TBMM Konuşmaları

Millet Meclisi 5. Dönem 6. Cilt 155. Birleşim

Yazı Hakkında

Başlık:Millet Meclisi 5. Dönem 6. Cilt 155. Birleşim
Kaynak:Türkiye Büyük Millet Meclisi
Tarih: 07 Haziran 1978, Çarşamba

Yazı

Buyurun Sayın Bakan, söz veriyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Bakan, yalnız sadece o konulara değinin lütfen: ikinci bir sataşma mevzuu yaratmayalım.

 

KÜLTÜR BAKANI AHMET TANER KIŞLALI (İzmir) — Sayın Başkan, Yüce Meclisin sayın üyeleri;

Genel Görüşme istemlerinin gündeme alınma görüşmelerinde ilk sözün bakana verilmesinin sakıncalarını şimdi somut olarak kendimde görüyorum. Sırf bu nedenden dolayı, ilk olarak konuşmuş olmamdan dolayı gerçeklere uymayan bir çok iddiaya cevap vermek olanağına maalesef sahip değilim. İçtüzüğün bana tanıdığı hakkı kullanabilmek için söz almış bulunuyorum. Yalnız Sayın Adalet Partisi Sözcüsü Avni Akyol’un iddialarına değinerek sözlerime son vereceğim.

Sayın Akyol ki, çok ölçülü, ılımlı bir insan olarak bilirdim, Sayın Akyol’un konuşmasını dinlerken, yıllar önce seyrettiğim bir tiyatro yapıtını hatırladım: İki kişi tartışırlarken birden birisi sinirlenir ve ötekisi sorar, «Hayrola, doğru bir şey mi söyledim?» der.

Sayın Akyol, önce, en büyük iddianız gibi görünen iddiayı yanıtlamak isterim. Dediniz ki : «Marksizm, Leninizm yönündeki dönemeçtir. Bunun aksini söyleyemediniz.»

Bu dönemeç, bizim Hükümete gelmemizle açılan kültür dönemeci, ulusal, demokratik ve halkçı bir kültür dönemeci olacaktır. Bunu çok açık olarak söylemiştim, bir daha tekrarlamaktan gurur duyuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Bizi, olmadığımız her hangi…

İHSAN TOKSARI (İstanbul) — Çin Halk Cumhuriyeti söylüyor.

KÜLTÜR BAKANI AHMET TANER KIŞLALI (Devamla) — … Bir kişiyi, grupu veya düşünceyi istediğiniz yere koyamazsınız. İstediğiniz yere koymak için ısrarlı iseniz, bunun somut iddialarını da, somut kanıtlarını da göstermek zorundasınız.

BAHRİ DAGDAŞ (Kars) — Kitap söylüyor, kitap.

KÜLTÜR BAKANI AHMET TANER KIŞLALI (Devamla) — «Anahtar» a geliyorum efendim. (Gürültüler)

BAŞKAN — Lütfen müdahale etmeyin, lütfen müdahale etmeyin.

KÜLTÜR BAKANI AHMET TANER KIŞLALI (Devamla) — Efendim, Sayın Akyol, benim, var olmayan iddialara dayanarak onları yanıtladığımı ve böylece kendi ifadeleriyle, yalana, hileye başvurduğumu öne sürdüler. Bunun birisi milliyetçilik konusu ile ilgili idi, diğeri de özerklik konusu ile ilgili idi.

Yani, iddialarına göre, kendilerinin önergesinde milliyetçilik konusu ile ilgili hiç bir iddia yokmuş; Kültür Bakanının milliyetçilik konusundaki tutumuyla ilgili hiç bir iddia yokmuş; ben, onu, var gibi kabul edip, ona yanıt vermişim!

Şimdi, önce, bunu memnunlukla saptadığımı belirtmek isterim. Demek ki, bizim milliyetçilik görüşümüzü nihayet, o görüşün en sağlıklı, en çağdaş görüş olduğunu kabullenmiş oluyorlar. (AP sıralarından «Yok, yok» sesleri) Efendim, önergede bunun var olduğunu da, izin verirseniz, göstermek isterim. Diyorlar ki, önergelerinde aynen «Önce milli kültürümüzün anakaynaklarını belirten, Türk milliyetçiliğinden hız ve ilham almayı öngören Anayasamızın başlangıcıyla bağdaşmamaktadır.»

Bu, gayet açıktır. Demek ki, Türk milliyetçiliğinden hız ve ilham almayı öngören Anayasamızın başlangıcı ile bizim milliyetçilik anlayışımızın uyuşmadığını iddia etmişlerdir de ben ona dayanarak teker teker milliyetçiliğimizin ilkelerini sıralamışımdır ve sormuşumdur : Hangisine karşısınız?

Memnunlukla görüyoruz ki, hiç birisine karşı değiller; nihayet bizim çizgimize gelmişler. (AP sıralarından «Sen öyle zannet» sesleri) Efendim, bazı hakarete varan iddialarda bulundunuz; lütfedin de, dinleyiniz.

İHSAN TOKSARI (İstanbul) — Siz, zamanında bizi dinlemediniz.

KÜLTÜR BAKANI AHMET TANER KIŞLALI (Devamla) — İkincisi: Anayasaya aykırılık iddialarını ileri sürerken şu maddeleri gösterdiler. (Bunları kendi önergelerinden aldım, bunları ben, var olmuş diye uydurmadım) :

«Madde 41 : İktisadi, sosyal ve kültürel kalkınmayı demokratik yollardan gerçekleştirmek görevi.»

Ben dedim ki, böyle dediğinize göre, özerkliği, demokratik kabul etmiyorsunuz demektir dedim. Bunu ben kendim uydurmuyorum; buradan çıkan sonuç budur, anlam budur.

50 nci madde ne diyor bakın : «Devlet, tarih ve kültür değeri olan eser ve anıtların korunmasını sağlar.»

«Siz özerk bir kurum getirmekle, bu maddeye de aykırı davranıyorsunuz» diyorlar.

Ne demektir bu? «Devlet, tarih ve kültür değeri olan eser ve anıtların korunmasını sağlar» demek, siz özerk kurum getirince, bunu Devletin elinden alıyorsunuz demektir. Bunu ben söylemiyorum; siz söylüyorsunuz. Ben buna dayanarak, «Öyle ise, siz, ya özerk kurumun ne olduğunu bilmiyorsunuz, ya da devletin ne olduğunu bilmiyorsunuz.» dedim.

Sayın arkadaşlar, Sayın Akyol, iddialarını daha da öteye götürdüler; konuyu kişiliğime getirerek dediler ki : «Gerçek bilim adamı, kendi uzmanlık konusu olmayan konularda konuşmaz.»

Sayın Akyol, elbette bu doğrudur. O zaman, siz, tabii sınırınızı çok daha aştınız ve üstelik, dürüstlük sınırını da aşarak, en azından, benim uzmanlık alanlarımın ne olduğunu araştırarak buraya gelmeniz gerekirken, bunu da yapmadınız.

Ben, Anayasa doktorasını, Paris Hukuk Fakültesinde, ünlü Anayasacı Andre Oli ile yaptım Sayın Akyol. Anayasa Hukukunu, izin verirseniz, kendi uzmanlık alanlarımdan birisi olarak kabul ederken, bunda haksızlık etmiş sayılmam. (Gürültüler)

Arkadaşlar, merak etmeyin, çok kısa. Çünkü, uzun konuşmayı gerektirecek şeyler değil bunlar; gayet açık şeyler. Ben, öyle somut iftiralarla, somut hakaretlerle karşınıza gelmiyorum. Bana yapılmış olan haksız birtakım ithamları somut olarak yanıtlamaya geliyorum.

Dediler ki : «Sayın Bakan, Ulusal Demokratik Kültür Politikasına Yaklaşımlar Seminerinin açış konuşmasını yaptılar…» (AP sıralarından gürültüler)

Efendim, lütfedin de dinleyin, biz sizi dinledik.

BAŞKAN — Devam ediniz Sayın Bakan.

KÜLTÜR BAKANI AHMET TANER KIŞLALI (Devamla) — Eğer inanıyorsanız, eğer savlarınızın geçerliliğine inanıyorsanız, dinlemekten korkmamanız gerekir.

Ondan sonra, bu seminerin sonunda yayınlanan bildiriye dayanarak beni itham etmeye kalktılar.

Arkadaşlar…

FEYZULLAH DEĞERLİ (Tokat) — Var mı kültürde «sav» larınız diye bir şey?

BAŞKAN — Devam ediniz efendim. Lütfen müdahale etmeyiniz…

KÜLTÜR BAKANI AHMET TANER KIŞLALI (Devamla) — Efendim, sayın Adalet Partili milletvekili bir arkadaşım diyor ki, «Var mı kültürde, savlarınız; diye bir şey?»

Ben kendilerine soruyorum: Eğer, «sav» sözcüğünü Türkçe kabul etmiyorsanız, «tez» sözcüğünü

mü Türkçe kabul ediyorsunuz? Onu bana söyleyin lütfen?

  1. KUBİLAY İMER (Konya) — «Sav», «tez» in karşılığıdır.

KÜLTÜR BAKANI AHMET TANER KIŞLALI (Devamla) — «Sav», «tez» in karşılığıdır. «Tez» mi Türkçedir?

BAŞKAN — Karşılıklı konuşmayın lütfen; devam ediniz Sayın Kışlalı.

KÜLTÜR BAKANI AHMET TANER KIŞLALI (Devamla) — Efendim, bir insan… Eğer Sayın Akyol dürüst bir insansa, bir insanı ancak kendi görüşleri ile suçlamaya kalkar. Benim yaptığım konuşmadan tek cümleyi alarak suçlamaya kalkarsa hazırım, hepsinin savunmasını teker teker yapmaya hazırım; ama, ben bir seminerin açılış konuşmasını yapmışım, oradan çıkıp gitmişim ve ondan sonra ki – ben sonucu tartışmıyorum, katılırım, katılmam, o başka konu – benim bulunmadığım bir metne dayanarak beni itham etmeye kalkmak, yalnız ahlak anlayışı ile değil, hukuk anlayışı ile de bağdaşmaz. (AP sıralarından gürültüler)

İzin verirseniz, şimdi Marks için anahtar konusuna geliyorum. (AP sıralarından «Evet, gel» sesleri)

Ben, Sayın Akyol ve 12 Adalet Partili milletvekilinin, hakkımdaki Genel Görüşme önergesini okurken merak etmiştim, nereden çıkarıyorlar bu Marksizm ve Leninizmle ilgili iddiaları diye; şimdi dillerinin altındaki baklayı işitmiş olmaktan dolayı da bir ferahlık duyuyorum.

İHSAN TOKSARI (İstanbul) — Oturduğun zaman belli idi ferahlık duyduğun.

KÜLTÜR BAKANI AHMET TANER KIŞLALI (Devamla) — Arkadaşlar, Sayın Akyol, nasıl ki, o seminerin bitiş bildirisine dayanarak beni itham etmeye kalktı ise ve onu yaparken ahlak kurallarına da uymadı ise, burada da uymadı. Bu kitap benim kitabım değil ve bu kitabın önsözü de benîm önsözüm değil. Bunların hepsi sahibine aittir, yazarına aittir; paylaşırız, paylaşmayız, saygı gösteririz göstermeyiz… (AP sıralarından gürültüler) Efendim, izin verin bitireyim de, ondan sonra konuşun.

BAŞKAN — Müdahale etmeyin efendim.

Devam edin Sayın Kışlalı.

KÜLTÜR BAKANI AHMET TANER KIŞLALI (Devamla) — Ben şimdi bir Anayasa Hukuku ve Siyaset Sosyolojisi uzmanı olarak, öğrencilerim için gerekli gördüğüm bazı kitapları Türkçeye çevirirken, bunların arasında – ki, yapabilirdim, Almanca bilmediğim için yapmadım – Hitler’in, «Kavgam» ını da çevirse idim, siz ona dayanarak beni suçlamaya kalkacak mıydınız? (AP sıralarından «Elbette» sesleri)

Hayır, hakkınız yok. Siz bu Anayasayı ve bu hukuk düzenini bilmiyorsunuz demektir. (AP şualarından gürültüler) Bir bilim adamının görevi, öğrencilerini aydınlatabilmek için en sağlam kaynakları onlara sağlamaktır. Marksizm konusunda da, Türkçe’de yalan yanlış, son derece fazla yayın yapılmıştır,  bunların büyük bir çoğunluğu da çeviridir ve bu çevirilerin çoğunluğu da yanlış çevirilerdir, eksik çevirilerdir, kasıtlı ve sapmacı çevirilerdir.

HÜSEYİN CAVİT ERDEMİR (Kütahya) — Marksist konuda da tercüme yaptınız mı?

KÜLTÜR BAKANI AHMET TANER KIŞLALI (Devamla) — Ben bu alanda görevli bir öğretim üyesi olarak, bu konuda gördüğüm Marksizmi, en ciddi olarak açıklayan bir yapıtı Türkçeye çevirmekle öğrencilerime karşı bir görevi yerine getirdiğim kanısındayım. (CHP sıralarından «Bravo» sesleri, alkışlar)

Şimdi iki ufak konuya daha değinerek sözlerimi bitireceğim.

Anayasanın başlangıç kesiminden cümleler alarak önergenize koymuşsunuz; biz de onları Aristo mantığına göre anlayarak yanıtlamaya çalışmışız. Ama siz, Anayasanın başlangıç maddesinde yer alan başka birtakım gerçeklere gözlerinizi kapamışsınız. O başlangıç kesimi, Atatürk devrimlerine bağlılığın tam bilincine sahip olmak gereğinden de söz eder. Biz, Anayasanın tümüne sahip çıkıyoruz; milliyetçiliğine de, kültürüne de, kültür mirasına da. Siz, yalnız işinize gelen yerlerini, o da saptırarak, ancak kendi çıkarınıza, ancak çıkarlarını temsil ettiğiniz kitlelere uygun olduğu ölçüde sahip çıkmaya kalkıyorsunuz. (CHP sıralarından «Bravo» sesleri, alkışlar)

BAŞKAN — Sayın Kışlalı, lütfen konuşmanızı toparlayın.

KÜLTÜR BAKANI AHMET TANER KIŞLALI (Devamla) — Toparlıyorum efendim.

Sayın Akyol eğer beni yanıtlamak istiyor idiyse, benim getirdiğim somut şeylere yanıt vermek zorundaydı. Ben «din konusuna değinmediler hiç» demiştim, işlerine gelmediği için; iki örnek verdim. Önergelerinde itham ediyorlardı, «Kışlalı, kültür politikasında dine gereken önemi vermiyor» diye. Ben, iki somut örnek verdim.

Ben gelmeden önce, kendi zamanlarında yayınlanan, Kültür Bakanlığının yayınladığı kitaplarda, çocuklarla cinsel ilişkileri teşvik eden, hayvanlarla ilişkilerden söz eden yayınlar vardı. Bunlar mı dine saygıdır? Bunları kaldıran kişi mi dine saygılıdır demiştim; yanıt veremediler. (CHP sıralarından alkışlar)

Ben, «İstanbul’da, bir Büyük Sinan’ın eseri olan Süleymaniye Külliyesinin uzantısı, Türk ve İslâm Eserleri Müzesi vardır, oraya gittiniz mi» dedim, yanıt alamadım. «Gidip de, oranın perişan halini görüp de, göz yumdunuzsa suçlusunuz; eğer gitmedinizse, samimiyetsizsiniz» dedim; ona da yanıt alamadım.

Saygılar sunarım arkadaşlar. (CHP sıralarından «Bravo» sesleri, alkışlar)

BAŞKAN — Teşekkür ederim Sayın Kışlalı.

Önerge sahibi Sayın Akyol, buyurun efendim. (AP sıralarından «Bravo» sesleri, alkışlar)

Süreniz 10 dakikadır Sayın Akyol.

AVNİ AKYOL (Bolu) — Sayın Başkan, sayın üyeler; grup adına yaptığımız konuşmamızda, ülkemizin içinde bulunduğu durumun anasebeplerinden en önemlisinin farklı görüş ile, düşman görüş arasındaki farkları anlamazlıktan gelişimiz olduğunu arz etmeye çalışmıştım. Particilik taassubu ile, ideolojik çıkar hesaplarıyla, farklı görüşlere saygılı ve hoşgörülü olma ve davranma duygusunu dahi kaybetmiş olduğumuzu arz etmeye çalışmıştım. Ama, maalesef gördüm ki… Artık aynı kelimeleri kullanmak istemiyorum, polemik yolunu tıkamak, kapamak için istemiyorum; sizlere hiç cevap vermeyi de düşünmüyorum.

SAMİ GÖKMEN (Muğla) — Devam et, devam et.

BAŞKAN — Devam edin efendim.

AVNİ AKYOL (Devamla) — Sataşanlar için söylüyorum.

Aynı yolda Sayın Bakan da, sayın sözcü arkadaşımız da devam ettiler, görüşlerine, suçlamalarına, karalamalarına. İnanınız – konuşmamızı çoğalttık, isteyen arkadaşlara vermeye hazırız – Sayın Bakanın bizi bilgisizlikle suçlamaya kadar; insancıllık, sevgi, saygı laflarının arkasından bizi bilgisizlikle, devlet» kavramını dahi bilmezlikle suçlamaları olmasaydı, kişiliklerine saygı duyduğumuz, görüşlerini paylaşmadığımız Sayın Bakan hakkında, ya da başlatılan kültür dönemeci hakkında, bu derece, kendilerinin ifâde ettiği gibi, istemediğimiz bir konuşma üslubunu seçmezdik.

Ancak, Sayın Bakan, geldiler; yine aynı şeyi yaptılar.

«Çok ölçülü ve ılımlı bilirdim Sayın Akyol’u dediler. Teşekkür ediyorum şahsi görüşlerine. Bütün…

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın