümüze bir örnek olarak getirmek inceliğini gösterdiler. Kendilerini milliyetçi olarak ilan eden kişilerin oluşturduğu hükümetler döneminde, bugün hangi filmler oynuyorsa, o gün de onlar oynuyordu ve o sinemaların önünden hâlâ, bugün olduğu gibi, o gün de geçenlerin önemli bir kısmının yüzleri kızarıyordu. Ben bunu Bütçe Karma Komisyonunda açıkladığım zaman bütün Adalet Partili arkadaşlar dinlediler. Biz neyi getiriyoruz bir yasayla?.. «Bu tür filmlerden afiş kalksın» hükmünü getiriyoruz; daha doğrusu, «Bu tür filmlerin afişlerinde resim bulunmasın» hükmünü getiriyoruz. Arkadaşlar, bu, ahlâk anlayışı açısından bir geriye gidiş midir; yoksa, toplumun ahlâkına duyulan saygıyı vurgulamak için girişilmiş bir girişim midir?… Bugün herkes gidip seyredebiliyor o filmleri; çocuk da seyredebiliyor. Başka neyi getiriyoruz?.. «18 yaşından küçükler sokulmasın bu sinemalara» diyoruz. Yalnız afişlerde resim bulunmamakla kalınmasın; ama 18 yaşından küçükler de giremesinler. Bundan sonra serbest mi bırakıyoruz?.. Yargı denetimi, yasama organının değiştireceği ana kadar yürürlükte olan hükümlerin çerçevesinde elbette ki geçerlidir; sonuna kadar da işleyecektir.

Arkadaşlarım;

Şimdi, bütün bunlar gösteriyor ki, (Gene büyük bir mutluluk içerisinde sözlerimi bitirdiğimi ifade etmek isterim) arkadaşlarımız bizim uygulamalarımızda, uygulamalarımızın her alanı dahil, hatta o konuyla ilgili yaptığımız konuşmalar dahil hiçbir, somut eleştiriye neden olabilecek husus gösterememektedirler; fakat haklı – haksız, kendi kişisel eğilimleri doğrultusunda kızdıkları bazı noktaları, altını çok iyi araştırmadan buraya getirmektedirler. Şunu bir kez daha belirtmek isterim:

Şu anda Divanda bulunan Sayın. Hüsamettin Çelebi, geçen yıl burada konuşurken bana bir soru yöneltmişti; «Öyle kültür müsteşarları veya kültür bakanları (Bazı dönemde müsteşarlık bazı dönemde bakanlık) gördük ki; toplumu geçmişte yaşatmak istediler. Öylelerini de gördük ki, toplumunu geçmişinden koparıp tamamen geleceğe yöneltmek istediler. Siz hangisini izleyeceksiniz?.. » dediler.

Arkadaşlar;

İkisi de olanaksız. Kültür, geçmişle gelecek arasında bir köprüdür. Biz, geçmişinden bugününü anlamak ve değerlendirmek için yararlanıp, geleceğini kurmak için çalışan bir anlayışa sahip kuşaklar yetiştirmek istiyoruz. Bizim kültür siyasetimiz ulusaldır; yani başka bir deyişle milliyetçidir; daha doğrusu millidir. Bizim kültür siyasetimiz, demokratiktir; bizim kültür siyasetimiz, halkçıdır. Bu ilkelerden…

BAŞKAN — Sayın Bakan, lütfen bağlayalım.

KÜLTÜR BAKANI AHMET TANER KIŞLALI (Devamla) — Bağlayayım efendim.

Bu ilkelerden ödün verdiğimiz zaman, Sayın Meclisinizin bizleri gereği gibi uyaracağına inanıyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN — Teşekkür ederiz efendim.

Sayın Bakan, iki tane soru var. Tabii arzu ederseniz bunlara yazılı cevap verebilirsiniz.

Okutuyorum efendim.

Sayın Başkanlığa

Aşağıdaki sorumun Kültür Bakanı tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasına aracılığınızı rica ederim.

Saygılarımla,

Eskişehir

Hikmet Savaş

Soru:

Eskişehir’in Çifteler ilçesi hudutlarındaki Lidyalılar tarafından yapılan «Yazılı Kaya» abidesi harap ve bakımsızdır. Bu büyük tarihi eseri korumayı düşünüyor musunuz?

 

KÜLTÜR BAKANI AHMET TANER KIŞLALI (Devamla) — Yazılı olarak cevap vereceğim efendim.

BAŞKAN — Zaten yazılı istiyorlar.

Diğerini okutuyorum.

Sayın Başkanlığa

Aşağıdaki sorularımın Sayın Kültür Bakanınca yazılı olarak cevaplandırılması için aracılığınızı saygılarla dilerim.

Cumhurbaşkanınca. S. Ü.

Hüsamettin Çelebi

 

Sorular:

  1. Klasik müziğimizin büyük bestekârı Dede Efendi’ye ait olduğu bildirilen İstanbul’daki evle ilgili gerçeği bulma çalışmaları hangi aşamadadır?
  2. Safranbolu’daki mimari mirasın korunması yolundaki isabetli kararın uygulanması hangi aşamada bulunmaktadır.

BAŞKAN — Yazılı isliyorlar efendim. Her halde bir bildikleri var.

Çok teşekkür ederiz Sayın Bakan, buyurunuz, (CHP, Cumhurbaşkanınca S, Ü, ve MB Grubu sıralarından alkışlar)

Efendim, sıramıza göre son söz Sayın Mehmet Ali Arıkan’ın.

Sayın Arıkan, bir hususu rica edeceğim. Biliyorsunuz. bu bütçe dün görüşülecekti: gerideyiz. Onun için rica edeceğim vaktinde bitirelim lütfen.

MEHMET ALİ ARIKAN (Mardin) — Beş dakika konuşabilir miyim?

BAŞKAN — Takdir size ait beyefendi. Ben sadece hatırlatıyorum.

Buyurun efendim.

MEHMET ALÎ ARIKAN (Mardin) — Muhterem arkadaşlarım;

Çok güzel olan konuşmasını dinlediğimiz Sayın Bakana, evvela huzurunuzda teşekkür etmek İsterim. Konuşmalarının bir yerinde, milliyetçilik konusunda görüşlerini ifade ederken, bazı arkadaşlarımız, sanki milliyetçilik, kültür denen varlığın içinde mütalaa edilemezmiş gibi bir görüşe saplandılar ve itirazlarda bulundular. O halde, izin verirseniz evvela, kısaca kültürün ne olduğunu ortaya koymak istiyorum.

Muhterem arkadaşlarım;

Kültür, iki unsurdan teşekkül eder. Bu ilmidir; kesindir.

  1. Medeni kurallar. Bunlar beynelmilel kurallardır. Kravat, ben de takarım, bir Japon’da takar, Fransız da takar; ama davul zurna, benim sesimdir; milletimin sesidir. O halde…

 

HİLMİ NALBANTOÛLU (Erzurum) — Erzurum’un sesidir.

MEHMET ALİ ARIKAN (Devamla) — Lütfen beyefendi.

O halde ikinci unsur, «Hars» dediğimiz varlıktır. Harsın içine milli örf ve âdetler, milli lisan, milli müzik, milli hasletler; bunların hepsi girer. Ben size ifade edeyim; eğer bir yerde, bir milletin hasletleri yoksa, orada milliyetçilik olamaz. Mademki milliyetçilik, milli hasletlerin ifadesidir ve mademki milli hasletlerin, kültürün teşekkülünde, milli harsın teşekkülünde büyük rolü vardır: o zaman, Kültür Bakanlığı bütçesi görüşüldüğü zaman biz. milliyetçilik üzerinde de görüşlerimizi söyleyebiliriz.

Muhterem arkadaşlar;

Hasletler, halkın içindeki orijinalin tarihi gelişimi ile ifade edilir ve izah edilir. Bunun yanıbaşında iklimlerin, örf ve âdetlerin teşekkülü üzerinde büyük tesiri vardır. Eğer zaman müsait olsaydı, ben bunları misalleriyle gözünüzün önüne sererdim; ama yine kısaca söylemek isterim.

Bir «Kazaska» oyunu vardır, soğuk iklimlerde oynanır. Çünkü, soğuk iklimlerde insanlar tepindikçe ısınır; ama bizim Doğu bölgemizde «Halay» vardır, «Horon» vardır. Sert bir oyun değildir. Hudut çizgisinden aşağı inerseniz orada Arap oyunlarının başında «Çiftetelli» görürsünüz; sakin, ağır bir oyun. Görüyorsunuz ki, iklimlerin milli oyunların teşekkülü üzerinde tesiri, etkisi vardır. Bu kadarını söylemekle yetiniyorum, çünkü zamanımız yok.

Yalnız, ben şunu özellikle belirtmek isterim, ifademin başında da söyledim; milliyetçilikle anaun…

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: